Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:270)
Kırıkkale Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 138. Birleşim · 2. yasama yılı · 31 Temmuz 2008 · 976 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Durmuş (MHP), 31 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:270)); konuşma 976 kelime.
Osman Durmuş (MHP, Kırıkkale). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:270)”. TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-durmus-23-2008-07-31-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 270 sıra sayılı Kayseri Melikşah Vakıf Üniversitesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türk gençliği, Türk milletinin millî mücadele sonrası kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni ebediyen yaşatacak, Türk milletinin huzur ve refahını sağlayacak, zeki, çalışkan ve yüksek ahlak, sezgi ve meziyete sahip bir gençliktir. Yüce Atatürk’ün en önce kurduğu, millî mücadele ve Kurtuluş Savaşı’nı yapan gazi Meclis, kurulduğu şartlar ve ilk günün heyecan ve kararlılığı içinde millî devletimize, cumhuriyetimiz ve demokrasimize ve onları koruyup yaşatacak olan gençliğimize sahip çıkmak zorundadır.
Değerli milletvekilleri, Türk gençliğine fırsat eşitliği içinde temel eğitim ve yükseköğretim hakkını vermek zorundayız. Ülkemiz ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirmek ve niteliklerini belirlemek amacıyla meslek elemanı planlaması yapmalıdır. Kamu ve özel sektör ihtiyacını belirlemek ve karşılamak birinci önceliğimiz olmalıdır. Ancak okumak isteyen gençlere sınırlı sayıdaki örgün eğitim kapasitesiyle “Kontenjanlarımız doldu, sizi eğitemeyiz.” gibi bir statükonun savunucusu olmamalıyız.
Yaptığım bir inceleme sırasında, Milliyetçi Hareket Partisi ARGE çalışmaları sırasında 1998 yılında üniversitelerimizin örgün eğitime kabul ettiği öğrenci sayısı 250 bin civarındaydı. Sene 2008. Şu anda da örgün eğitime kabul edilen öğrenci sayısı, üniversite sayısı 2 katına çıkmış olmasına rağmen 240-250 bin civarındadır. O hâlde, üniversitenin sayısı kadar kapasitesi, nitelikli bina ve laboratuvarları, yetenekli öğrencileri yanında asıl önemlisi yeterli sayıda ve kalitede öğretim elemanı ihtiyacını karşılamak için plan ve programlar uygulamaya geçilmelidir. Türkiye’deki seksen bir il sayısıyla üniversite sayısı sınırlandırılmamalıdır. Üniversitelerimizi tabii ki tüm dünyada tercih edilen öğretim kurumları hâline getirerek ülkemizi eğitim turizmine açmak zorundayız. Ayrıca, dünyadaki yetenekli bilim adamlarına ülke kapıları açılmalı ve ülkemize doğru bir beyin göçü sağlanmalıdır. Hâlbuki bizim ülkemizdeki bilim adamları yurt dışına kaçıyor. Bu bilim adamlarına Türkiye’yi tercih etmelerini sağlayacak bir özendirici, primli ücret uygulamasını tüm öğretim elemanlarımız için de rekabet şartlarında sağlamalıyız.
Türkiye, Avrasya ve Afrika’nın bilim merkezi olmalıdır. Kâr amacı gütmemek şartıyla kamu ve özel eğitim vakıflarının üniversite kurmasına fırsat verilmelidir. Bu arada, birçok ilden büyük ilçelerimiz de üniversiteyi hak etmektedir. Özellikle bunlardan birkaçını sayabilirim. İskenderun, Tarsus, Çorlu, Ereğli, İnegöl, Alanya, Bafra, Ünye bunlardan birkaçı olarak ifade edilebilir.
Değerli milletvekilleri, uluslararası üne sahip Batılı üniversitelerin de Türkiye’de ortak teknik üniversiteler açmalarının yolu sağlanmalıdır. Tabii, 2547, yabancıların Türkiye’de üniversite kurmasına fırsat vermiyor. O nedenle, Türkiye’deki bazı vakıflarla iş birliği dâhilinde olabileceğini düşünüyorum ülkemiz kuralları dâhilinde. Seçkin bilim adamlarının üniversitelerimizde eğitim vermesi ve pratik uygulamalarıyla kendilerini ifade edebilmeleri imkânı verilmelidir. Eski hâliyle ileri teknoloji üreten tesislere sahip olan benim ilim Kırıkkale’de bir özel teknik üniversite istiyoruz. Bir teknik üniversiteyi hak ettiğimizi de düşünüyorum, ister yerli sermaye ister ortak. Bu bizim beklentimizdir.
