İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 54. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kalkınma ajanslarının kuruluşu,koordinasyonu vegörevleri hakkında kan.tas.(ss.920)

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 54. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Ocak 2006 · 1.993 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 25 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KALKINMA AJANSLARININ KURULUŞU,KOORDİNASYONU VEGÖREVLERİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.920)); konuşma 1.993 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Kalkınma ajanslarının kuruluşu,koordinasyonu vegörevleri hakkında kan.tas.(ss.920)”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 25 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2006-01-25-kalkinma-ajanslarinin-kurulusu-koordinasyonu-vegorevleri-hakkinda-kan (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kalkınma ajansları konusunda, aylarca önce yaptığımız ilk turlardan sonra, bu hafta -bu üçüncü gündür- ikinci ve herhalde son turu yapıyoruz. Kanunun son iki maddesi görüşülüyor. Bu iki maddede, ben, Partimiz adına ve şahsım adına görüşlerimizi ifade edeceğim.

(x) 920 S. Sayılı Basmayazı 2.7.2005 tarihli 124 üncü Birleşim Tutanağına eklidir.

Şimdi, aslında, dünkü görüşmelerde de, kalkınma ajansları konusunda söylenebilecek her şey neredeyse söylendi. Daha önce de söylenmişti gerçi. Bu tasarıda, ilk, bütünü üzerinde, geneli üzerinde konuşmayı da ben yapmıştım.

Şimdi, soru şu: Biz, burada bu kadar konuşuyoruz, komisyonlarda konuşuldu; acaba, burada yapılan bu yapıcı ve uyarıcı eleştirilerden iktidar ne kadar yararlanıyor? Biz, açıkçası, buna dair bir işaret göremiyoruz. Yani, bu yapıcı ve uyarıcı eleştirilerden iktidarın bir yarar sağladığını; yani, buna dönük birtakım düzenlemelere gittiğini... Örneğin, bu maddeye geçmeden önce kanunu geri çekip, tekrar bazı maddeler görüşülebilir. Bunlarla ilgili hiçbir işaret göremedik.

Burada neler söylendi; özetle şu: Bir kere, burada getirilen, bu, adı önce "bölge kalkınma ajansları" olan; ama, daha sonra, bu, bölge idarelerini çağrıştırıyor diye "bölge"sini çıkarıp, sadece "kalkınma ajansları" diye getirilen düzenlemenin, aslında Anayasada tanımlanan bir kamu yönetimi anlayışına uymadığı söylendi. Gerçekten, ne olduğu belirsiz bu yeni kuruluşun, bir kamu tüzelkişiliği olarak tarif edilmeyen, ama, bir tüzelkişilik olarak tarif edilen, aslında, yönetiminde özel sektörden, belki de -belli değil o- sivil toplum kuruluşlarından da bazı temsilciler yer almakla birlikte, esas olarak kamu idarecilerinin -başta vali olmak üzere ki, valiler bunun başında- bulunduğu böyle bir yapının bir kamu ve kamu kaynağı kullanan bir yapının, bir kamu tüzelkişiliği olarak tarif edilmesi gerekirken, bunun böyle tarif edilmediğini görüyoruz. Yani, ne kamusal ne özel; ne özel ne STK olduğu belli değil. Ne yerel ne merkezî olduğu belli değil; çünkü, anayasa tanımına göre, bunu ne merkezî bir yapıya, ne de yerel yönetim birimi yapısına uygun göremiyoruz. Bir devekuşu misali bir şey var ortada; biraz ucube tarzı bir kademe yaratılıyor.

Tabiî, bunun ulusal mı, yoksa uluslararası nitelikte mi olacağı da çok net değil; çünkü, uluslararası bağlantılar kurabilen bir yapı getiriliyor.

Şimdi, burada getirilen eleştirilerde şu söylendi: Burada, yeni kademeler getiriyorsunuz, bürokrasiyi azaltalım diyorsunuz; ama, yeni bürokrasi yaratılıyor ve aslında bürokrasiye dıştan müdahale mekanizması getiriliyor, yeni denetimdışılıklar getiriliyor, kamu kaynaklarını harcayan yeni birimler oluşturuluyor ve bunlar denetim dışına çıkarılıyor, en azından kamu denetimi ve yasama denetimi dışına çıkarılıyor.

