Balıkesir ili dursunbey ilçesinde meydana gelen maden ocağındaki kaza hakkında
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 72. Birleşim · 4. yasama yılı · 11 Mart 2010 · 1.610 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ömer Dinçer (AK Parti), 11 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BALIKESİR İLİ DURSUNBEY İLÇESİNDE MEYDANA GELEN MADEN OCAĞINDAKİ KAZA HAKKINDA); konuşma 1.610 kelime.
Ömer Dinçer (AK Parti, İstanbul). “Balıkesir ili dursunbey ilçesinde meydana gelen maden ocağındaki kaza hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 11 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-dincer-23-2010-03-11-balikesir-ili-dursunbey-ilcesinde-meydana-gelen-maden-ocagindaki-kaza (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul)Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle İstiklal Marşı’mızın kabulüyle ilgili yıl dönümü münasebetiyle yüce Meclisimizi tebrik ediyor, nice yıllara bu mutluluğu, bu süreyi tekrarlamaksızın, ama aynı daimiyet içerisinde, süreklilik içerisinde diliyorum.
Ayrıca, Elazığ’da meydana gelen kaza sebebiyle tüm milletimize baş sağlığı diliyor, ölenlere rahmet temenni ediyorum.
Benden önceki konuşmacı arkadaşımın Dursunbey’deki kazayı dile getirmesi sebebiyle bu konuyu tartışmak için bir fırsat verdi, teşekkür ediyoruz. Hakikaten, konuyla alakalı olarak baktığımızda, Dursunbey, bizim izah etmekte zorlandığımız bir kaza olarak ortaya çıktı.
Son yıllarda Çalışma Bakanlığı olarak biz özel bir proje yürütüyorduk. Bu yürüttüğümüz proje, aslında, Türkiye’deki iş kazalarıyla alakalı ve iş güvenliğiyle alakalı kapsamlı bir çalışmanın parçası olarak vardı.
Şunu belirtmekte yarar var: Bizim ülkemizin aslında çalışma hayatıyla ilgili çok temel iki sorunu var. Belki bu sorunları ayrıntılaştırmak, daha çok sayıda sorunu dile getirmek mümkün ama çalışmayan insanlar açısından baktığımızda, işsizler açısından baktığımızda “mesleksizlik” diye bir sorunumuz var, çalışan insanlar açısından baktığımızda da iş güvenliğiyle alakalı bir sorunumuz var. Çok temel iki nokta olarak ben bunu değerlendiriyorum.
Son yıllarda, mesela yine bu meseleyle ilgili olarak baktığımız zaman sorunun büyüklüğünü görebilmek için şunu söylemek mümkün: 2009 yılı rakamları henüz netleşmedi ama 2008 yılında biz bir milyon sekiz yüz altmış beş bin yüz on beş iş günü kaybettik. Bu iş günü kaybının üzerine üretim kayıplarını, meslek hastalığına tutulanları, malullüğü ve ölümlü kazaları da ilave edecek olursak bu ülkenin yaklaşık olarak dört milyara yakın bir kaybının olduğunu söylememiz mümkün. Olayın büyüklüğünü görmek açısından bu rakamın altını tekrar çiziyorum.
Tabii, eğer sorun böyleyse o zaman bu sorunun çözümüyle alakalı da çok daha kapsamlı birtakım tedbirler almaya ihtiyaç var. Mesela, yine bizim, son yıllarda alınan tedbirler neticesinde iş kazalarında ciddi birtakım azalmaların olduğunu da söylememiz mümkün. 2003 yılından 2008 yılı sonuna kadar, aşağı yukarı yüzde 51 oranında iş yeri sayısının artmasına, yüzde 57 oranında istihdam oranının artmasına rağmen, iş kazalarının sayısında yüzde 35 ila yüzde 37 arasında azalma söz konusu oldu ama bu azalmaya rağmen, “Giderek bu iş azalıyor.” diyerek sevinecek bir hâlimiz yok çünkü bu iş kazalarında ölüm oranları, maalesef, gelişmiş ülkelere göre oldukça daha yüksek. Bir insanımız ölüyorsa, iş kazası sebebiyle ölüyorsa, o zaman bütün insanlar ölüyormuşçasına tedbirinin alınması ve acısının yüreğimizde hissedilmesi gerekiyor. Bir insanımız özürlü kalıyorsa veya meslek hastalığına tutuluyorsa, bütün insanlarımız meslek hastalığına tutulmuş gibi tedbir almak ve bu sorundan ızdırap duymamız gerekiyor. Bu açıdan, belki sıfırlamak mümkün değil ama, en kötü ihtimalle her ölümlü can için, her hastalanacak can için bizim bir bütünlük içerisinde tedbir almaya ihtiyacımız var. Biz, bunu, değişik aktörlere değişik roller biçerek yürütebiliriz.
