İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 59. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)

Önder Sav

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 59. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Şubat 2008 · 868 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Önder Sav (CHP), 6 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)); konuşma 868 kelime.

Önder Sav (CHP, Ankara). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 6 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/onder-sav-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÖNDER SAV (Ankara)Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 63’üncü maddesi uyarınca vermiş olduğum önergenin Sayın Başkanlıkça işleme alınmasını şükranla yâd ediyorum, çok teşekkür ediyorum kendilerine.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhuriyet tarihimizin önemli oturumlarından, önemli birleşimlerinden birini daha gerçekleştiriyor. Çok masum ve sıradan bir Anayasa değişikliği gibi sunulmaya çalışılsa da üç maddelik değişiklik, sıradan, basit bir Anayasa değişikliği değildir.

Değişiklik teklifi, metninde ismen yazılı olmasa da üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına yönelik bir tekliftir. 1984 yılından bu yana, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, bu kararlarda ele alınan konularla konu açıklığa kavuşturulmuş, türban konusu, “Velev ki türban siyasi simge olsa ne fark eder?” sözleri üzerine, yeni ve kritik bir aşamaya gelmiştir.

Türbanı “dinî kökenli siyasi bir simgedir” anlayışından yola çıkılarak üniversitelerde serbest bırakmaya çalışmak, tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde ve dışında bu anlayışı bölüşen yol arkadaşlarını da bir araya getirmiştir.

Yüksek Mahkeme kararlarına aykırı olarak getirilmek istenen düzenleme, üniversiteleri, bilimsel özgürlüklerin değil inançların konuşulacağı, ayrımcılığın ve çatışmaların yaşanacağı alan hâline getirecektir kuşkusunu taşıyorum.

Üzülerek söylemek isterim ki, türban tartışmaları, sadece üniversitelerle sınırlı kalmayacak, tüm topluma yayılacak, cumhuriyetin kazanım ve birikimleri türban tartışmalarıyla kemirilmeye çalışılacaktır.

Türbanla ilgili değişikliğe karşı olmamız, inançları gereği örtünenlere saygımızı ötelemez. Anadolu kadınının yüzyıllardır taktığı baş örtüsüyle türbanı eş değer tutmak yanlıştır. Türban bir simge olarak benimsenir ve “Müslüman kadının kimliğidir” algılamasına oturtulursa, türban takmayan üniversite öğrencisi veya kadın Müslüman sayılmaz yanılgısına varılabilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında değinildiği gibi, Türkiye’de, İslami türbanın, bunu takmayanlar üzerinde baskı oluşturabileceği gerçeği unutulmamalıdır. Yine aynı kararda “Laik üniversiteler öğrencilerin kıyafetlerine ilişkin kurallar vazettiğinde, belli kökten dinci hareketlerin yükseköğretimde kamu düzenini bozmamasını yahut başkalarının inançlarına tecavüz etmemesini temin etmelidir.” denilerek, düzenlemenin sakıncaları vurgulanmaktadır.

Görüşülecek olan Anayasa değişikliği metninde -teklifinde- her türlü kamu hizmetlerinden yararlanmakta eşitlikten söz edilmekle “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez.” denilmekte “Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenerek…” denilip, Anayasa’nın 2’nci ve 4’üncü maddelerine aykırı bir düzenlemenin yolu açılmaktadır.

Anayasa değişikliğini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi bir biçim kuralı olduğunda kuşku yoktur. Çünkü bu yasak, belli sayıda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesinin, esasında kendileri için bir hak teşkil eden ve niteliği bakımından da bir yasama işlemi olan Anayasa değişikliği teklif etmelerini önlemektedir. Başka bir deyimle, değişiklik teklifi değişmezlik ilkesi ile çatışıyorsa, Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygun olarak yöntemi içinde yürütülecek ve şayet çatışıyorsa hiç yapılamayacak, yapılmış ise yöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüşse kabul edilip kanunlaşamayacaktır. Bu aktardığım konu Anayasa Mahkemesinin kararıdır, 4’üncü maddedeki değişmezlik yasağına da açıkça aykırıdır. Teklif, bize göre, yapılmamalıydı, buraya da gelmemeliydi, gelememeliydi. Anayasa’ya karşı hile niteliğini taşımaktadır. Çoğunluğa dayanarak Anayasa’nın tebdili, tağyiri niteliğini de taşımaktadır.

