Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)
Burdur Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 52. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Ocak 2006 · 1.012 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ramazan Kerim Özkan (CHP), 19 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 1.012 kelime.
Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim tutanağı, 19 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-22-2006-01-19-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporu görüşmelerinin 14 üncü maddesi üzerinde şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeyle, 16.4.2003 tarihli ve 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinde yer alan "gerekli tedbirlerin alınması, eğitim programlarının hazırlanması ve uygulanmasını sağlamak, bu amaçla eğitim merkezleri kurmak, kurslar açmak" ibaresinin madde metninden çıkarıldığı ifade edilmektedir. Bu madde kapsamında olan düzenlemeleri Grubumuz adına desteklediğimizi öncelikle belirtmek istiyorum.
Bu tasarının gerekçelerinde belirtildiği üzere, tüm hizmetlerin Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde toplanmış olmasının yararlı olacağı şüphesizdir.
Burada, Millî Eğitim Bakanlığından söz edilmişken, öncelikle, geçen aylarda kutladığımız Öğretmenler Günü nedeniyle, tüm öğretmenlerimizin, geçmiş de olsa, bu anlamlı günlerini kutluyorum. Tabiî ki, bu günü kutlamak, sadece günün anlam ve önemini belirten sıradan konuşmalar yapmak ve sözüm ona, kutlanan gün nedeniyle gönüllerini almak demek değildir; özlük haklarını korumak ve kollamaktır, onları ödüllendirmektir gerçek olan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal bir devletin 4 ana görevi vardır:
1- Eğitim
2- Sağlık
3- Adalet
4- Güvenlik
Bu 4 kavram, devletin olmazsa olmazıdır; ancak, bu öncelikler içerisinde en önemlisi eğitimdir. En zor ve en pahalı yatırım, eğitime, yani, insana yapılan yatırımdır. Eğitime yapılan yatırımın ürünü öyle birkaç yıl içerisinde alınmaz, uzun soluklu bir koşudur eğitim işi. Bu alana yapılacak yatırım için, güç, irade ve maddî kaynak gerekir; çünkü, bir milletin aydınlık bir geleceği, eğitime yapılan yatırımla eşdeğerdir.
Eğitim deyince akla gelen ilk şey öğretmenliktir, Tanrı mesleğidir. Öğretmen deyince, dağda bayırda, yazda kışta, sıcakta soğukta özverili bir şekilde ışık ve bilgi götüren vefakâr, cefakâr insanlar gelir aklımıza. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenlik mesleğinin saygın, etkili ve laik bir yapıya kavuşmasında belirleyici rol oynamıştır; çünkü, öğretmen, insanları eğitmeyi, öğretmeyi meslek edinen, eğitim kurumlarında çocuk ve gençlerin eğitim ve öğretimine rehberlik eden, yön veren ve yaşama hazırlayan kişidir. "Ektiğini en son biçen ve ürün alan kişi öğretmendir" özdeyişi çok anlamlıdır. Bir hekim, hastasının iyileştiğini görebilir; bir komutan, savaş meydanında yengi ve yenilgiyi görebilir; oysa, bir öğretmen, ektiği bir ürünü, ancak, birkaç nesil sonra görebilir.
Ne yazıktır ki, son yıllarda, öğretmenlik mesleğinin geldiği durum içler acısıdır. Öğretmenlik mesleği, ne ilginçtir ki, maddî ve manevî yönden bir çöküşe doğru gitmektedir. Tarih 24 Kasım 2005, öğretmenler, öğretmenlik mesleği yere göğe sığdırılamıyor, öğretmenler baştacı, öğretmenler ışık, öğretmenler çocuklarımızın bilgi kaynağı, yarınların mimarı, eli öpülesi insanlar. Birkaç gün sonra, tarih 26 Kasım 2005, öğretmenler demokratik hak arayışındalar. Bakın, neler oluyor neler: Baştacı öğretmenlerimiz Başkent Ankara'ya sokulmuyor. Sebep; izinsiz yürüyüş ve gösteri. Sonuç; öğretmenlerimiz coplarla kıyasıya dövülüyor. Sayın Millî Eğitim Bakanımız "bunun bir provokasyon olduğunu ve göstericilerin öğretmen olmadıklarını" iddia ediyor. Bu kez, öğretmenlerimiz, ellerinde öğretmen kimlikleriyle yürüyor Ankara sokaklarında. Oysa, 2 Eylül 2005 tarihinde, İstanbul'un göbeğinde, HizbutTahrir adlı yasadışı örgüt, devlet aleyhinde sloganlar atarak gösteri yapıyor, bu gösteriye, devlet, kayıtsız ve sadece seyretmekle kalıyor.