Şimdi, bakınız, Türkiye'de il özel idareleri dediğimiz yerel yönetim birimi, bu örgütlenme biçimi, esasen, Batının, bir anlamda, bölge idarelerini düzenlerken başvurduğu yapılardan bir tanesi. Yani, Türkiye'deki il özel idaresi yapısı, aslında, pekâlâ, sizin bu getirmek istediğiniz -adı gerçekte bölge kalkınma ajansları olan- yapıyla uyuşabilecek bir yapı. Zaten, 3 tane il için tek illi bir örnek getirerek... Yani, İzmir, Ankara, İstanbul için ve ileride belki başkaları için; ama, en azından 3 tane il için tek il bazında -birden fazla değil- bölge kalkınma ajansı getirdiğiniz için… "Bölge"yi koyuyorum; çünkü, aslında, hükümetin niyetinde, taslağında bu vardı. O zaman, demek ki, diğerleri de olabilir.

Şimdi, eğer, il özel idaresi gibi, bizim tarihsel olarak sınadığımız, deneyimine sahip olduğumuz bir idarî, ekonomik ve siyasî örgütlenme modeli elimizde varsa, bunu niye kullanmıyoruz? Burada sağlam bir temel var, sağlam bir altyapı var. Kaldı ki, eğer biz il özel idarelerini daha da geliştirerek bu modeli sunuyorsak, bu kurumun, bu yapılanmanın arkasında olduğu açıkça görülen AB'nin bize, yok bu olmaz, başka bir şey kurun deme hakkı yok; hakkı yok, elinde bize önereceği model de yok. Yani, Avrupa Birliğinin kendi içerisinde, bir tane, tek model var, bunu bize öneriyor diye bir durum yok. Her ülkede farklı biçimlerde gelişmiş, hatta, bazılarında olmayabilen bir uygulamadan bahsediyoruz. Dolayısıyla, Türkiye'nin böyle dıştan dayatma birtakım konularda kendi geçmiş deneyimlerini, kendi tarihsel, kurumsal yapılarını koruyarak, geliştirerek cevap verebileceği imkânları varken bunları kullanmaması, bizim, giderek, böyle bir teslimiyet anlayışı içerisinde her şeyi gören, dıştan gelen her şey iyidir anlayışına bizi yönelten bir uygulama, bir yeni örnek oluyor bu karşımızdaki kalkınma ajansları.

Aslında, bizim elimizde başka araçlar da var. İl düzeyini aşan birtakım uygulamalar ya da yatırımlar söz konusuysa, elimizde başka bir araç var; mahallî idare birlikleri. Yani, eğer il düzeyini aşan, bölgesel bir şey, birkaç ilin çıkarını, ortaklığını, yatırım ortaklığını ilgilendiren bir şey yapmak istiyorsanız, elinizde mahallî idare birlikleri var, kullanınız. Mahallî İdare Birlikleri Yasası çıkmış, kullanabilirsiniz.

Aslında, elinizde başka bir şey daha var. Bölgesel konularda özel idareler kurmuşsunuz. Bunun çok somut bir örneği var; GAP İdaresi var, GAP Bölge Kalkınma İdaresi var. Bunun işleyişini çok iyi bulmuyorsanız, geliştiriniz, düzeltiniz; ama, Türkiye'nin böylesine bir deneyimi, dünyada çok fazla da örneği görülmeyen böylesine büyük bir projeyi başarıyla bir şekilde getirmiş bir deneyimi varken, bunu daha da başarılı kılma imkânı varken, sadece bir enerji öncelikli proje olarak çalışan GAP'ı, daha tarımsal öncelikli, kırsal kalkınma öncelikli bir yapıya dönüştürme imkânları zorlanabilecekken bunu bırakmak, bu tür açılımları yok saymak, Doğu Anadolu Kalkınma Projesi (DAP) ya da Doğu Karadeniz Kalkınma Projesi (DOKAP) gibi projeleri, bu tür bölge kalkınma projeleri yönündeki gelişmeleri hiç düşünmemek, yani, bu tür araçları ve olanakları yok saymak ve gidip bir kalkınma ajansları modeline saplanmak. Bunu anlamak gerçekten çok zor.

