Bazı girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla bu süreçte spk'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması gereken önlemler hk. (s.s.1061)
Gaziantep Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 11 Nisan 2006 · 1.476 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi), 11 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI GİRİŞİMCİLERCE HOLDİNG ADI ALTINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN İZİNSİZ HALKA ARZ YOLUYLA TASARRUF SAHİPLERİNİN MAĞDURİYETİNE YOL AÇILMASININ NEDEN VE SONUÇLARIYLA BU SÜREÇTE SPK'NIN SORUMLULUĞUNUN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HK. (S.S.1061)); konuşma 1.476 kelime.
Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep). “Bazı girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla bu süreçte spk'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması gereken önlemler hk. (s.s.1061)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 11 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-04-11-bazi-girisimcilerce-holding-adi-altinda-gerceklestirilen-izinsiz-halka (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kamuoyunda "holdingler" olarak anılan ve büyük ölçüde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açan belli bir dönem uygulamanın ne ölçüde bir mağduriyeti ortaya çıkardığı ve son durumlarının ne olduğu noktasında komisyon raporunun belli ölçüde bir çalışması var. Bu komisyonun kurulması ve çalışması, bu raporu hazırlaması, elbette konunun boyutlarını gözler önüne sermek açısından oldukça yararlı olmuş.
Ancak, raporun ve dolayısıyla da komisyon çalışmalarının eksik yönleri var. Burada, birtakım, o ölçüde komik ve o ölçüde ciddî suçlamalar ve ciddî durumlar var ki, komisyon, bunları yapanlar, bunları gerçekleştirenler hakkında ne gibi bir işlem yapılması gerektiği konusunda da fazla konuyu irdelememiştir. Yani, bu yönüyle, komisyon, belli ölçüde, konuyu araştırmaktan ziyade, geçiştirmek ve bu konunun Meclis gündeminde de "işte, araştırıldı, komisyon çalışmasını yaptı, komisyon raporu yazıldı ve görüşüldü" denilerek, mevzuun, konunun kapatılmasına yönelik belli bir eğilim de ortaya sermektedir. Bunu da belirtmekte fayda var.
Üzerinde durduğumuz konu, eğer sayın milletvekilleri inceleyecek olurlarsa göreceklerdir ki, komisyon raporunun gerçekten komik tarafları var. Aynı zamanda, belli yönleri dikkate alındığı zaman, organize dolandırıcılık şebekesi hüviyetinde mütalaa edilebilecek, nitelendirilebilecek yönleri var. Ayrıca, siyasetçiyi de suçlayan yönleri var. O holdinglerin kurucusu, hatta, bir holding, bir şirket kurucusu bir kişi, siyasetçiler hakkında şunları söylüyor; bunu okumadan geçmeyeceğim: "Suçun üçte 1'inin siyasetçiler…" Niçin siyasetçilerinmiş suç; "bu holdinglere gereken kanunî altyapıyı kurmadan kuruluş izni verenlere ait olduğu…" Sen kalkıp -hangi amaçla olduğunu ben tartışmayacağım- bir holding kuracaksın, insanların millî hislerini, dinî inançlarını, duygularını, yıllardan beri gurbette memleket hasretiyle yaşıyor olmasının getirdiği bir ortamda kullanacaksın, ellerinden parayı yüksek kâr vaadi sunarak alacaksın ve ondan sonra da diyeceksin ki, suçun üçte 1'i siyasîlerin… Niçin; bu şirketler için gerekli kanunî altyapıyı düzenlemeden bu şirketlerin kurulmasına meydan vermiş… A adam, şirketi sen kurmuşsun, bu şirketi sen kurmuşsun, insanların elinden paralarını almışsın, getirmişsin, nerede, ne şekilde kullandığın belli olmayacak şekilde bu paraları değerlendirmişsin ve ondan sonra siyasîlere suç atacaksın, "suçun üçte 1'i siyasîlerin…" Daha yetmiyor, devam ediyor komisyondaki ifadesinde bu adam, bu zatı muhterem, temelde şirket yöneticilerinin tamamının suçlu olmadıklarını, dolandırıcılık niteliğinde işlerin içinde olan bu kişilerin suçlu olmadıklarını, SPK'nın ve bu holdinglere kuruluş izni veren siyasetçilerin suçlu olduğunu ifade etmiştir ve komisyon da, bu adamın bu laflarını dinleyerek kayda değer bulmuş ve buraya aktarmıştır. Evet, birtakım siyasetçiler, birtakım siyasîler suçludur. Bugün, o suçlu siyasîlerin arasında halihazırda bu Meclis çatısı altında bulunanlar da vardır. Hangileridir bunlar; bu kurulan holdinglerin, bir kısmı dolandırıcılık şebekesi şeklinde çalışan organizasyonların adına gidip yurt dışındaki vatandaşlarımızdan para toplanmasına aracılık eden siyasîlerindir suç ve maalesef, bunlardan bazıları, birkaçı -onlar kendilerini gayet iyi bilirler- bugün, bu Meclisin çatısı altında milletvekili sıfatıyla oturmaktadırlar.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Ensesi kalınlar!..
