Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Iğdır Milletvekili ·
Genel Kurul, 95. Birleşim · 4. yasama yılı · 26 Nisan 2010 · 958 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Pervin Buldan, 26 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 958 kelime.
Pervin Buldan (Iğdır). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 26 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/pervin-buldan-23-2010-04-26-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1960’lı yıllardan sonra ivme kazanan sol hareketin bastırılmasına yönelik olarak geliştirilen baskı politikalarının sahipleri, sorumlu olarak gördükleri 1961 Anayasası’nı göreceli de olsa fazla özgürlükçü bulmuş, devletin yeniden düzenlenmesi gerektiğine karar vermişlerdir ve bildiğiniz gibi 1980 12 Eylül darbesiyle beraber bu kurucu elitler devletin yeniden inşasına yönelik bir tanımlama yoluna gitmiş ve bu anlayışla da 1982 darbe Anayasası’nı hazırlamışlardır. Bu darbe Anayasası’nda devlet ve devletin resmî ideolojisi her türlü ilişkide birey ve toplumun üzerinde bir güç, bir kudret olarak tutulmuştur. Düşünün ki, meşruiyetini toplumdan değil kendi kendinden alan kutsal bir devlet anlayışı ile otuz yıldır bu ülke yönetilmeye çalışılmaktadır. Demokratik sistemlerde olması gereken devletin ideolojik tarafsızlığı rafa kaldırılmış, devletin resmî ideolojisi üstün bir güç olarak kurumsallaştırılmıştır. Bu ideolojik dikta rejimi en başta 1982 Anayasası’nda güvence altına alınmıştır. Anayasa’da üstün tutulan meziyetlerin dışında kalan işçiler, yoksullar, kadınlar, Kürtler, Aleviler ve öteki konumuna itilmiş bütün kesimler bu çerçevenin dışında kalmışlardır. Bu nedenledir ki, hazırlandığından bu yana bu Anayasa tartışma konusu olmuştur ve yeni bir Anayasa’nın gereği canlılığını hiç yitirmeyen bir talep olarak gündemdeki yerine korumuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son otuz yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisinden birçok siyasi parti, farklı iktidarlar geldi geçti, yeni bir anayasa talebi ve gündemi hep vardı. Dolayısıyla, bu talep ilk defa AKP Hükûmetiyle beraber gündeme gelmemiştir. AKP bir değişiklik paketi hazırladı, lakin bu da AKP’nin gerçekleştirdiği bir ilk değildir. 1982 darbe Anayasası’nın dörtte 1’i bugüne kadar zaten değiştirilmiştir. Otuz yıldır bir ileri iki geri temposunda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Lakin siz de takdir edersiniz, yapılan bu kısmi değişikliklerin yeterli olmadığı toplumun bütün kesimleri tarafından kabul görmektedir ki, Anayasa değişikliği hâlâ bizim gündemimize gelmektedir. Şimdi siz çıkmış diyorsunuz ki bir kısım değişiklik yapalım. Biz de ısrarla size şunu soruyoruz: Darbe Anayasası’nı kısım kısım değişikliğe tabi tutarak ülkenin en acil ihtiyacı olan demokratikleşme sürecine neden zaman kaybettiriyorsunuz? Değişiklikler bu Anayasa’yı düzeltmeye yetmez çünkü bu Anayasa kuruluş felsefesinden başlamak üzere yanlış bir anayasadır, tarafsız ve kapsayıcı değildir. Çünkü bu Anayasa’nın üstün bir ırk anlayışı vardır, cinsiyeti vardır, devlet ve toplum arasında tuttuğu ideolojik bir tarafı vardır. Eğer hukuk yoluyla bir demokrasi isteniyorsa bir ülkenin hukukunun temeli olan anayasayı demokratik esaslar çerçevesinde düzenlememiz ve bu temelde düşünmemiz gerekmektedir. Türkiye’nin mevcut Anayasa ve kanunlarla bir hukuk devleti düzenine kavuşturulmadığı ortadadır. Türkiye’nin yakın tarihi bunun en iyi örneğidir.