Şimdi, bakınız, biz, eğer, burada ve komisyonda direnmemiş olsaydık, GAP Bölge Kalkınma İdaresi, 2005 sonu itibariyle -bu yasanın öngördüğü oydu- tasfiye edilmiş olacaktı. Eğer böyle bir şey olsaydı, bunun Türkiye açısından ne kadar büyük bir kayıp olacağını, burada, bir kere daha dile getirmek istiyorum; çünkü, sizin getirdiğiniz modelde, GAP'ın şu an faaliyette bulunduğu illeri üçe bölerek yapmak istediğiniz, GAP'ı üçe bölerek, yani, onun bütünlüğünü bozarak, işlevsizleştirerek ve bir anlamda kısmî bir tasfiyeye uğratarak yapmak istediğiniz şey ile GAP'ın yaptığı arasında hiçbir ilişki yoktur. Üçe bölüyorsunuz, üç ayrı alt bölge orada geliştiriyorsunuz ve o, sadece ve sadece, sanayi ve ticaret odaları, yani, aslında, yerel yatırımcı, işadamı üzerine odaklanıyor. Oysa, GAP'ın iddiası, sadece özel yatırımları teşvik üzerinden değildir. O da vardır içinde; ama, GAP'ın iddiası, bir bütünsel kalkınma projesidir, bölgesel anlamda bütünsel kalkınma projesidir. Dolayısıyla, içinde sadece ekonomik anlamda yatırım teşviki yoktur; bir ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma boyutu vardır. Sizin kalkınma ajanslarında böyle bir boyutu görmek mümkün değil.

Kaldı ki, GAP'ın yapısı içinde, cemaat yapılarını, feodal yapıları tasfiyeye dönük amaçlar vardır. Sizin kalkınma ajanslarında böyle amaçlar görebilir miyiz? Sizin kalkınma ajanslarınız, doğrudan doğruya bu cemaat ve feodal yapılara teslim olacak yapılardır belli bölgelerde.

İslamî holdingler meselesini görüyoruz. Türkiye'de nasıl din istismarı üzerinden, bu Anadolu kaplanlarının bir bölümünün nasıl palazlandırıldığını biliyoruz, görüyoruz -bununla ilgili komisyon oldu, ben de içindeydim- bunu AKP'li arkadaşlarım da gördüler.

Dolayısıyla, bu cemaat yapısını, bu feodal yapıları tasfiyeye dönük bir araç olabilir mi kalkınma ajansları?! Olabilecek, olması gereken GAP'ı tasfiyeye yöneliyorsunuz. Zaten, geri adım atıldı; ama, GAP'ın tasfiyesi gündemde duruyor, bir tarafta asılı olarak var; ama, şimdilik yok. Bu geçsin, bundan sonraki aşama GAP'ın tasfiyesi.

Nihayet, bir başka şey daha söyleyeyim GAP'la ilgili. GAP, bir entegre, senkronize projedir. Böyle bir projeyi bölmek, parçalamak, aslında, bölgesel kalkınma açısından Türkiye'ye verilecek çok önemli bir zarardır diye düşünmek gerekir.

Ulusal planlama anlayışından vazgeçmiş, dokuzuncu planı çıkaramamış; yani, âdeta planlama anlayışını askıya almış bir yönetimin, tabiî ki bölgesel kalkınmayla ilgili çok önemli kaygıları olamaz. Yani, buradaki kalkınma ajansları modelinin de -samimi konuşursak- bölgesel kalkınmayla bir ilgisi yok aslında. Başta, başında bir "bölge" lafı vardı; ama, bu, tam tersine, bölgesel kalkınma meselesini ortadan kaldıran bir uygulamanın adıdır; çünkü, bu, her bir bölgeyi diğeriyle, burada tanımlanan 26 bölgeyi diğeriyle rekabet ilişkisi içine sokan, Avrupa Birliğinden geleceği varsayılan, bu arada, Türkiye'nin kendi kaynaklarını, hem merkezî bütçe kaynaklarını hem il özel idaresi ve belediye kaynaklarını kullanan, yani kamu kaynaklarını kullanan bu yapının bir kalkınma projesi perspektifi içine oturması mümkün değildir.

