Karadeniz ekonomik işbirliği parlamenterler asamblesinin ayrıcalık ve bağışıklıklarına dair protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s. sayısı: 77)
Tokat Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 53. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Ocak 2008 · 1.950 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Reşat Doğru (MHP), 23 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KARADENİZ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ PARLAMENTERLER ASAMBLESİNİN AYRICALIK VE BAĞIŞIKLIKLARINA DAİR PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S. SAYISI: 77)); konuşma 1.950 kelime.
Reşat Doğru (MHP, Tokat). “Karadeniz ekonomik işbirliği parlamenterler asamblesinin ayrıcalık ve bağışıklıklarına dair protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s. sayısı: 77)”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 23 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/resat-dogru-23-2008-01-23-karadeniz-ekonomik-isbirligi-parlamenterler-asamblesinin-ayricalik-ve (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 77 sıra sayılı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinin Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve sizleri saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz tasarı 31 Ekim 2003 tarihinde Azerbaycan’da yapılan KEİ Dışişleri Bakanları Konseyi 9’uncu Toplantısında on bir üye ülke tarafından imzalanarak üye ülkelerin parlamentolarının onayına sunulmuştur. Protokol henüz altı ülke tarafından imzalanmış olup, dokuz ülke tarafından da imzalandığında yürürlüğe girecektir.
KEİPA 26 Şubat 1993 tarihinde, Türkiye, Arnavutluk, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Rusya Federasyonu, Ukrayna Parlamento Başkanlarının ülkemizde yaptıkları toplantı sonucu yayınladıkları ortak deklarasyondan sonra kurulmuştur. Daha sonra örgüte, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan Karadağ da katılmıştır.
KEİ’ye üye ülkeler, siyasi, ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel alanlarda iş birliği ve dayanışma ortamı yaratarak, karşılıklı güven ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesini amaçlamaktadırlar. Bu amaçla toplantılar yapılmakta ve tavsiye kararları da alınmaktadır. KEİ’de devletler arasındaki ilişkiler parlamentolar aracılığıyla da yürütülmektedir. Toplam üyesi KEİPA’da, 76 parlamenter olarak bulunmaktadır. Parlamentoda ülkemiz de 9 üyeyle temsil edilmektedir.
KEİPA kuruluş amacına uygun olarak, ekonomik, ticaret, teknoloji ve çevre komisyonu, hukuki ve siyasi işler komisyonu; kültür, eğitim ve sosyal işler komisyonu kurmuş ve de çalışmaktadır. KEİPA kuruluşunun çalışmasını düzenleyen bu protokol, görevlilerin ve çalışma şartlarının ülkeler nezdindeki güven ve emniyetini sağlayacaktır. Çeşitli ülkeler, komşularının veya menfaatlerinin doğrultusunda kuruluşlar kurmaktadırlar, KEİ de bunlardan birisidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu kuruluşu kurarken komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesini amaçlamaktadır. Ancak, Yunanistan bu bölgeye coğrafi olarak uzak olmasına rağmen, iyi komşuluk ilişkilerinden dolayı bu kuruluşa alınmış ve teşkilatın Merkez Bankası da Yunanistan’da kurulmuştur. Bu uygulamanın neden böyle yapıldığı da tartışma gerektirmektedir.
Karadeniz bölgesi, devletler arasında ve kendi aralarında birçok sorun yumağının olduğu dünyanın en önemli yerlerinin başında gelmektedir. Bu bölgede çevre sağlığından tutun da enerji ve turizm alanına kadar iş birliği yapabileceğimiz birçok konu vardır. Bugün, bölge, dünden daha fazla, dünya ülkeleri için önemli hâle gelmiştir. Bölgede, doğal gaz, petrol gibi çok zengin enerji kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynakların olması bölge ülkelerini dünya gözünde daha fazla önemli hâle getirmiştir. Ancak, bu durum, dikkatleri buraya çekerken bölge ülkelerinin birçok sorunla karşılaşmasını da beraberinde getirmiştir.