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)O bakımdan, araştırma komisyonunun niçin bu konuyu derinlemesine yeteri kadar incelemediğini, zannedersem fazla tartışmaya gerek yok.
Bu organizasyonların bir kısmı gerçekten iyi niyetli bir başlangıç içerisinde gerçekleşmiş olabilir, sadece bir kısmı; ama, gerek profesyonel yönetici olmamaları gerek konuyla ilgili mevzuata vâkıf olmamaları ve gerekse de zaman içerisinde dürüstlüklerini yitirmiş olmaları dolayısıyla bir kısmını belli bir kenara bırakalım. Ortaya çıkan belli bir zarar var ve halihazırda mevcut olan tesislerin gerçek sahiplerince işletilmesi, profesyonel yöneticiler eliyle işletilmesi şekliyle kurtarılabilecek olanlar var; ama, bunlardan birçoğu gayrifaal. Şirket kurulmuş, aynı kişiler bir başka ad altında bir başka holding daha kurmuşlar; aynı kişiler farklı farklı holdingler kurarak paralar toplamışlar. Siz, bunlara, böyle bir sistemde işleyen düzene iktisadî nitelikte bir organizasyon nitelemesi yapabilir misiniz?! Ortada apaçık organize bir suç var, organize bir dolandırıcılık şebekesi türemiş; hatta, yeri gelmiş ortaklar birbirlerine düşmüşler, şirketin toplanan paralarının ortaya çıkardığı nemalardan kaynaklananları paylaşmak noktasında birbirlerine düşmüşler, birbirlerini suçlamışlar, birbirleri hakkında -burada raporda da var- şikâyette bulunuyorlar. O bakımdan, üzerinde konuşulan konu, oldukça karmaşık ve oldukça çetrefil bir çerçevede.
Raporda, yine, benzer şekilde -benim, okuyunca çok komiğime gitti- bir şirket yöneticisi diyor ki -bir televizyon şirketinden bahsediyor- Kanal 7 televizyonunun hem kendilerine ait olduğunu hem de olmadığını…Şirket, bir televizyon kanalı kurmak noktasında herhalde birtakım fonlar ayırmış, bu fonlar kullanılmış. Dolayısıyla, bu kanalın kendilerine ait olması gerektiğini vurguluyor; fakat, hemen arkasından da ilave ediyor, hem de bize ait olmadığını… Bu kanal ya size aittir ya da size ait değildir.
Televizyona ait tüm mal varlığının kendilerine ait olduğunu; ancak, işletmesinin kendileri tarafından yapılmadığını ifade etmiş. Böyle komik bir şey olur mu ticarî hayatta, iktisadî hayatta? Şirket sizinse, şirketin mal varlığı sizinse, bunu, ya kira karşılığı bir başka kuruluşa kiraya verirsiniz yahut da bunu satarsınız. Bu şirket yöneticisi, hâlâ, buradaki oluşan metanın, televizyon yayıncılığında kullanılan metanın ve televizyon yayını yapan kuruluşun kendilerine ait olup olmadığını da bilmeyecek derecede de bu işlerin dışında ve bu adam şirket yönetiyor ve bu adam, insanların alınterini toplayarak, sizlere para kazandıracağım vaadiyle, gör ki, onların hangi atmosferde hangi duygularını istismar etti. Bu insanların ellerinden paralarını alıyorlar; fakat, sahip oldukları mal varlığının kendilerine ait mi, ait olmadığını da bilemeyecek derecede de bu işin dışındalar.
O bakımdan, konu, sadece araştırma komisyonunun raporunu vermesiyle bitecek ve burada kapanılacak bir konu değildir. Belli bazı yönleri dikkate alındığında, özellikle organize bir şekilde dolandırma amaçlı birtakım fiillerin de olduğu burada gerçek, bunlar dikkate alınarak doğrudan doğruya bu gibi şirketlerin kurucularının ve yöneticilerinin savcılığa suç duyurusuyla beraber gönderilmesine ihtiyaç vardır. Bu yönüyle de komisyon bu çalışmalarını yeteri kadar yerine getirememiştir.
Aynı şekilde, şirket yöneticilerinin, karşılıklı olarak, SPK'yı, Sermaye Piyasası Kurulunu ve Sermaye Piyasası Kurulu yöneticilerinin de şirketlere yönelik birtakım suçlamaları var. Elbette, SPK üzerine düşen görevi zaman içerisinde yeterince yapmamış olabilir; ama, bu noktada, bence, suçlanılabilecek en son kuruluş SPK'dır, Sermaye Piyasası Kuruludur. Çünkü, bir şirketin yöneticisinin "işte, biz mevzuatı bilmiyorduk, fakat, SPK bizi zamanında uyarmadı" gibi bir şeyin arkasına sığınması mümkün değildir. Bir kere, şirket yöneticisinin öncelikle ticaret hukukunun, Ticaret Kanununun kendileriyle ilgili olan yönlerini, Sermaye Piyasası Kanununun kendileriyle ilgili olan yönlerini bilmek veya bilen adamları da yanında istihdam etmek mecburiyeti vardır. Düşünün siz, bir bakıma 5 milyar euro, bir bakıma da bunun 2 katı, 10 milyar euroluk bir fondan bahsedilmektedir, bu fonların yönetiminden bahsedilmektedir ve bu fonları yöneten, şu veya bu ölçüde yöneten kişilerin, biz mevzuatı yeterince bilmiyorduk, SPK bizi uyarmadı gibi gayet masumane bir tavır içerisine girmeleri bence bunların suçunu ve bunların yükünü hafifletmez.