Çalışma Bakanlığı olarak bizim konuyla ilgili üç birimimiz bulunuyor; İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı ve ÇASGEM. İş Teftiş Kurulu Başkanlığında, biz, son zamanlarda denetim sistemlerini önemli oranda değiştirmeye başladık. Şunun farkındayız: Yaklaşık 600 civarında müfettişimiz var, tek tek işletmelere giderek kontrol etmek bu işi çözmemize imkân vermiyor. Sayının yetersizliğinden şikâyet olsun diye söylemiyorum, olayın yaklaşım tarzıyla alakalı bir değerlendirme yapıyorum. Bu rakamın 600 değil de 6 bin olması hâlinde de yine bu sorunun üstesinden gelemeyeceğimizin farkındayız çünkü, mesela, Almanya’da 6 bine yakın iş müfettişi olmasına rağmen, onların da tek tek işletmelere giderek denetim yapmakla bu sorunun çözülemeyeceğini fark ettiklerini görüyoruz. Nitekim, İş Teftiş Kurulunda Almanya ve Belçika’yla, özellikle madencilik sektöründe neler yapıldığına dair eşleştirme projeleri yaptık. Alman uzmanları, bu bahsedilen maden ocaklarında gelip incelemeler yaptılar bizim uzmanlarımızla beraber. Ortaklaşa, Maden Mühendisleri Odasıyla birlikte, işçi ve işveren sendikalarıyla birlikte Çalışma Bakanlığının liderliğinde denetimler ve özel projeler uygulandı. Sadece madencilik sektöründe değil… Çünkü bizim en çok ölümlü kazaların olduğu sektör üç grupta toplanabilir: Bir, metal sektöründe -metal sanayisiyle alakalı- ölümlü kazaların yüzde 15’i bu sektörde oluyor ve iş kazalarının önemli bir miktarı bu sektörde oluyor; ikincisi, madencilik sektöründe, yüzde 10 oranında bir paya sahip, üçüncüsü ise inşaatçılık sektöründedir, yüzde 7,6 oranında bir paya sahip. Böyle olunca, bu üç sektör özel projelerle kontrol ediliyor. Sadece Bakanlığın değil, ilgili bütün sivil toplum örgütlerinin ve aktörlerin, sendikaların, meslek odalarının ve ilgili diğer kamu kurumlarının bir araya geldiği özel projeler yürütüyoruz. İşte, Dursunbey’deki maden ocaklarından bir tanesi bu tip tedbirlerin özel olarak uygulandığı bir maden ocağıydı. Ayrıca, işvereni de bu konulara gönül vermiş, bilinçli bir şekilde iş güvenliği konusunda çalışan bir işverendi. Nitekim belki de bunun en önemli göstergelerinden birisi, daha önceden Bursa-Mustafakemalpaşa’da meydana gelen maden ocağında ilk kurtarma ekibi olarak gelen ve ilk müdahaleyi yapan ekip bu maden ocağından gelmişlerdi ama maalesef o ekip burada bu kez can verdi. Tabii, biz belki resmî olarak baktığımızda birtakım sorumluluklarımızı yerine getirmiş olarak görünüyoruz ama ölen insanlarımızın hiçbirisinin yerine tekrar gelmeyeceğini görerek yüreğimiz sızlıyorsa, orada yaralanan insanların artık bir daha belki de orada çalışamayacağını görüyorsak ve nihayet o bölgedeki insanlar da “Bu maden ocağı açık kalmalı, bizim tek ekmek kapımız.” diyorlarsa bizim hakikaten meseleye bir başka bütünlük içerisinde bakmaya ihtiyacımız var.