Şunu sormak lazım: Türkiye'de bu kadar çok araç ve olanak varken, mevcut yapı içinde -yani, mahallî idareleri saydım, mevcut il özel idarelerini ve işte, bu GAP gibi birtakım kuruluşları saydım- bütün bu olanaklar ve araçlar varken, nereden çıkıyor bu kalkınma ajansları? Hani, ilk taslakta adı "tek durak ofisleri" -ofisleri bile değil- "tek durak ofisler" gibi, her bakımdan tercüme kokan, kopya birtakım düzenlemelere gitmek nereden geliyor? Yani "elin aklı benim aklımdan üstündür" anlayışı mı?.. Yani, bunun getirdiği bir küçüklük kompleksi üzerinden mi biz Türkiye'nin sorunlarını çözeceğiz?! Bizim aklımız niye ondan daha aşağı olsun?! Niye biz böyle "tek durak ofisler" gibi -adı şimdi "yatırım destek ofisleri" olan- tercüme metinlerle yola çıkalım?! Yani, biz, Türkiye'nin ihtiyaçları üzerinden mi bunu geliştiriyoruz,yoksa, başkalarının telkinleri üzerinden mi?!

Şimdi, biz, birilerine yaranmak üzerinden model geliştirmeyelim değerli arkadaşlar. Biz, AB karşısında eğer âciz kalmamak istiyorsak, AB'nin birkaç yüz milyon dolarlık şurada yapacağı yardım hiç önemli değil; daha önemlisi, Türkiye'nin üyelik süreci içinde, diğer ülkelerin aldığı ve Türkiye'nin de alması gereken fonları alabilmektir. Avrupa Birliği bize şimdi avuntu paraları vermeye çalışıyor, mekanizmayı kurun diyor; ama, mekanizmayı kurarken, benim idarî yapıma müdahale ediyor. Bu idarî yapıma müdahaleyi ben niye kabul edeyim, biz niye kabul edelim?! Bu kadar küçük kaynaklar için, AB'nin bizim idarî yapımıza böylesine şey sokmasını, müdahil olmasını niye kabul edelim?

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bunun arkasında başka nedenler de olabilir. Yani, bölge kalkınma ajansları ya da kalkınma ajansları -şimdi daha kısası- aslında, toplumca reddedilen ve yasalaşamayan kamu yönetiminin temel ilkeleri ve yeniden yapılandırmanın bir devamı değil mi, onun halkalarından biri değil mi? Yani, aslında, belki de iktidarın çok işine gelen, o, genel kamu yönetimi düzenlemesinin de bir parçası.

Şimdi, kamusal, yerel hizmetlerde, çevre ve altyapı yatırımlarında, özelleştirme, taşeronlaştırma, piyasalaştırma süreçlerinin bir uzantısıyla eğer karşı karşıyaysak, o zaman, Türkiye'de kamusal hizmet anlayışının da giderek içinin boşaltıldığı yeni bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu söylememiz gerekiyor.

Şimdi, bu kalkınma ajanslarının doğrudan uluslararası ilişkiler kurabilecek bir boyuta gelmeleri, bir şekilde bu tür imkânları da ellerinde bulundurmaları, Türkiye'nin bu idarî yapısında çok tanışık olmadığımız, pek alışık olmadığımız bir yapıyı bize, Osmanlı'nın eski uç beyleri uygulamasını neredeyse bize hatırlatan bir uygulama. Eğer istenilen buysa, yani, ülkenin çıkarı, kamu çıkarı, kamu yararı açısından biz bunları anlamlandıramıyorsak, o zaman, neyi, nasıl anlamlandıracağız?!