Değerli milletvekilleri, iktidar ve muhalefet partileri olarak ve yöre insanları olarak yüzlerce üniversite istiyoruz. O zaman, öğretim üyesi yetiştirilmesi, planlanması, dağılım dengesinin kurulması sorumluluğunu yüce Meclis kabul edip gerekli düzenlemeleri hazırlamalıdır. Bundan önceki üniversiteyle ilgili bir kanun vesilesiyle rektör seçimlerine değinmiş ve rektörlerin bir defaya mahsus beş yıllığına seçilmesini teklif etmiştim. Bu defa, buna ilave olarak, rektörün profesör eşi, kardeşi ve çocuklarının rektörün seçildiği dönemi takip eden dönemde de seçimde aday olmamasını öneriyorum. Bunu niçin öneriyorum? Ankara, İstanbul, Ege, Gazi, Orta Doğu, Hacettepe gibi büyük köklü üniversitelerimizin binlerce öğretim üyesi mevcuttur. Rektörlerimiz, bir defa daha rektör seçilmek için, seçim yatırımı olarak, standart üstü yeni öğretim üyeleri atamaktadır. Yeni kurulan üniversitelerin öğretim üyeleri, elemanları büyük şehirlere ve köklü üniversitelere gitmek için fırsat kollamaktadır. Bir de özel vakıf üniversitelerinin öğretim üyesi transfer işi işin içine girince, taşradaki devlet üniversitelerinde öğretim elemanı darlığı giderek artmaktadır. Taşrada yetmiş iki yaşına kadar çalışmak bir ihtiyacı karşılamakla birlikte yeterli değildir. Dinamizm ve araştırma şevki eksikliği, o üniversitenin kalitesini olumsuz etkilemektedir.
Değerli milletvekilleri, seçim popülizmi yapan rektörler, bu öğretim elemanlarını kendisine oy versin diye başka ana bilim dalı kadrosunu, kadrosu şişkin olan ana bilim dallarına aktarmakta, üniversitedeki ana bilim dalları arasında da bir öğretim dengesizliğine sebep olmaktadır. Bu durum, yeni açılan üniversitelerimizin aleyhine gelişmektedir. Uzun yıllar öğretim üyeleri, taşrada yeni kurulan üniversitelerin öğretim ihtiyacını karşılamak için iki yıllık rotasyona gönderilirdi. Şimdilerde bu da yok.
Sonuç olarak, üniversitelerimizde seçim yoluyla rektör atanması ve rektörlerin 4x2 yıl görev yapabilmeleri taşradan şehre göçü artırmış ve üniversitelerimizi olumsuz etkilemektedir. Seçim bir demokratik hak olarak görülüyorsa rektörler de cumhurbaşkanı gibi beş yıllığına ancak bir defa seçilirse öğretim elemanı kadro şişirmesi durur, yeni yetişen elemanlar, boş bulunan, yeni açılmış üniversitelerimizin kadrolarına atanarak üniversiteler arasında öğretim elemanı dağılımında denge sağlanır.
Değerli milletvekilleri, başarılı, doktoralı birçok ilim adımı, üniversitedeki öğretim elemanlarının maaşlarının düşük olması dolayısıyla üniversiteyi tercih etmemektedir. Üniversite öğretim üyelerimiz, sosyal statüsüne yaraşan bir ücreti hak etmektedir. Ancak altı dönemdir kendi özlük haklarını düzenleyemeyen Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, basın-yayın organlarının yüklenmeleri vesilesiyle kendi özlük haklarını düzenlemekten korkar hâle gelmiş olması, bu arada Meclisin ağırlığına gölge düşürmektedir.
Değerli milletvekilleri, vakıf üniversitelerinde öğretim üyeleri transfer edildiklerine sıkça şahit oluyoruz. Futbolcu transferinde belirli bir düzen ve takvim varken üniversiteler arası transferlerde de kurallar olmalıdır. En azından çok zorunlu olmadıkça öğretim yılının ortasında görev yeri değiştirilmesine izin verilmemelidir.
Değerli milletvekilleri, mezhep, tarikat, dinî cemaat ve siyasi cemaatlerin üniversitede geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi kamplara bölmesine veya ayrıştırmasına fırsat verilmemelidir. Bu nedenle üniversite dinî cemaat veya tarikatın siyasi simge merkezi hâline döndürülmemelidir.
Türk üniversiteleri bilim ve teknolojinin en üst düzeyde üretildiği, sanayimizin ve tarımımızın gelişmesinin öncülüğünü yapmalı ve özellikle sosyal yapımızın gelişip yükselmesini sağlayan bilim kaleleri olmalıdır, ayrışmanın, çatışmanın odak merkezleri hâline getirilmemelidir.
Üniversitelerimiz 1960’tan 1980’e kadar siyasi çalkantı ve çatışmalar, sancılar ve sıkıntıların mekânı hâline getirilmiştir. Küresel güçlerin o gün üniversitede oynadığı rol hepimizin hafızalarındadır.
Değerli milletvekilleri, üniversitelerde her tür siyasi görüşün temsil edilmesi doğaldır. Ancak bu hak ve özgürlüğün kullanılması toplumumuzu siyasal cepheleşme, mezhep, tarikat ayrışması ve toplumsal ayrışmaya götürecek etnik ırkçılık sapkınlığına fırsat olarak kullanılmamalıdır. Bu görüşler ışığında, vakıf üniversitesi yapılanması da bu ayrışma, bölünme yolunun basamakları olarak görülmemelidir.
Saygıdeğer milletvekilleri, ihanet yolunun kaldırımları iyi niyet taşlarıyla döşenmemelidir. İnsani hoşgörü yanında bilimsel şüpheciliğin vatan bütünlüğü için gerekli iki öge olduğunu düşünmeliyiz.
Bu duygularla Melikşah Üniversitesinin saygıdeğer Kayserililere ve ülkemize faydalı olmasını diliyor ve umuyorum.
Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 31 Temmuz 2008