2001 yılında çevrenin bozulmaması, korunması üzerinde durulmuş ve bir dizi kararlar alınarak üye ülkelere tavsiyelerde bulunulmuştur. Hava, su, toprak kirliliğini azaltacak bölgesel ve uluslararası girişimlerin destekleneceğine ilişkin karar son yıllardaki küresel ısınma ve ekonomik dengenin hızlı bir şekilde bozulmakta olduğunun görülmesiyle beraber daha fazla önemli hâle gelmiştir. Bugün Karadeniz’de toplu balık ölümleri başta olmak üzere birçok çevre sorunu vardır.
Ayrıca, KEİ ülkelerinde tarım sektörü büyük bir potansiyele de sahiptir. Bu bölgelerde yaşayan insanların büyük bir kısmı tarımla uğraşmakta, devletlerin ihracatının büyük bir kısmını da tarım ürünleri oluşturmaktadır. Tarım ekonomisi bu ülkeler için büyük kaynak oluştururken, birçok sorunla da karşılaşmasını sağlamaktadır. Bu nedenle, gıda güvenliği ve kullanılan ilaçlardan başlayarak, balıkçılık, ormancılık, bitki koruma ve erozyonların önlenmesine kadar birçok alanda iş birliği imkânı da vardır. Ortak kırsal kalkınma projeleri ve çevre ile ilgili alınacak kararlar, dünya sağlığını ve bölgede yaşam şartlarının iyileştirilmesini sağlayacaktır.
Zengin kaynakların bulunduğu Karadeniz bölgesinde, ekonomik faaliyetler olarak ticaret organizasyonları ve ortak girişim alanlarında da önemli bir potansiyel vardır. Bu amaç için KEİ tarafından kurulan Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankasına büyük görevler düşmektedir. Bu banka, bölgede istihdam fırsatları yaratan projeleri desteklemeli ve çeşitli üye ülke insanları arasında stratejik ortaklıklar oluşmasına da katkıda bulunmalıdır. KEİ bölgesi ekonomisi, Avrupa ekonomisinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ham petrol, doğal gaz ve nükleer enerji kaynaklarının zengin olması iş birliğinin geliştirilmesini, ülkelerin birbirleriyle yakınlaşmasını, siyasi istikrarın sağlanmasını ve ortak bir teknolojik ve sosyal alanın oluşmasını sağlayarak, devletlerin barış ve refah içerisinde yaşamalarını da beraberinde getirecektir.
KEİ bölgesinde büyük bir turizm potansiyeli olup, geniş kapsamlı turizm yatırımlarına da açıktır. Bu alanda da üye ülkeler arasında doğal kaynaklar ve kültürel miras korunarak, iş birliği geliştirilmelidir. Bu konular da barış ve istikrar platformunu oluşturarak, insanlar arasında karşılıklı anlaşma, iyi niyet ve yakın ilişkileri tesis etmede potansiyel rol oynayabilir. Bunun sonucunda yaşam kalitesi artarken, ekonomik ve sosyal faaliyetler artıp beraberinde istihdam da artacaktır.
KEİ üye ülkelerin birçoğunda en önemli problem, fakirlik ve yoksulluktur. Bazı bölgelerde insanlar, büyük rezervli, zengin doğal kaynaklara sahip iken, zor şartlar içerisinde de yaşamaktadır. Yoksulluğun azaltılmasına yönelik etkin bir stratejinin geliştirilmesine ve sürdürülebilir ekonomik büyüme ve istikrarlı bir ortamın oluşması için iş birliğine de dünden daha fazla bugün ihtiyaç vardır.
Karadeniz çevresindeki ülkeler, güçlü bir birlik oluşturmak amacıyla bu kuruluşu kurdular. Bu birliktelikte olumlu gelişmeler olmasına rağmen, KEİ ülkelerinin sahip oldukları potansiyelleri tam olarak bölgelere yansıtılamamıştır. Yeni bir anlayış dinamizmiyle, bu birliktelikte büyük fırsatlar ortaya konabilir.
Son yıllarda bölgesel ve küresel gelişmeler, küresel aktörler, bu bölgede nüfuz mücadelesi başlatmışlardır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak savaşında Trabzon Limanı’nı istemesi ve Bulgaristan ve Romanya’nın üs kurma faaliyetleri gibi bölgelerdeki son gelişmeler, ülkemiz için yeni fırsatlar getirebileceği gibi, yeni risk alanlarını da beraberinde oluşturabilir.