Belki bir soru da şudur: İş takipçisi devlet anlayışı -bütün bunların sonucu olarak- bizim benimsememiz gereken bir görüş olabilir mi?! Yani, burada birtakım ajanslar kuruyorsunuz, o ajanslar, birtakım yatırımcının -bunlar dış yatırımcılar da olacak, bu yatırımcıların- mümkün olan en hızlı şekilde yatırımlarının yapılmasını sağlayacak. Yani, eğer yatırımların oluşmasında bölgesel, bilmem ne, teşviklerde bir yavaşlık söz konusuysa, bunları düzeltin; buna bir itirazımız yok, destek de verelim; ama, siz, mevcut kamu otoriteleri içine, adı kamusal da olmayan, niteliği belirsiz bir kademeyi sokup, onu kamu kuruluşları üzerinde söz sahibi duruma getireceksiniz; onların, kamu kuruluşlarının yetki alanına müdahale ettireceksiniz, DPT gibi bütün bu işlerde esas sorumlu olması gereken -ulusal ve bölgesel kalkınma planlarında- bir kuruluşun yetki alanına gireceksiniz ve diğer bütün kuruluşların da...

Valiler, kamu ajanı sıfatını taşıyan valiler, yani, aslında, tarafsızlığı esas olan valiler, kendi beldesindeki, kendi ilindeki toplumun bütün kesimlerinin çıkarını kollaması, ilin kalkınmasını gözetmesi gereken valiler, sadece özel sektör çıkarlarına dönük olarak kalkınma ajanslarının fonlarını yönlendirmekle görevlendirilecekler. Ne olacak bu valinin kamu ajanı sıfatı? Acaba, bütün bunları açıklayabilecek misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANDevam edin ve tamamlayın lütfen.

OĞUZ OYAN (Devamla)Şimdi, ikinci konuşmada devam edeceğim; ama, şu kadarını söyleyeyim: Bu yapı içinde, sanayi, ticaret odalarının temsilcilerinin yönetim kurulları içinde olması öngörülmüş. Yani, bu bile, bu kadarı bile, ne kadar eksik bir bakış içinde olduğunuzu gösteriyor. Yani, burada, mesela -bu bölgelerin birçoğu da çok önemli- ziraat odasını bile düşünmüyorsunuz. Yine, tarımla çok ilgisi olan bir borsaları, ticaret borsalarını düşünmüyorsunuz; ama, daha önemli bir şey söyleyeyim. "Ekonomik Sosyal Konsey" gibi... Aslında güçler dengesi zaten hâkim güçler lehine olan bir yapıyı dahi öngörmüyorsunuz. Ekonomik Sosyal Konseyde, hiç olmazsa, göstermelik bile olsa, sendikal konfederasyonlar var, işçi ve memur, bunun yanında birtakım başka kuruluşlar var. Bütün bu yapıyı dahi öngörmüyorsunuz. Yani, hiç olmazsa... Kalkınma kurumlarından bahsetmiyorum; yönetim kuruludur esas buradaki mekanizma, yönetim kurulu içinde bunlar öngörülmüyor. Yani, "sivil toplum kuruluşları" diye bir şey öngörüyorsunuz; ama, o da tek ilden oluşan... Tek ilden sadece oluşuyorsa kalkınma ajansı, orada öngörülüyor. Onun dışında, zaten, adı bile geçmiyor. Yani, 26'dan sadece 3'ü için, o da belki; çünkü, diyor ki, sermaye, oradaki özel sektör temsilcileri "ve/veya STK" diyor. Sadece 3 il için; yani, İzmir, İstanbul, Ankara için. 26 taneden 3'ü için. 23 tanede zaten STK adı bile yok. Şimdi, siz, bunu, bu topluma, bu kalkınma ajanslarını yeni bir demokratik açılım diye sunup, milletin de buna inanmasını bekleyebilir misiniz?!

Teşekkür ediyorum ilginiz için. Tekrar sizle birlikte olacağım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

22 konuşma daha · 25 Ocak 2006

22 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook