İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
GENEL KURUL · 13. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

DEM PARTİ Grubu önerisi münasebetiyle

Onur Düşünmez

Hakkari Milletvekili · DEM Parti

Genel Kurul, 13. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Ekim 2024 · 497 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Onur Düşünmez (DEM Parti), 30 Ekim 2024 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEM PARTİ Grubu önerisi münasebetiyle); konuşma 497 kelime.

Onur Düşünmez (DEM Parti, Hakkari). “DEM PARTİ Grubu önerisi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 30 Ekim 2024. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/onur-dusunmez-2024-10-30-dem-parti-grubu-onerisi-munasebetiyle (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=128263

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

DEM PARTİ GRUBU ADINA ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli halklarımız ve cezaevlerinde direnen yoldaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de yönetim ve hukuk pratiğinde hemen her dönem yapısal bir sorun olarak var olan ayrımcılık, ötekileştirme sorunu son yüzyılda ciddi bir demokrasi ve hukuk krizine dönüşmüş durumdadır. Bu ayrımcılığın ilk elden ve en şiddetli yansıdığı mekânlar hapishanelerdir. Ayırımcılığa hem infaz rejimi hem de hapishanede tutulma koşulları itibarıyla en fazla siyasi mahpuslar maruz kalmaktadır. Olağanüstü ve ayrımcı infaz uygulamalarının en belirgin örneği mahpuslar üzerinde mutlak iletişimsizlik hâline bürünen tecrit uygulamalarıdır. Tecridin Kürt sorununda çözüm ya da çözümsüzlük yaklaşımlarıyla doğrudan bağlantısı bulunmaktadır. Çözümsüzlük siyasetinin sürdürülmesi her dönem tecridi derinleştirmiştir. Demokrasiyi, demokratik zihniyeti yükseltememek tecridi, tecrit zihniyetini doğurmaktadır. Tecride karşı çıkış barış için önemli bir adımdır.

2000’li yıllarla birlikte sosyal tecrit modelini benimseyen Türkiye'de F tipi, Y tipi, S tipi ve yüksek güvenlikli hapishaneler, mahpusları dış ortamdan yalıtarak yalnızlaştırmayı, iradesini yok etmeyi, ruhsal ve bedensel olarak yavaş ve sessiz bir imhayı hedefleyen, tecridi, baskıyı ve sağlıksız tutulma koşullarını bilenlerin, insan hakları derneklerinin, hukuk örgütlerinin, tutuklu hükümlü ailelerinin uyarılarını dikkate almadan tek kişilik hücreler şeklinde dizayn edilen bu hapishaneler iradeyi kırmayı amaç edinmiş ama maalesef ki durum bu yönde gelişmemiştir.

Cezaevinden çıkan tabutların sayısı olağan dışı şekilde artmakta, “Cezaevlerinde kalabilir.” raporu verilen hasta tutsaklar cezaevlerinde yaşamını yitirmektedir. Hapishanelerde yaşamını yitiren mahpusların çoğunluğu hasta mahpuslardan oluşmaktadır. Mahpusların içinde bulunduğu sağlıksız koşullar, tedaviye erişememeleri, hastane sevklerinin gerçekleşmemesi veya geciktirilmesi, ringle ve kelepçeyle yapılan hastane sevkleri, ağız içi arama ve kelepçeli muayene dayatmaları sağlığa erişimin önündeki engellerdir. Ağır hasta mahpuslar tedavi olabilmek için tahliye talebiyle yaptıkları tüm başvurulara rağmen başvuru süreçleri sürüncemede bırakılarak ve tıp etiğine uygun olmayan, bilimsel ölçütlerden yoksun ve tekelleşmiş Adli Tıp Kurumu raporları gerekçe gösterilerek tahliye edilmemektedir. Adalet Bakanlığının belirlediği tam teşekküllü hastanelerden alınan raporlar Adli Tıp Kurumu tarafından haftalarca, aylarca bekletilmekte, hastalar ring araçlarıyla saatler süren yolculuklarla İstanbul Adli Tıp Kurumuna çağırılmakta ve çoğu dosya ret kararıyla geri gönderilmektedir. Adli Tıp Kurumu, hastalıkları son aşamaya gelen ve hapishanede tek başına yaşamını idame ettiremeyen hatta yürüyemeyen ağır hasta mahpuslar için dahi “Cezaevinde kalabilir.” raporu vermektedir. Hapishanede kalamayacağına dair rapor verilenler ise savcılık tarafından “toplum güvenliğini tehdit” biçimindeki muğlak ve öngörülemez gerekçeyle sistematik ayrımcılığa uğramakta, yaşanamaz şartlarda yaşamaya ya da ağırlaşan sağlık sorunları nedeniyle hapishanelerde ölümle yüzleşmeye devam etmektedir.

Yok etme, sindirme, yalnızlaştırma politikasının tezahürü bu şekildeyken doğrudan hiçbir fiziki müdahaleye uğramasa dahi süreklileşen tecrit, kötü muamele, sosyal ve kültürel hakların ihlali, beslenme, barınma koşullarının insani olmaması ve benzeri süreçlerde fiziki veya ruhsal sağlık problemleri yaşayan ve herhangi bir sağlık sorunuyla hayatını kaybeden mahpusların ölümü doğal bir ölüm olarak kabul edilemez.

S, Y tipleri ile yüksek güvenlikli cezaevlerinin mahpusların fiziksel ve psikolojik etkilerinin tüm boyutlarıyla incelenmesi, yarattığı olumsuz sonuçların önlenmesi ve infaz rejiminde bu bağlamda yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. MED TUHAD-FED’in tespit edebildiği kadarıyla yaklaşık 140 siyasi mahpus infaz koşullarını sağlamalarına ve dolayısıyla koşullu salıverilme hakkını elde etmiş olmalarına rağmen idare ve gözlem kurulu kararlarıyla bu haksız, hukuksuz, gerekçesiz, keyfiyetçi kararlarla cezaevinde tutulmaya devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

73 konuşma daha · 30 Ekim 2024

Günün kaydı →
73 konuşmanın tamamı →