Ben, konu üzerinde fazla konuşmayacağım, fazla durmayacağım; ama, insanlar şu an için şunu soruyorlar: Bizim giden paralarımız ne oldu? Bizim, bu paraların üzerine bir bardak soğuk su mu içmemiz gerekiyor? Şirketlere ortak olduklarına dair ellerinde birtakım makbuzlar var; fakat, bu makbuzların veya ellerindeki değişik adda da olsa belgelerin karşılık ihtiva etmesi gereken şirketlerin bir kısmı ortada yok, gayrifaal, bir kısmı aktif çalışan durumda. O bakımdan, bu insanların mağduriyetinin giderilmesi, bu şirketlerin ekonomiye kazandırılmasından çok daha öncelikli bir konu olarak ele alınması gerekir; çünkü, şirketlerin ekonomiye kazandırılması, yeniden yapılandırılması… Burada, raporda, bazı şirket yöneticilerinin "işte, bize de bir Anadolu yaklaşımı uygulansın; biz, tekrar, kârlı birer şirket haline getirelim" gibi birtakım talepleri var. Böyle bir yöne gidildiğinde, zaman daha da uzayacak; insanlar, buralara ödedikleri alınterlerini, bir ömür boyu gerçekleştirdikleri birikimlerini elde etme noktasında, gerisin geriye alabilme noktasında, yine, bir ümitsizlik içerisinde olacaklardır. Bunun için, öncelikle, tasfiye edilebilecek, para getirebilecek, değer ifade edebilen şirketlerin tasfiye edilip, halihazırda, belli olan, ellerinde belgesi olan ortakların haklarının iadesi, benim için en acil bir konudur. Eğer bu şirketlerin ekonomiye kazandırılması gerekiyorsa, satılsın. Yeni alacak sahipleri, ekonomiye kazandırmak noktasında, bankalarla mı anlaşıyor, hükümetle mi anlaşıyor veya Anadolu yaklaşımı veya bir başka yaklaşım gibi yaklaşım içerisinde mi şirketleri rehabilite ediyorlar; orası beni fazla ilgilendirmiyor; ama, beni en önce ilgilendiren, bir ömür boyu, insanların, kıt kanaat geçinmek uğruna gerçekleştirdikleri birikimlerini, bir an önce, tekrar geri ellerine teslim etmek, bunların mağduriyetlerine son vermek ve bu insanları rahatlatmak gerekiyor. Bu, yurt dışında çalışan işçilerimizin, yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın başına gelen tek bir olay değil. Bir zaman da, işçi şirketleri vardı. İşçi şirketleri kanalıyla da, bu insanların tasarrufları, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunulacak diye Türkiye'ye getirilip, işçi şirketleri halinde değerlendirildi; ama, sonuç, büyük bir fiyasko ve bu insanlar açısından da çok büyük bir hayal kırıklığı. Bu, ikinci bir darbedir. O bakımdan, insanların, ekmek paralarını kazanmak, hayatlarını garanti altına almak amacıyla, yıllarca vatan hasreti çekerek, evlat, uşak hasreti çekerek yıllarca biriktirdikleri bu tasarruflarının acilen kendilerine yeniden döndürülmesini sağlayacak bir sistemin kurulması ve bu sistemin kurulmasına da önayak olacak şekilde, hükümetin, gerekli kanunî düzenlemeler, yasal düzenlemeler neyse, bir an önce Meclisin önüne getirmesi gerekmektedir.
Bir başka husus daha var son olarak değineceğim. Buradan bazı insanlara sesleniyorum: Siyasetinize, ticaretinize, Allah için, Allah'ın adını karıştırmayın. Bu millet, dinin, hem siyaset uğruna hem ticaret uğruna istismarından çok çekmiştir, çok yara almıştır. Belki, bundan en fazla yarayı, din adına ortaya çıkan insanlardan daha ziyade, dinin kendisi almıştır, dinin değerleri almıştır. Bu insanlara sesleniyorum bir kez daha: Lütfen, ticaretinizde, siyasetinizde dini kullanmaktan vazgeçin, dinî referanslardan uzak durun; çünkü, neticede iyi niyetle yola çıkılmış olsa da, sonuçta, insanlar şeytana uyup, yollarını şaşırabiliyorlar; bu durumda da, kalan, o insanlar üzerinde leke değil, kalan, dindarlar üzerinde, dini hayatının bir parçası haline getiren gerçek dindarlar üzerinde, kötü izler oluyor.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
25 konuşma daha · 11 Nisan 2006