Ben buradan şunu söylemek istiyorum: Bakın, Bakanlık olarak biz özel projelerle bu mesele üzerinde duruyoruz. İş kazalarımızın çok büyük bir bölümü, yüzde 81’i KOBİ’lerde meydana geliyor. Bugün özel bir başlangıçla KOBİ’lere yönelik iş güvenliği projeleri başlattık Avrupa Birliğiyle beraber, yine özellikli olarak madencilik sektörü, metal sektörü ve inşaat sektörüyle birlikte. ÇASGEM’de tüm Türkiye’de bu sene planlama yaptık, önümüzdeki aylardan itibaren tam kırk üç ilde yürüteceğimiz bir iş güvenliği seferberliği başlatıyoruz. Meslek odalarıyla ve sendikalarla birlikte iş güvenliği konusunda yeni bir kültür yaratmak ve hem işçimizin hem de işverenimizin dikkatini çekmek üzere program yürütmeye başladık. İş güvenliğiyle ilgili eğitim programlarını özelleştirdik, bütün kurumlara yaydık. Daha önceden sadece Bakanlığın yaptığı programları şimdi Bakanlığın ÇASGEM birimiyle birlikte, üniversitelere, Millî Eğitim Bakanlığının kurumlarına, sivil toplum örgütlerine, meslek odalarına yaygınlaştırmaya başladık ve onlara, belirli şartlara sahip olmaları hâlinde ve bir kapasite yaratmaları hâlinde özel belgelerle yetki vermeye başladık ve bu maksatla, şu anda on yedi üniversitemizde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili eğitim programlarını başlatacak merkezler oluşturulmaya başlandı. Ayrıca, YÖK’le iş birliği hâlinde mühendislik fakültelerinde zorunlu veya seçmeli -duruma göre- olmak üzere iş güvenliği dersleri konulması konusunda mutabakata vardık. Millî Eğitim Bakanlığında, anaokulundan liseye kadar her kademede, çocuklarımızın henüz genç yaşta iş güvenliği meselesine bilinç oluşturmak amacıyla eğitim programları veya okullarda tedbirler alınmasıyla alakalı eğiticilerin eğitilmesi programlarını başlattık ama buradan şunu söylemeyi ben yararlı görüyorum: Aslında bu sadece Çalışma Bakanlığının yapacağı bir çabayla üstesinden geleceğimiz bir sorun değil, bu bir toplumsal sorundur ve bu toplumsal sorunu toplumla bir bütünlük içerisinde yapmalıyız.
Ben şunu söylemek istiyorum buradan, çok açık ve net olarak; nasıl değerlendireceğinizi bilmiyorum, Bakan itiraf etti diyebilirsiniz, ama eğer herhangi bir işçimiz motosikletine binerken kaskını motosikletinin arkasına bağlıyorsa, hiçbir güvenlik tedbiri, hiçbir bakanlığın alacağı önlem ve hiçbir meslek odasının vereceği çaba fayda etmeyecektir. Bunun odak noktasında önce kendi canına ve sağlığına sahip çıkması gereken işçiyi oturtmalıyız. Motosikletine binen işçinin kafasına kaskı koyması gerektiğini yahut da inşaat sektöründe inşaata giren işçinin kafasına bareti koyması gerektiğini, maden ocağına inen işçinin elinde sigara olmaması gerektiğini herkesten önce o işçinin biliyor olması ve bu bilince sahip olması lazım. İş güvenliği tedbiri alınmayan bir işletme ortamında, bir işçinin çalışmayacak kadar bilinçli olması gerektiğini düşünüyorum. Hem bir tarafıyla kot taşlama sektöründe çalışacak hem kayıt dışı olmaya razı olacak hem orada kumlama işçisi olarak görev alacak ama arkasından da biz meslek odalarını ve Çalışma Bakanlığını sorumlu tutacak olursak, burada bir eksiklik var demektir. İşçimizin kumlama yerinde aslında gerekli tedbirler alınmadığı zaman sağlığın ve canın her şeyden önemli olduğunu bilecek kadar bilinçlendirilmesi gerekiyor ama bu yetmez. Aynı zamanda işverenlerimizin de neme lazımcı, sorumsuz, ihmalci tavırlarının önünün kesilmesi gerekiyor. “Hallederiz” yaklaşımından, hangi gerekçeyle olursa olsun, yüksek kâr amacıyla olabilir, ihmalkârlıkla ve sorumsuzlukla ilgili olabilir, insan hayatını önemsememekle alakalı olabilir ama bunların hepsinin bir hesabının sorulacağını onun biliyor olması gerekir.