Milletvekillerinin olmayan yetkiyi kullanmaları da mümkün değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri elbette yasama faaliyetlerinde bulunacaklar, elbette Anayasa değişiklikleri verecekler. Ama kendilerine Anayasa’nın vermediği bir yetkiye dayanarak teklif hazırlayıp, çoğunlukla bunu Parlamentodan geçirmenin ileriye dönük sakıncalarına değinmekte yarar görüyorum.

Düzenlemeye karşı Yargıtay Başkanlar Kurulu da düşüncelerini belirtmiştir ve Yargıtay Başkanlar Kurulu tamamen bu düzenlemenin Anayasa’nın laiklik ilkesine karşı olduğunun altını çizmiştir.

Ayrıca, değişiklik teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmadan kimi siyasilerin verdiği güvenceler herhâlde anayasalardan, yasalardan üstün değildir. Benim de beğendiğim, sevdiğim bir siyaset adamı “ilk, orta ve liselerde türbanın kullanılamayacağını, liselerin kapısından türbanın giremeyeceğini” söylüyor, “Devlet dairelerinde başı kapalı kadınlar çalışamayacak, başı örtülü olarak da üniversiteye giden bir kız ileride devlet dairesinde çalışacağını düşünmesin.” diyor. Tabii, bu güvenceler buza yazılan yazı gibidir, kısa zamanda unutulur, bu yasaklar da aşılır ve delinir. Bu sözler… “Ne delinecek, -herhâlde- onlar anlamaz, biz daha iyi anlarız.” mı demek istiyor siyasiler? Cumhuriyetin vazgeçilmez temel dayanağını oluşturan laiklik ilkesinin ve Yüksek Mahkeme kararlarıyla çerçevesi çizilmiş olan laikliğin doğrudan ve dolaylı düzenlemelerle zayıflatılması kesinlikle kabul edilemez. Yargıtayın, yargı kuruluşlarının kararlarını yok sayarak geçiştirmeye çalışmak çok haklı gerekçelere dayanmaz. Tabii, bu sözlere karşı türbanla nasıl siyaset yapılacağını, altını çizerek, örneklerini vererek topluma duyurmanın da pek yararı yoktur. Belki, din ulemasına sorarak bunu çözmek daha mümkün olabilir, bazılarına göre.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)Baykal’a sor yeter, dün açıkladı.

ÖNDER SAV (Devamla)Ellerine geçirdiklerini sandıkları yetkiyi Türkiye Büyük Millet Meclisinde kullanmadan önce çok dikkatli davranmaları gerekir.

Tabii, türbanla nasıl siyaset yapılacağının çok kaba örnekleri de sergilenmektedir. Bir siyaset adamı “Biz bunun sonuçlarına razıyız, biz ne yaptığımızı biliyoruz; maliyetini de, bedelini de ödemeye hazırız, hasadını da yapacağız.” diyor. Korkarım, türban üzerinden siyaset yaparak hasada çıkanlar, amiyane tabirle, haşat olacaklardır. (CHP sıralarından alkışlar) Ellerine geçirdiklerini sandıkları elma şekerini Adalet ve Kalkınma Partisi yiyecek, sapı da hasada çıktığını sananların elinde kalacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, deneyimli siyaset adamları da endişelerini dile getiriyor, türban ortaklarını uyarıyor, “Toplumu kamplara bölmeyin, yol yakınken dönün, bindiğiniz alamet sizi kıyamete götürür.” diyor. Kimi siyaset adamları da Anayasa’nın ve hukukun üstüne çıkarak hukukun üstünlüğünden habersiz sözler söylemek cesaretini gösterebiliyorlar. “Güvence biziz, laik sistemi bizler savunuyoruz.” diyebiliyorlar. Bu kürsüde İsmet Paşa olsaydı, herhâlde “Hadi canım sen de!” der, geçer giderdi.

Laiklik klasik tanımıyla din ve devlet ayrılmasından daha geniş kapsamlıdır. Laiklik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur. Aklın öncülüğünde, bilimin ışığında, uluslaşmanın, ulusal egemenliğin, çağdaşlaşmanın temel harcıdır, şemsiyesidir. O şemsiye delinirse herkes sağanak altında kalır.

Bu anlamdan, bu tariften yola çıkıldığında, tarikat şeyhi Gulbettin Hikmetyar’ın önünde diz çöken siyasetçiler asla laikliğin güvencesi olamazlar! (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

89 konuşma daha · 6 Şubat 2008

89 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook