İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 6. BİRLEŞİM · SALI

Tuz gölündeki kirlenmenin araştırılarak alınması gereeken önlemler (s.s:181)

Osman Pepe

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 6. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Ekim 2003 · 1.063 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Pepe (AK Parti), 14 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TUZ GÖLÜNDEKİ KİRLENMENİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREEKEN ÖNLEMLER (S.S:181)); konuşma 1.063 kelime.

Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Tuz gölündeki kirlenmenin araştırılarak alınması gereeken önlemler (s.s:181)”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 14 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2003-10-14-tuz-golundeki-kirlenmenin-arastirilarak-alinmasi-gereeken-onlemler-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özkan Öksüz ve 22 milletvekili arkadaşımızın, Tuz Gölündeki kirlenmenin araştırılmasıyla alakalı vermiş oldukları önergeyle ilgili komisyon raporunu, burada, arkadaşlarımızın görüş ve düşünceleri doğrultusunda dinledik.

Tuz Gölünün, Türkiye'nin en önemli göllerinden birisi olarak, elbette ki, çevre hassasiyetleri açısından mutlaka korunması ve kullanma ve koruma dengesinin mutlaka gözetilmesi gerektiği son derece aşikârdır; ama, şu realiteyi açıkyüreklilikle ortaya koymak lazım: Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde, Avrupa Birliği çevre müktesebatının önemli bir kısmını kendi mevzuatına uyarlama noktasında belli çalışmaları yapmış olmasına rağmen, bu çalışmaları hayata taşımak ve bu çalışmalarla alakalı uygulamaları arzu edilen noktaya getirme aşamasında bir hayli geride kalmıştır. Türkiye'nin çok tutarlı çevre politikaları olduğunu söylemek mümkün değildir. Her ne kadar, devlet politikası, hükümetler politikası olarak yasalarda, mevzuatlarda yapılan düzenlemelerle belli bir format içerisinde çağdaş bir düzey kazandırılma çalışması bu yönde yapılmış olmasına rağmen, bizim Türkiye'deki özel sektör ve kamu sektörünün ortaya koymuş olduğu performans, toplumsal tatminden son derece uzaktır.

Bakın, şu anda Tuz Gölünü konuşuyoruz. Tuz Gölüyle alakalı olarak en büyük kirleticinin kimler olduğuna bakmak lazım. En büyük kirletici, bizzat belediyelerdir. Evsel atıkların, sanayiin ağır metal içeren bütün atıklarının, ilçelerin, beldelerin bütün atıklarının boşaltıldığı yer Tuz Gölüdür. Önce kirletip, sonra da "acaba bunu nasıl temizleyebiliriz" diye kara kara düşünüyor, kaynak bulmaya çalışıyoruz. İş başlamadan, yola çıkmadan tedbirini almış olsak, zannediyorum, maliyetler küçülecek; ama, önce yıkıyoruz, ondan sonra da yapmaya çalışıyoruz.

Milletvekili arkadaşlarımızın İspanyol kredisiyle alakalı dile getirdiği hususlar doğrudur. Geçen hafta KOSKİ Genel Müdürüyle Bakanlığımızda yapmış olduğumuz toplantıda, 2004 yılının başında, inşallah, İspanyol kredisinin 28 500 000 000 dolarlık bölümünü hayata geçireceğiz; yani, ihalesi yapılmış, kredi işlemediği, işletilemediği için, maalesef, proje akim kalmış durumda; ama, bizim, Bakanlık olarak üzerinde en fazla durduğumuz projelerden birisi Tuz Gölü Projesidir.