Bu açıdan bakıldığında, işverenlerimizin de aslında iş güvenliğiyle ilgili tedbirleri almak üzere yapacakları masrafların onlar için bir maliyet ögesi olmadığını, aslında ortaya çıkabilecek çok daha büyük maliyetleri önlemek için bir erken uyarı çalışması olduğunu kabul edecek bir yaklaşım. O yüzden, biz, mesela teftiş sisteminde bir zihniyet değişikliğini de öngörmeye başladık. Gittiğimiz yerlerde mutlaka ceza kesen, mutlaka karşımızdaki insanın eksiklerini bulan değil; ona rehberlik eden, yol gösteren, danışmanlık sunan ve karşı tarafın da “İşte, bu bize sunduğu hizmetle bir tarafıyla benim başıma gelecek bir felaketi önlemeye çalışan bir yardımcı.” gibi algıladığı insanlar olmak istiyoruz. Tabii, bu karşılıklı bir şey. İşverenin böyle bir algılamasının olması bizim Bakanlığın motivasyonunda artacak bir çabadır.
Sadece burayla da yetmiyor. Meslek odalarının her kaza olduğunda gidip demeç verdikleri bir algılama ve rolden çıkmaları, aslında her meslek odasının kendi sektörüyle ilgili bir bilinç yaratacak çabayı ortaya koymasını gerektiriyor. Biz, bu maksatla meslek odalarımızla iş birliği yapmaya hazırız ve işlerini, hepsini kolaylaştırmak istiyoruz. Üniversitelerimizle iş birliği yapıyoruz zaten, Millî Eğitim Bakanlığıyla yapıyoruz, sendikalarımızın yine bu konuda çaba sarf etmeleri gerektiği kanaatini taşıyoruz.
Dursunbey’le ilgili olarak tabii ki biz yaklaşık yirmi gün önce, bir ay önce denetim yapmıştık. Yaptığımız denetimlerde herhangi bir kapatmayı gerektirecek eksiklik bulmadık. Bizim için gördüğümüz en büyük eksiklik havalandırma tahrik motorlarının olduğu yerdeki motorlarda grizu önleyici tedbirlerin olmamasıydı. Ancak bu, maden üretiminin yapıldığı yerde değil maden ocağının girişindeki hava tahrik motorlarıydı, kapatmayı gerektiren bir durum değildi. Bununla ilgili gerekli ikazlarımızı yapmıştık. Yönetici de zaten grizu tedbirli olan motorları getirttiğini bize ifade etmişti. Onun dışında, o maden ocağında geçekten de çok büyük sorunlar oluşturacak bir eksiklik görünmüyordu. Dediğim gibi, orada yapılan çalışmalar bir tarafıyla da pilot niteliği taşıyordu ama o kaza yine oldu. Yakında ön raporlar çıkacak. Hem savcılığın tespit ettiği bilirkişiler hem de Bakanlığımızın uzmanlarının yapacağı raporlar ortaya çıkacak, biz gerçek anlamda sorunun sebebini görebileceğiz. Umarım orada bir ihmalden çok, beklenmedik bir durumun ortaya çıktığı şeklinde olur. Ama bir ihmal varsa, burada herkes emin olmalı ki, onun hesabını kendi nefsimden başlayarak herkese soracağımızdan siz de emin olmalısınız.
Biz, bu vesileyle, Türkiye’de iş güvenliği konusunu toplumun temel meselelerinden birisi olarak algılayacak bir çaba için sizlerden de destek istiyor, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 11 Mart 2010