2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı
Iğdır Milletvekili ·
Genel Kurul, 44. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Aralık 2011 · 1.175 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Pervin Buldan, 21 Aralık 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI); konuşma 1.175 kelime.
Pervin Buldan (Iğdır). “2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/pervin-buldan-24-2011-12-21-2012-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2010-yili-merkezi-yonetim-kesin-h (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=15438
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır)Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde meydana gelen trafik kazasında yaşamını yitiren yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Merkezi Yönetim Bütçe Yasa Tasarısı’nın tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım. Konuşmama başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Hükûmetler, bütçelerini toplum ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak planlarlar ve yürütmenin politik hedefleri doğrultusunda sosyal, kültürel ve ekonomik amaçlarla düzenlerler. Bu nedenle, AKP Hükûmetinin sahip olduğu bütçe programı, onun politik hedeflerinin ve faaliyetlerinin aynası niteliğindedir.
İki yasama dönemidir katıldığım bütün bütçe görüşmelerinde olduğu gibi ne yazık ki 2012 bütçesi de sahip olunan siyasi anlayışın bir sonucu olarak önümüze konmuştur ve bundan ötürüdür ki bütçe, yine kendi halkının gücüne dayanmayan, dolayısıyla halkın çıkarlarını gözetmekten uzak bir biçimde düzenlenmiştir. Demokrasiyi, bilimi ve hukuku, sosyal devlet anlayışını ve özgürlükleri temel alan bir siyasi anlayıştan yoksun olarak hazırlanan bu bütçede çalışanların, yoksulların, kadınların ve çocukların adı yok; toplumun dezavantajlı kesimlerine yönelik olarak ayrılan bir kaynak bulunmadığı gibi, bütçede kurumlar arası ve bölgeler arası eşitsizlikler beslenmeye devam etmektedir.
Bunun yanı sıra toplumun temel gereksinimleri olan sağlık, eğitim, adalet gibi alanlara ayrılan kaynak ise kendisini sürekli olarak tehdit altında hisseden bir devlet için, doğal olarak kısıtlı miktarlarla sınırlandırılmıştır. İç ve dış düşmanın varlığından gücünü alan bir devlet yapısının ortaya koyacağı üzere, Türkiye Cumhuriyeti devleti yine gelirlerinin ve gelecek olan kaynaklarının aslan payını savunma ve güvenlik giderlerine ayırmıştır. Savunma bütçesi bu sene hiçbir neden gösterilmeksizin yüzde 7,4 oranında arttırılmıştır. Üstelik, bütçenin bu kısmıyla ilgili harcamalar karanlıkta bırakılmaktadır.
Şimdiye kadar bütün iktidarlar döneminde yapıldığı gibi AKP Hükûmeti döneminde de örtülü ödenekten yapılan sınırsız harcamalar birer sır olmaktadır. Mevzu silah, tank, top, insanlı-insansız savaş uçakları ve operasyonlar olunca halkın sırtından elde edilen bütçe gelirleri sonuna kadar ve hesap vermeksizin harcanabilmektedir.