Doğrudur; bu projenin, sadece Konya'yı, Aksaray'ı, Cihanbeyli'yi, Şereflikoçhisar'ı, Ankara'nın bir bölümünü ilgilendirmediğinin, Türkiye'nin bir ulusal sorunu olarak ele alınması, o bağlamda da çözüme kavuşturulması noktasında üzerimize düşen bir hayli iş olduğunun farkındayız. Bunun gereği olarak da, Bakanlığımız, Özel Çevre Koruma Kurumunun koordinasyonunda, KOSKİ'yle birlikte, yani Konya Büyükşehir Belediyesiyle birlikte, bu projeyi, öyle zannediyorum ki, 2004 yılı içerisinde harekete geçirecek. Ama, tabiî, bu, projenin sadece bir bölümüdür. Bir de Aksaray'ın, Cihanbeyli'nin, Şereflikoçhisar'ın, Kulu'nun ve diğer küçük belde belediyelerinin içerisinde bulunmuş olduğu bölümün göl üzerindeki kirletme baskısını, elbette ki, bertaraf edecek bir çalışma yapmak lazım. Aslında, İspanyollarla yapılmış olan kredi anlaşmasının tamamı, takribî olarak 68 000 000 dolardır. Tabiî, burada, Konya Büyükşehir Belediyesinin malî imkânları böyle bir projenin geri ödenmesi imkânını sağladığı için, rahatlıkla, projeye imza atabilmişler, arkasında durabileceklerini ortaya koymuşlar ve koordinasyon içerisinde, Bakanlığımızla birlikte bu çalışmayı sürdürüyoruz;ama, diğer belediyelerin, biraz da her şeyi devletten bekleme... Her şeyi devletten bekleme... Niye yapacağız; elimizi sıcak sudan soğuk suya değdirmeyelim, her şeyi devlet yapsın, her şeyi Ankara yapsın! Halbuki, her şeyin bir bedeli olması lazım. Kullananların mutlaka ve mutlaka bir bedel ödemesi lazım. Eğer çağdaş kentte oturmayı arzu ediyorsak, o zaman, bunun gereği olarak, elbette ki, birazcık, bazı şeylerin faturalarına katlanmak lazım. Elbette ki, Türkiye'de bugüne kadar çevre politikalarında gerekli duyarlılığın gösterilmediğini ifade ederken, Türkiye'nin temel sorununun nereden kaynaklandığının altını da kalın çizgilerle bir kez daha çizmekte fayda görüyorum.

Bakın, yasaların anayasası nasıl varsa, planların da bir anayasası hükmünde olan master planların uzun dönemli gelişme planlarının olması lazım; ama, Türkiye'de, maalesef ve maalesef, bana, tamamı bitmiştir, master planları bitmiştir diye, 81 ilden bir tek il bile gösteremezsiniz.

Yine, Türkiye'deki metropol kentler başta olmak üzere bazı kentlerin atıksularının arıtıldığını, çöplerinin düzenli depolanma imkânlarına sahip olduğunu, büyük şehirler başta olmak üzere, 3 300 civarındaki belediyenin sıralamasını yaptığımız zaman, bunlardan, ancak ve ancak, iki elin parmakları sayısı kadar belediyenin, bazı düzenlemeleri, bazı projeleri gerçekleştirdiğini söyleme imkânımız var.

Başta ülkenin Başkenti Ankara olmak üzere, çöplerin bertaraf edileceği modern deponi alanlarının mevcut olduğunu söylemek mümkün müdür; değil. Aslında, bu konuların Parlamento gündemine sıkça getirilmesi lazım. Aslında, bu konuların, ulusal bir bilinç oluşturulması için, sivil toplumun daha fazla destek vereceği, seçilmişler ile -ülkedeki katılımcı demokrasinin gereği olarak- baskı grupları diye adlandırmış olduğumuz kesimlerin daha fazla gayret göstermesi lazım.

Ben, bu Parlamento kürsüsünde öyle konuların gündeme getirildiğine tanık oluyorum ki, bunların ülkenin çevre sorunlarıyla mukayese edilmesi mümkün değildir; ama, biz, öncelik sıralamasını, maalesef, yapamıyoruz; yaptığımız sıralamalar, daha ziyade, palyatif görüşlerin, günü kurtarmanın tezahürü şeklinde kürsüye, sayfalara ve ekranlara yansıyor.