Tarihi ve coğrafi sorumluluğumuz olarak ülkemiz aktif, etkin, belirleyici, öncelik alan politikalar ve projeler ortaya -bu bölgede- mutlaka koymalıdır.
Karadeniz bölgesinde önümüzdeki dönemde yeniden yapılanmalar oluşacağı görüldüğüne göre, bu süreçte lider bir ülkeye ihtiyaç vardır. Bu ülke, KEİ’nin kuruluşuna aktif katılan ve bu örgütün kurulmasını ve yaşamasını sağlayan Türkiye olmalıdır.
KEİ kurulduğu günden beri, Karadeniz’in her yanı, Kafkasya ve Avrupa arasında petrol ve enerji hatları açısından stratejik koridor olmasına rağmen, petrol harici ticareti üye ülkeler arasında yeterince geliştirememiştir. Bu Karadeniz koridoru, tarihi ipek yolunun geçtiği yerdir. Geçmiş tarihte büyük olaylara ve ekonomik faaliyetlere şahit olan bu yol, tekrar faaliyete geçmeli ve beraberinde de istikrarı getirmelidir.
Bu noktada, KEİ büyüyerek, ticareti kolaylaştırıcı, arttırıcı mekanizmalar geliştirilmelidir. KEİ bölgesinde ekonomik iş birliği ve ticaret hacminin yeterince gelişmesini engelleyen Güney Osetya, Abhazya, Yukarı Karabağ sorunları mutlaka ama mutlaka çözümlenmelidir. 21’inci yüzyılda, Avrupa’nın ortasında, Balkanlarda yaşanan, insanların acımasızca birbirine saldırıp katliam yapmaları bu bölgelere değerli arkadaşlar, unutulmamalı ve beraberinde de önlenmelidir.
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatında donmuş, çözüm bekleyen sorunların çözümünde, AGİT gibi, bölgede, aktif rol oynayabilir. Bu kuruluşlarla yakın iş birliği içerisinde olunmalıdır. Balkanlarda, Kafkasya’da hâlâ çözülmeyen, üzerinde durulması gereken birçok sorun olduğu da unutulmamalıdır.
Karadeniz Bölgesi öyle ya da böyle küresel ekonomiyle bütünleşmiş olacaktır. Avrasya’nın bir ucunda Avrupa Birliği ülkeleri, diğer ucunda ise büyümenin lokomotifi olan Çin vardır. Türkiye ve Karadeniz bölgesi bu gelişmelerin de tam ortasında bulunmaktadır. Kafkaslar, Balkanlar, Rusya ve Türkiye dörtgeninin ortasındaki Karadeniz havzasında etkin olan güç Avrasya’nın ve hatta Ortadoğu’nun kontrolünde büyük bir ivme kazanacaktır. Enerji kartını iyi kullanan bir Türkiye’nin açılımı bölgeye denge, istikrar ve beraberinde de güç getirebilir.
KEİ, Arnavutluk’tan, Sibirya’dan, Ukrayna ve Rusya’ya kadar uzanan 370 milyon insanı içerisine alıyor. Güneydoğu Avrupa, Balkanlar ve Kafkasya ülkelerini kapsayan geniş bir coğrafyada Türkiye’nin önceliğinde kurulmuş bir iş birliği örgütüdür. Ancak Türkiye’de bu örgüt hiç ama hiç doğru dürüst tanınmıyor. Medya kuruluşları, bu teşkilatın çalışmalarını kamuoyuna ciddi bir şekilde duyurmuyorlar. Türk kamuoyunun ilgisini, KEİ üzerine mutlaka çekmeliyiz. Bu örgüt tarafından dünyaya barış mesajları, birlik mesajları anlatılabilecek iken, biz bunu hiç kullanamamışız. Bu konularda Hükûmetimize de çok önemli görevler düşmektedir.
Halbuki, KEİ, Türklerin yaptığı, dünyaya büyük Atatürk’ün söylemi olan ”yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü anlatabileceği de beraberinde tek kuruluştur. Bu kuruluş vasıtasıyla, Türkiye’den bütün dünyaya barış, demokrasi, dayanışma mesajları da yansıtılabilir.