Bu harcamaların görünür olmasına gerek duyulmaması, demokratik hukuk devletlerinde kabul edilecek türden değildir. Bütçe şeffaflığı konusunda Türkiye, Uganda ve Zambiya’nın dahi gerisinde bulunmaktadır. Savunmaya ayrılan bütçe dışı kaynakların ise ne kadar olduğu açıklanmamaktadır; en azından, açıklanıyorsa dahi biz Türkiye Cumhuriyeti parlamenterlerine bu açıklama yapılmamaktadır. ABD’ye ve NATO’ya açıklanabiliyorsa bile bu bilgiler bizim ve aynı zamanda Sayıştayın da denetimine kapalı durumdadır. Örneğin Millî Savunma Bakanlığı bütçede de kendisine ayrılan pay dışında iki ayrı kaynaktan beslenmektedir. Bunların biri “modernizasyon” adı altında Türk Silahlı Kuvvetlerine ayrılan kaynak, diğeri ise Savunma Sanayi Fonu’ndan ayrılan bir paydır. Jandarma Genel Komutanlığının bütçesi ise ayrı. Bunların yanı sıra ihtiyaç duyulursa savunma harcamaları için Bakanlık bütçesinden kesinti yapılabilmektedir. Bu para Millî Savunma Bakanlığına aktarılmaktadır. Ortadaki rakamlara rağmen yapılacak bir operasyonun ekonomik maliyeti ise devlet sırrı olarak kalmaktadır. Tüm bunların yanı sıra çeşitli isimlerde kurulan askerî vakıf ve dernekler de silahlanmaya kaynak ayırmak için kullanılmaktadır. Âdeta devlet içerisinde devlet gibi özel bir güçle donatılan Türk Silahlı Kuvvetleri, dünya üzerinde holding sahibi olan tek ordu özelliğini taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu sene sınır ötesine düzenlenen operasyonların yirmi altıncısı gerçekleştirildi. Peki, bu operasyonların ekonomimize maliyeti kaç Türk lirasıdır? Biz, bütçeyi kanunlaştıran, bu demokrasi mekânı kabul edilen Parlamentonun asli unsurları olarak bu maliyeti öğrenebilir miyiz? Hayır. Peki, neden, burası demokratik bir hukuk devleti değil mi? Bu iki durum arasındaki tezatlığı, Hükûmet, hangi haklı gerekçeye dayandırmaktadır? Özellikle savunma ve güvenlik amaçlı harcamaların bütçe içerisinde ayrı bir uygulamaya tabi tutulması şeffaflık ilkesini yok saymaktır. Bu Hükûmetin Maliye eski Bakanı Sayın Unakıtan “Hiçbir operasyonun ekonomik izlerini bütçede göremezsiniz.” demişti. Sonradan Sayın Cemil Çiçek tarafından yapılan açıklamada, 1984 yılından bu yana PKK ile mücadelede devletin 300 milyar gibi korkunç bir rakamı harcamış olduğunu öğrenmiş olduk. İşte, maalesef, bu seneki bütçe hesaplarının da daha nice milyar dolarları heba etmek üzere denetimsiz ve saklı hesaplarla hazırlanmış olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla, bu bütçeye “hayırlı olsun” demek bizim açımızdan mümkün değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, satın alma paritesine göre yapılan sıralamada, silahlanma harcamalarında 17 milyar ile dünyanın 14’üncü ülkesi konumundadır. Bu noktada, Türkiye’de silahlanmaya ayrılan bütçenin ne kadar olduğu, Türkiye’de silah sektörünün kimlerin elinde olduğu, Türkiye’nin hangi tür silahlara ihtiyacı olduğuna kimlerin, nasıl karar verdikleri; kimlerin, nereden, ne tür alımlar yaptıkları; aracılık yapan kurumların hangileri olduğu, nasıl lobi yaptıkları ve kaç lira komisyon aldıkları gibi konuların hepsi meçhuldür. Millî Savunma Bakanlığının bütçe dışı kaynaklar ile birlikte mal ve hizmet alımı giderlerine ne kadar harcandığını hiçbir zaman için tam olarak bilmemekteyiz. Çünkü bu konular devlet sırrı olarak tanımlanmıştır ve üzerine denetimlerin yapılması, bu konuların üzerinde konuşulması yasaktır.
Yine, Türk Silahlı Kuvvetleri personellerinin giderleri, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı gibi bakanlıkların personel giderlerinin oldukça üzerindedir. Ancak bu giderlerin harcama kalemleri de yine meçhul durumdadır. Valilerin, profesörlerin, müsteşarların maaşları kamuoyuna açıklanmakta iken subayların maaşları, ek ödemeleri ve tazminatları karşılaştırmalı tablolarda yer almamaktadır. Kısacası, son kırk yıldır Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü malı, harcamaları ve tasarrufları, siyasetin, hukukun ve sivil denetimin dışındadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu durumun ülkemiz açısından elbette ki çok ağır sonuçları ortaya çıkmaktadır. Bedeli ödeyen kim? Yaşamı her geçen gün siyasiler tarafından kendileri için daha da çok zorlaştırdığımız halkımız. İşte, OECD raporu. Türkiye’ye “İşsizlik, yoksulluk ve gelir adaletsizliğinde liderlik sizde.” diyor.