Şimdi soruyorum size: Burası bir hukuk devleti olsaydı faili meçhul tutulan binlerce cinayet işlenebilir miydi, binlerce yurttaşımız gözaltında kaybedilir miydi; Susurluk, Yüksekova çeteleri türeyebilir miydi; Şemdinli olayı yaşanır mıydı, bunca işkence ve yargısız infaz olur muydu, onca katil mahkemeler yoluyla aklanabilir miydi ve daha sormaya zaman bulamadığım binlerce hukuksuzluk sorusunu burada huzurlarınızda sıralayabilir miydim? Sonuçta şuna dikkatinizi çekmek istiyorum: Hukuk, asla bir ülke için erken ve fazla bir şey değildir. Hukuk, bütün ülkeler için ertelenmeyecek yaşamsal bir ihtiyaçtır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 21’inci maddesi Askerî Yargıtayın kuruluşunu düzenlemektedir. Biz bu maddeyi onaylamıyoruz çünkü askerî mahkemelerin disiplin mahkemeleri dışında olmaması gerektiğini ve bu bağlamda Askerî Yargıtayın da tamamen kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz. Düzenlemede askerî yargının görev alanı daraltılmakta ancak askerî yargının varlığı korunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, hukuk tektir, bu nedenle yargı birliği şartlara göre değişmeyecek şekilde sağlanmalıdır. Yargıda çift başlılık hukuken olamaz, olmamalıdır. Hukuk güvenliğinin tesis edilmesi için yargı birliği elzem bir koşuldur ve bu yargı birliği ancak sivil yargıtay ile sağlanabilir.
Başta Avrupa ve Afrika ülkeleri olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde askerî yargı ya sivilleştirilmeye çalışılmakta ya da tamamen kaldırılmaktadır. Demokratik yöntemlerle yönetilen ülkelerde askerî mahkemeler mevcut değildir. Almanya, İsveç, Norveç ve Danimarka’da barış hâlinde askerî mahkemeler yoktur. Avusturya’da ise barışta ve savaşta, hiçbir durumda askerî mahkemeler bulunmamaktadır. Bu ülkelerde sadece ordunun iç disiplinini ilgilendiren kurallarla ilgili olarak disiplin mahkemeleri bulunmaktadır. Yine Cezayir’de ve Tunus’ta askerî yargıtay yoktur. Senegal’de tüm asker kişiler sivil mahkemelerde yargılanmaktadırlar.
Değerli milletvekilleri, adil yargılama hakkının temel bir gereği olan tabii hâkim ilkesi ve yargılama birliğinin sağlanması gerçek bir hukuk devleti için bir zorunluluktur. Bu nedenle askerî mahkemeler ve Askerî Yargıtay hukuk ilkelerine aykırıdır. Askerî disiplin mahkemeleri oluşturulabilir ancak bu mahkemelerin üst hukuk denetimini istinaf yolunda sivil istinaf mahkemeleri, temyiz yolunda ise Yargıtay yapmalıdır. Bu nedenle, değişiklik yapmak yerine 145’inci madde tamamen kaldırılmalıdır.
Biz yıllardır bu mahkemelerin antidemokratik bir şekilde, sivil insanlar da dâhil olmak üzere yurttaşlarımızı nasıl yargıladıklarına ve hukukla bağdaşmayacak kararlara attıkları imzalara tanıklık ettik. Hiçbiri hukuk eğitimi almamış olan kişiler bu askerî mahkemelere başkanlık etmişlerdir. Hukukçu olanları ise tam bir askerî hiyerarşi içerisinde görev yapmışlardır ve bu kişiler sivilleri de yargılamaktadırlar. Bu mahkemeler âdeta asker kişilerin işledikleri suçlar konusunda aklandıkları merkezler olarak çalışmışlardır. Bunun en bariz örneği Şemdinli olayıdır. Şemdinli olayının failleri olan askerlerin bu mahkemelerce beraat ettirilmesinin hukuki bir karar olduğunu kim söyleyebilir? Nitekim, askerî mahkemede beraat eden bu kişiler sivil mahkemede otuz dokuz yıl hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir. Adaletin Türkiye’de mevcut yargı sisteminde ne kadar yara aldığının binlerce örneği vardır. Burada bu örnekleri sıralamaya zaman yetmez.
Devlet güvenlik mahkemelerinin yerini alan özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, askerî mahkemeler mevcut olduğu sürece adaletin tesisinin mümkün olamayacağı bir gerçekliktir. Özellikle JİTEM davası gibi davaların görülmesinde mahkemeler arasında sürekli güven uyuşmazlıkları yaşanmaktadır.
Diyarbakır’da görülen ve ilk JİTEM davası olarak bilinen davaya tam on bir yıldır bakacak mahkeme bulunmamaktadır. Askerî mahkeme ile ağır ceza mahkemesi arasında gidip gelen dosya son olarak ağır ceza mahkemesine gönderilmiştir. Bu örgütün organizatörleri ve tetikçileri de bu uyuşmazlığın nimetlerinden fayda ummakta, sürekli uzatılan davaların zaman aşımına uğramasını beklemektedirler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; askerî yargı, mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç teminatına ters düşen birçok hukuk dışı hükmü içeren bir yapıya sahiptir. Bu nedenle askerî yargının bağımsız ve tarafsız olamayacağı açıktır. Askerî yargının varlığı yargı birliğini engellemekte, hukuk devleti ilkesini ve hukuk güvenliğini ihlal etmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
100 konuşma daha · 26 Nisan 2010