Türkiye, coğrafi konumu, tarihî gerçekleriyle Balkanların, Orta Doğu’nun, Kafkasların en güçlü ve belirleyici rolü olabilecek tek ülkesidir. Buradaki pozitif enerji, dünya kamuoyuna barış mesajları verirken, bölgenin mevcut potansiyelinden dolayı, iş birliği ve ekonomik gelişmeleri de beraberinde getirecektir.
KEİ’nin kurulduğu yıllar Sovyetler Birliği’nin dağılma yıllarında olmuştur. Türkiye tarafından ortaya atılan bu kuruluş fikri, dönemin istikrarsızlığı ve belirsizlikleri karşısında yapıcı, toplayıcı ve gerçekçi bir adım olarak ortaya çıkmıştır. Bu örgüt vasıtasıyla Türkiye tarafından stratejik boşluk doldurulmaya çalışılmıştır.
Bu örgüt, birbirleriyle anlaşmazlık içinde bulunan, hatta, aralarında diplomatik ilişki bile bulunmayan birçok ülkeyi birlikte yaşamaya ve beraber çalışmaya alıştıran bir iş birliği platformu oluşturmuştur. Birbirlerini tehdit eden birçok ülke aynı masa etrafında beraber oturmuşlar ve birçok konuyu da bu örgüt vasıtasıyla görüşmüşlerdir. Karadeniz bölgesinin KEİ sayesinde daha güvenli hâle gelmesi sağlanmaya çalışılmıştır.
KEİ, Avrupa Birliği gibi ekonomik ve NATO gibi askerî entegrasyona geçme başarısına ulaşamamıştır. Ancak, bu örgütler ile kendi üyeleri arasında karşılıklı ilişkilerin gelişmesinde rol oynamaya çalışmıştır. Ancak bölgede donmuş, yıllardan beri çözüm bekleyen problemler de vardır. Bu anlaşmazlıklar sıcak çatışmalara her zaman zemin hazırlayabilir. Burada, Türkiye ve Rusya Federasyonu’na çok büyük görevler düşüyor. Hâlen kendisi de yapısal dönüşüm problemleri içinde bulunan Rusya, sadece Karadeniz Bölgesi’nde değil, bizzat Avrupa Kıtası’nda da Türkiye’yle beraber birçok alanda iş birliği içerisinde olabilir.
Zaman içerisinde Avrupa’dan dışlanan Türkiye, geleceğe dönük alternatiflerini Avrasya bölgesinde aramak mecburiyetinde kalabilir. O zamanın gelmesini beklemeden hazırlıklı olunmalıdır. Bu yönüyle Avrasya, Türkiye’nin kaderidir.
Avrupa’nın sömürgeleştirme projesi, Amerika’nın savaşa yönelen saldırgan Büyük Orta Doğu Planlarıyla fazlasıyla zemin kaybeden Türkiye’nin artık daha kararlı bir şekilde Avrasya Kıtası’na yönelmesinin zamanı da gelmiştir. Gelecekte Türkiye’nin adı Avrupa ve Amerika’dan daha çok Avrasya’yla anılacağı için, Türkiye-Orta Asya-Avrasya denklemine mutlaka hazır olunmalıdır.
Türkiye, 21’inci yüzyılda, son zamanlarda, Avrasya politikasını önemsemeyen bir dış politika uygulaması içerisindedir. Türk dünyası, Orta Asya boyutu olan dış politikamız, ülkemizi, Avrupa, AB ve ABD nezdinde farklı bir yöne taşır. Türkiye’yi Avrasya Bölgesinde güçlü kılar. Bu durum, ülke güvenliğini geliştirip millî çıkarlarımızı korumamızı ve denge ülke konumuna gelmemizi de sağlamış olacaktır.
KEİ gibi örgütler Türkiye’nin Avrasya bölgesinde etkisini artırmak üzere kurulmuş olan kuruluşlardır. Son yıllarda ülkemiz önce Avrupa’nın, sonra ABD’nin etkisiyle ekonomik kontrol altına alınıyor. Bu durum Türk ekonomisini IMF ve Dünya Bankasına mahkûm ederek Türkiye’nin Karadeniz ve Orta Doğu, Orta Asya çıkarlarına yönelik bölgesel bir ekonomik yapıya gitmesine izin vermiyor.