Yine, Türkiye, yolsuzluk sıralamasında hatırı yabana atılmayacak bir yere sahip.
Değerli milletvekilleri, ağır vergilerle halkımızın emeğinden elde edilen bütçe gelirlerinin silah tüccarlarının keselerini doldurmak üzere israf edilmesi bu halka yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu halkın silahtan, bombadan önce insan onuruna yakışır bir yaşam standardına ihtiyacı vardır. Yaşamını idame ettirebileceği ve ülkesine hizmet edebileceği bir işe ihtiyacı vardır. Bilimsel eğitime, nitelikli bir sağlık hizmetine ihtiyacı vardır. Bu ülkede adalete ihtiyaç vardır. Adaleti sağlayacak doğru düzgün bir yargıya ihtiyaç vardır ve dahası bu halkın sokaklarında artık bombaların patlamadığı, silahların evlatlarını gencecik yaşlarda toprağa düşürmediği, barışçıl bir yaşamın hüküm sürdüğü bir ülkeye ihtiyaç vardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Epir Kralı Yunanlı Pyrrhos milattan önce 280 yıllarında İtalya’ya savaş ilan eder ve savaşı kazanır. Savaşın sonucunda Pyrrhos’un 10 bin kişilik ordusundan geriye sadece 15 kişi kalmıştır. Pyrrhos bu kanlı zaferin sonucunda şunu söyler: “Tanrım, bir daha bana böyle zaferler nasip etme.” Evet, değerli milletvekilleri, Pyrrhos kanlı zaferler istemediğini milattan iki yüz seksen yıl önce ilan etmiş fakat ne trajiktir, insanlık bin yıllardır savaşın kanlı pençesinden kendisini kurtaramamıştır. Bizim topraklarımız kırk yıldır yürütülen kirli savaştan ötürü acılı bir yurt hâline gelmiştir. Kırk yıldır oğullar, kızlar, her biri can paresi binlerce eş, evlat, kardeş toprağa düşmektedir.
Soruyorum: Silah tüccarlarından başka kim kazanıyor bu savaştan? Kim bu savaş sayesinde bu ülkenin kurtarılmış olduğunu söyleyebilir? Kim bu savaş sayesinde sokakta yürürken, parkta otururken güven içinde olduğunu söyleyebilir? Halkın emeğinden çalınan vergiler ile yürütülen bu savaştan, savaş tacirleri dışında kim karnının doyduğunu, yüreğinin ısındığını söyleyebilir?
Bu devlet, bu Hükûmet, içine saplandığı bu kirli savaş sarmalının içinde her geçen gün daha da kirlenmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her namlunun iki yüzü varmış aslında, biri kurbanını öldürürmüş, öteki de tetiği çekenin vicdanını. Bu savaş, bu devleti öyle zalim bir hâle getirdi ki her türlü insanlık suçu işlendi bu ülkede. En ağırından trajediler yaşadık ve bu trajedinin tanığı olduk aynı zamanda. İşte, daha geçen hafta, İnsan Hakları Komisyonunda, Dersimli acılı bir baba, devletin silahlı güçleri tarafından kaçırılan kızının cesedinin nasıl parçalandığını anlattı. Doğrusu bu hikâyeyi dinlemeye dahi yürek dayanmıyor ama daha vahimi ise bu coğrafyada bu insanlık dışı hikâyeye sahip binlerce yurttaşımızın olduğu gerçeğidir.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 21 Aralık 2011