Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)
Uşak Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 94. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Mayıs 2005 · 908 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Coşkunoğlu (CHP), 4 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 908 kelime.
Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 4 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-22-2005-05-04-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda-5 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, TÜBİTAK Yasasının 10 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmek için söz aldım.
TÜBİTAK Yasasını tartıştığımız şu toplantıları iki bakımdan büyük üzüntüyle izledim. Birincisi, bir yasayı veya yönetimde yeniden bir yapılanmayı getirmek için, zaten birtakım mahkemelerde belli bir rahatsızlık, büyük ölçüde bir rahatsızlık vermiş olduğumuz geçmiş yönetimleri ve bilim adamlarını âdeta bu yasanın gerekçesi olarak suçlama gereği buralarda duyuldu. Bu, çok yazıktır. Geçmişte bu kadar hizmet vermiş bilim insanlarına burada yapılmış olan eleştirileri esefle ve üzüntüyle izledim. Aynı şekilde, yeni yasanın veya yeni uygulamaların getirdiği, TÜBİTAK'ın şimdiki yönetiminin de bazı töhmetler altında kalmış olmalarını da üzülerek izledim. Kişileri, bilim adamını, kadınını, bilim insanını töhmet altında bırakan bir tartışma ortamı içerisinde TÜBİTAK Yasası tartışılmamalıydı. Bu, birinci üzüntüm.
İkinci üzüntüm "TÜBİTAK Yasası" diye adlandırdığımız bu yasanın "Türkiye Bilimsel ve Teknik" veya şimdi de "Teknolojik" denilen kurumun, Türkiye'nin bilim ve teknoloji vizyonuna ne katacağı ve ne katabileceği şeklinde bir tartışma yürütülmüş olmasını isterdim. Onun yerine, her şey geldi dayandı, her şey geldi dayandı, yönetimde veya Bilim Kurulundaki atamalarda Başbakana verilecek yetkinin artırılmasına; Başbakana verilecek yetkinin artırılmasının ortaya çıkarabileceği sonuçları tartışıyoruz. Bir yandan bunun çok iyi olacağı söyleniyor; ama, bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde açıklanmıyor ve ondan sonra da, bizim, bazı evhamlara kapılmamız ve niyet okumamız eleştiriliyor; bu da yanlış oluyor.
Şimdi, ben, bunun üzerinde edilmiş olan lafların hepsini tutanaklardan inceledim, onların üzerinde duracağım zaman elverdiği ölçüde.
"Başlangıç noktası şudur bu yasanın getirmek istediği: Kapalı bir sistem vardı, kendi içinde kapalı bir sistem ve bu kapalı sistemi açmak lazımdı. Bu argüman, kabul edilebilir bir argüman. TÜBİTAK'ın var olan yapısı ve içindeki Bilim Kurulu seçim sisteminde bir değişiklik olması gerektiği genellikle kabul edilebilir bir şey; fakat -bunu söyledikten sonra, bunu, siyasî iradeden de uzak kaldığı iddiasıyla- siyasî iradeden uzak kalıyor TÜBİTAK kapalı sistem içerisinde; siyasî iradeye açmak lazım." Aynı bu laflar edilmiştir, bunlar benim yorumum değil. Siyasî iradeden uzak kaldığı için, kendi içinde çok güzel kararlar alıyor; ama, kararlarının ve ürünlerinin günlük hayata geçirilmesi çok zor oluyor; bunlar, edilmiş laflardır, söylenmiş laflardır; sorumlu, yasa teklifinden sorumlu kişilerin. İnsanlar için faydalı bir hale dönüşmüyor; yani, bu yönetimle bunlar olmuyor. Patent alınamıyor, ayağı yere basmıyor; bütün bunlar söylenildi; çünkü, bir bağ yok siyasî iradeyle arasında, siyasî iradeden uzak. Bütün argümanlar bu. Peki bunu nasıl çözüyoruz; Başbakanın yetkisini artırarak. Yani, bir sözcünüz geldi "Parlamentonun söz hakkı olmasın mı" dedi. Parlamentoyu Başbakan mı temsil ediyor?! Bunu, bu kadar kendinize, içinize sindirebildiniz mi? Başbakanın yetkisini artırarak Parlamentonun katkısını, hatta hatta hükümetin katkısını artırmış bile sayılmamak gerekir. Bunu, içinize, yani, AKP milletvekilleri olarak, Başbakanın yetkisini artırarak Parlamentonun katkısını ve siyasî iradeyi artırdığınızı iddia etmeyi içinize sindirmiş olmanızı yadırgıyorum. Şimdi, birincisi bu. Bu, çok alakasız.