Bu durum mutlaka aşılmalıdır. Batılı ülkeler Türkiye’yi bu bölgelerde kontrol altında tutmak istiyor. Bu açıdan özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği kapısında 1999 Helsinki kazanımlarından geriye düşürülerek bekletilmesi, üye yapılmasa bile Avrupa Birliğine sıkı bağlarla bağımlı hâle getirilmesine yönelik 2004 yılı kararları dikkatle incelenmeli, sermayenin yabancılaşması, tekel niteliğindeki kuruluşların yabancılara satılması herkes tarafından iyice düşünülmeli ve beraberinde değerlendirilmelidir.
Türkiye yeni açılımlar yapmalı, bölge ülkelerinin hepsiyle beraber Avrasya ekonomik topluluğunun temelini atmalıdır. Bu durum Türk dünyasını içine alan Türkiye’yi Avrasya’da çok önemli konuma getirebilir. Güçlü, lider ülke Türkiye bu bölgelerde etkileyici ve belirleyici konumda olunca dengeler de beraberinde değişir. Ancak bu duruma Batılı ülkeler şiddetle karşı çıkabilirler. Dünyanın geleceğinin saklı olduğu bölge, enerji kaynakları, kirlenmeyen toprakları, genç nüfus yapısıyla Türkiye merkezli Avrasya, Orta Asya bölgesindedir. Batılı ülkeler, Türkiye’nin gücünü bildikleri için, terör, ekonomik kriz, komşularla sürtüşme ve ülkemiz içinde yaratılan iç çekişmelerle bizleri meşgul etmektedirler.
Türkiye, günden güne dış borç batağına kasıtlı olarak sürüklenmektedir. Şu anki durum sanki Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarını düşündürmektedir. Türkiye’miz, işte, burada, tekrar düşünmeli ve çıkış yolları bulmalıdır. İşte KEİ örgütüyle bazı konular gündeme getirilebilir.
Günümüz şartlarında dünya artık tek kutupluluktan kurtulup, çok kutuplu bir yapıya giderken, kutuplar arasındaki çekişme mücadelelerinin Türkiye etrafında olduğu da hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Avrupalı ve ABD’li emperyalistlerin her türlü oyunlarına karşı, ülkemizin bölgeye alternatif projeleri, dünyaya da beraberinde barışı getirecektir. Bölge ülkeleri, sömürge devletlerin savaş senaryolarından kurtulacaktır. Türkiye, lider ülke konumuna gelir. Ufukta 2023 yazılı da olmalıdır.
Cumhuriyetin 100’üncü yılı, altın çağımızın başlangıcı olmalıdır. 100’üncü yıla şahlanarak, lider ülke konumunda girmek için, millî birlik ve beraberliğimize, ülke bütünlüğümüze sahip çıkarak, bölücü ve fitne unsurların her türlü oyunları bozularak ulaşılacaktır.
Türk milletinin evlatlarına ülküler verilmeli, hedefler gösterilmelidir. Tarihten ders alan, kendisine güvenen bir Türkiye mutlaka ortaya konulmalıdır.
KEİ’nin kuruluşunun 15’inci yıl dönümü 25 Haziran 2007 tarihinde İstanbul’da yapıldı. Bu zirvede yeni ufuklara yelken açmak teması gerçekleştirildi. Bu temayla, KEİ’ye yeni bir yönelim ve canlılık kazandırılmalıdır. Örgüt, proje ve ortak altyapı çalışmalarında daha etkin olmalıdır.
Türkiye, tarihî misyonuyla, bu bölgenin en güçlü ülkesidir. Türk dünyası ve Avrasya’ya karşı tarafsız ve kararsız olamaz. Türk cumhuriyetleri ve bölge ülkeleriyle kurulacak ilişkiler, kendi bölgesinin geleceği için güçlü ve lider ülke olmasını da gerektirmektedir. Türkiye, AB’yle bütünleşmek için harcadığı çabaların çok az bir kısmıyla buralarda çok önemli konumda da olabilir. Eli güçlenen Türkiye bölgenin istikrar unsuru olur, barış da ancak o zaman gelecektir.
Ülkemiz önümüzdeki yıllara lider ülke hedefiyle her yönüyle hazır olmalıdır.
Çıkartmakta olduğumuz bu kanunun ülkemize, milletimize ve bölgeye istikrar, huzur ve güç getirmesini temenni ediyor, yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 23 Ocak 2008