Bir başka önemli konu, öğretmenlik mesleğinin geldiği son durumdur. Ülke genelinde, yaklaşık olarak 20-25 yaş arasında 300 000 genç öğretmen adayı bulunmaktadır. Büyük umutlarla eğitim ordusuna katılma hayaliyle okullarından mezun olan bu gençler, yaşadıkları hayal kırıklığı sonucu bunalıma girmektedirler. Eğitim fakültesini başarıyla tamamlayan genç, idealist öğretmeni yeni bir sürpriz beklemektedir; KPS sınavı. Öğretmenlik mesleğine atanmak için bu sınavdan da iyi bir puan almak gerekir. Genç aday sınava girer, 78-80 puan arasında puan alır. Aslında iyi puan; ama, bu defa, önüne Millî Eğitim Bakanlığı çıkar. Bakanlık az sayıda öğretmen alacaktır. Genç öğretmen adayı başvuru bile yapamaz. Bütün umutları, böylelikle, bir başka KPS sınavına sarkacaktır.
Çok ilginç bir örnek vermek istiyorum. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Türk millî eğitiminin Temel taşı olan 25 000 sınıf öğretmeni Bakanlık kapısında atama beklemektedir. Bu konu bugünlerde 40 000'lere çıkmıştır. Atamaya kapalı olan Burdur, Isparta ve Denizli İllerinde bile yüzlerce sınıf öğretmenine gereksinim vardır. Ne iştir bilinmez; Milli Eğitim Bakanlığı son atamalarda, 1 638 kişiyi sınıf öğretmeni olarak atamıştır. Her yıl 66 eğitim fakültesinden yaklaşık, 15 000 kişi sınıf öğretmeni olarak mezun olmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı 2005-2006 öğretim yılında 4 çeşit öğretmen çalıştırmaktadır. Öğretmenler sınıflandırılmıştır; birinci öğretmen tipi, asıl öğretmen; ikinci, sözleşmeli öğretmen; üçüncü, vekil öğretmen; dördüncüsü, ücretli öğretmen. Biz, öğretmeni tek bilirdik ve onları da başöğretmen olarak bilirdik. Bunların yanı sıra, bir de sadakatli öğretmen aranıyor. Nerede kaldı liyakat değerli arkadaşlarım?!. Avrupa Birliğine girmeye hazırlandığımız bir dönemde hiçbir Avrupa ülkesinde böyle bir çeşitlilik görülmüş değildir.
Bir diğer çelişki öğretmen atamalarında görülmektedir. 24 Ağustos 2005 tarihinde Bakanlık 10 000 kadrolu öğretmen atıyor; yeterli değil. Yaklaşık 58 000 öğretmene daha gereksinim var. Bakanlık bu defa, sözleşmeli öğretmen unvanıyla kısmî zamanlı öğretici, Türkçesi, 30 Haziran 2005'e kadar çalışacak, o tarihten sonra kapıdışı bırakılacak yaklaşık 25 000 öğretmen sözleşmeli alındı. Bu da yetmedi, doğu ve güneydoğu illerimizin büyük çoğunluğunda lise mezunu veya yüksekokul mezunu olan; fakat, öğretmenlikle yakından uzaktan ilgisi olmayan binlerce kişiye vekil öğretmenlik verildi. Bu da yetmedi; binlerce öğretmen adayı veya yüksekokul mezunu, ücret karşılığı öğretmen olarak görevlendirildi. Benim köyümden güneydoğuda çalışan bir öğretmen var, geçen gün aradı "ücret karşılığında 200 000 000 liraya Güneydoğu Anadolu'yu bekliyorum Sayın Vekilim "diyor.
Bugün ülke eğitiminin yüzde 39'una yakını sözleşmeli, vekil ve ücretli öğretmenlerle karşılanmaktadır. Okullarda norm kadrosu bulunan branşlara kadrolu öğretmen ataması yapılmamaktadır. Usta öğretici ve sözleşmeli öğretmenlerle eğitim ve öğretim sürdürülmeye çalışılmaktadır. Ülke genelinde birçok okulda sınıf, rehber öğretmen görevlendirmesi yapılmamaktadır. Bu görev, aslî işi olmayan usta öğreticilere verilmekte ve ücret ödenmemektedir.
Çözüm nedir; yukarıda da belirttiğim gibi eğitimin tasarrufu olmaz, eğitimini tamamlamış, genç, enerjik, yeni bilgilerle donanımlı öğretmen adaylarını göreve atayıp, mesleklerini uygulama olanağı vermeliyiz. Artık, onlar, yok olan ana baba parasına avuç açmak istemiyorlar, alınterlerinin karşılığını istiyorlar. Ülkemizde 60 olan eğitim fakültesi sayısı hızla azaltılmalıdır, Bakanlık ihtiyacı kadar mezun veren fakülte kalmalıdır. Mezun olan her öğretmen adayının ataması hemen yapılmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim camiasının sorunları bunlarla kalmamaktadır. Geçmişte, öğretmenlerimizin mahallesinde yaptığı alışverişler büyük bir lütuf sayılırken, bugün mahalle bakkalları dahi öğretmenlerimize veresiye mal vermemek istemektedirler. Bugün öğretmenlerimiz ciddî bir maddî sıkıntı içerisindedirler.
Burada -sürem bitiyor- bir öğretmenimizin anısını anlatmak istiyorum; ama, Sayın Başkanım, şahsım adına da devam edebilir miyim?
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 19 Ocak 2006