İkincisi, gelelim TÜBİTAK'ın bazı ürünlerine, şimdi burada zamanım yok, bir tanesinden söz edeceğim. Pardus diye bir işletim sistemi vardır; hani, bilgisayarlarınızda Microsoft'un işletim sistemi vardır ya Windows, işte ona eşdeğer Pardus denilen bir sistem vardır; bu, TÜBİTAK'ın para harcayarak, devlet parası harcayarak geliştirdiği bir sistemdir. Ben, şimdi, soru önergelerimle bunu hükümete sordum, Sayın Bakana da soruyorum; bu Pardus denilen TÜBİTAK'ın ürününün piyasada, piyasayı bırakalım, devlet kuruluşlarında kullanılmamasının ve dünyaca tekel olduğu için hakkında çeşitli soruşturmalar açılmış olan Microsoft'un, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletlerinde mahkemelerde olan Microsoft'un, Pardus yerine tercih edilmesinin gerekçesini sordum. Burada ben Microsoft'un aleyhine konuşmuyorum, tercih edilmesin diyorum; bari, rakip olarak TÜBİTAK'ın geliştirildiği, devletin parasıyla geliştirdiği bir ürününün, tekel olarak Batı dünyasında bile eleştirilen başka bir ürünle eşit düzeyde rekabet edebilmesi sağlanabilmeliydi diyorum. Bunu yapmayan hükümet, işte öğretmenlere dağıttığı bilgisayarda, işte ulusal yargı projesinde, e-devlette şurada burada bunu yapmıyor hükümet, ondan sonra, TÜBİTAK'ın geliştirdiği ürünlerin piyasa bulamamasından, hayata geçememesinden yakınıyor; bu samimî olmuyor. Şimdi, samimî olmayınca, bunların arkasında başka nedenler aramak zorunda kalıyoruz.
Gelelim diğer bir iddiaya: İhraç ettiğimiz ürünün üstüne katmadeğer koyalım, şimdiye kadar koyamadık. Neden; TÜBİTAK çalışmamış da ondan... Arkadaşlar, yapmayın, rica ediyorum... Birsürü teşvik yasaları çıkarıyoruz ha bire. Ne yapıyoruz; ucuz arazi, ucuz şu ucuz bu veriyoruz. İşte, bir Cumhurbaşkanı daha önce de "gelsinler yatırım yapsınlar, arka bahçemi vereyim" demişti; Cumhurbaşkanlığı Köşkünde oturuyor, bahçeyi bayağı benimsemişti herhalde. Yani, ucuz arazi, ucuz bir şeyler vererek girdilerin ucuz olması, düşük fiyatla olması elbette arzu edilir; ama, bu şekilde teşvik edilirse, ondan sonra siz istediğiniz kadar bilim ve teknoloji arz edin, sunun, talep olmayınca sanayide, arzu edilen düzeyde talep olmayınca, hâlâ ucuz işgücüne dayanan bir rekabet gücü anlayışı olunca, o talep olmayınca, ar-ge talebi olmayınca, TÜBİTAK ne yapsın, üniversiteler ne yapsın?! Bu da son derece ham bir eleştiri oluyor.
Somut olarak bir örnek vereyim ben size: Teknoloji üreten mühendislerle Amerika'nın ünlü Silikon Vadisinde karşılaştım ben, Türk mühendislerle Amerika'nın ünlü Silikon Vadisinde karşılaştım. Nereden gitmişlerdi biliyor musunuz; Teletaştan gitmişlerdi. Teletaş, özelleştirildiği sıra, yabancılara satıldığı zaman, Alcatele satıldığı zaman, Alcatel geldi, Teletaşın ar-gesini kapattı. Ondan sonra işte, Türkiye'de teknolojiyi üretecek olan mühendisler, gitti Amerika'da teknoloji üretiyor. Ondan sonra, bu hükümet, benzer politikaları, özelleştirme politikalarını, Türk Telekomu özelleştirme gibi politikaları savunan hükümet, teknoloji üretmemekten şikâyet ettiği için, Başbakanın TÜBİTAK Bilim Kurulundaki atama yetkisini yükselten bir yasa teklifiyle karşımıza çıkıyor.
Şimdi, burada, hangi mantıkla bunu savunabiliriz. Bir konuşmacı, AKP sıralarından bir konuşmacı "burada, biz bilim konuşuyoruz; muhakeme, mantık olması lazım" dedi. Hangi mantık bunu der; hangi politika bilim ve teknolojiyi teşvik ediyor?! Takdirle benim de ifade etmem gerekir ki, gerçekten, TÜBİTAK'a ayrılmış olan güzel bir kaynak vardır; bunu yadsımıyoruz, bunu inkâr etmiyoruz; ama, bunu yaptıktan sonra, yönetimi Başbakana bağlayarak -bağlayarak sözünü geri alıyorum; o da iddia edilebilir de, polemiğe girmemek için- Başbakanın yetkisini artırarak, siyasî iradeyi, Parlamentonun kararlarını...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
62 konuşma daha · 4 Mayıs 2005