Bakın, bu çağdaş olmayan, vahşi çöp depolama alanlarının Türkiye'de ne büyük sıkıntılara mahal verdiğini, bir kısmını, neticeleriyle, gözümüzle görüyoruz, elimizle tutuyoruz; ama, bir kısmını, maalesef, ne gözümüzle görebiliyoruz ne de elimizle tutabiliyoruz. Gözümüzle gördüğümüz nedir; geçen hafta İstanbul'daki Burgazada'daki çöp depolama alanının meydana getirmiş olduğu yangının bir benzerini, aynı gün Çanakkale'de yaşadık, Bodrum'da yaşadık, diğer pek çok yerde yaşadık. Hekimbaşı çöplüğünü unutmak mümkün değil. Bu, bizim görebildiğimiz sonuçlardır. Bir de, bu orman alanlarında bilhassa vahşi depolama şeklinde yapılan çöplüklerin bir kısmı dereye karışıyor, bir kısmı yeraltı sularına karışıyor, bir kısmı denize karışıyor; ondan sonra da, insana, maalesef, olumsuz çevre koşulları olarak geriye dönüyor.

Türkiye'de yeraltı sularının ne kadar bilinçsiz olarak kullanıldığının, burada, bir kez daha, hatırlatılmasında fayda görüyorum. Bilhassa Trakya yöresindeki çarpık kentleşmenin ve çarpık sanayileşmenin, plansız sanayileşmenin bize bir faturası olarak yeraltısuları bundan on sene önce 150 metredeyken, şimdi 350-400 metreye inmiştir. Ayrıca, yeraltısularının bölgedeki boya ve APE sanayiinin olumsuz neticelerinden etkilenerek ağır metallerle kirletildiği ve bunun da orta ve uzun vadede çok kalıcı etkilerinin olabileceğinin herkes tarafından bilinmesi lazım.

Bakın, burada, planların bir anayasası mesabesindeki çevre düzeni planlarından bahsederken buraya geldim. Türkiye, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde öncelikli iller sıralamasını yaparak çevre düzeni planlarını tamamlamak mecburiyetindedir. Bakanlığımız, 2004 yılı bütçesinden bu konuyla alakalı gerekli ödeneğin konularak ihalelerin en kısa sürede yapılarak, burada birtakım bütçedışı imkânları da kullanarak çevre düzeni planlarını bitirmek mecburiyetindedir. Eğer çevre düzeni planlarını arzu ettiğimiz süre içerisinde bitirebilirsek, Türkiye'nin ne Tuz Gölü ne Sapanca Gölü ne Van Gölü ne de bir başka gölü veyahut da akarsuyunda istemediğimiz çevre kirlenmesiyle karşı karşıya kalmak gibi bir talihsizliği yaşamamız söz konusu olur.

Bu genel değerlendirmeden sonra, özellikle Tuz Gölüne tekrar dönecek olursak, biz, Tuz Gölünde, 2004 yılı içerisinde, hem Cihanbeyli, Aksaray, Kulu, Şereflikoçhisar tarafının hem de KOSKİ'yle birlikte koordinasyon içerisinde harekete geçirmiş olduğumuz Konya'nın atıksularının arıtılması ve ondan sonra deşarj edilmesiyle alakalı projeyi, öyle zannediyorum ki, belli bir noktaya getireceğiz ve bu projenin arkasında durduğumuzu, Bakanlık olarak en önemli projelerimizin öncelik sıralamasında bir değilse ikinci sırasında olduğunu burada ifade ediyor, bize, burada bu konuyu sizlerle birlikte tartışma ve kamuoyumuzu bu konuda bilgilendirme imkânını da vermelerinden dolayı Sayın Öksüz ve 22 milletvekili arkadaşıma, görüş ve düşüncelerini dile getiren muhalefet ve iktidar milletvekillerine saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 14 Ekim 2003

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook