Kırıkkale ilinin sorunları hakkında
Tokat Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 69. Birleşim · 5. yasama yılı · 22 Şubat 2011 · 1.210 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Reşat Doğru (MHP), 22 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KIRIKKALE İLİNİN SORUNLARI HAKKINDA); konuşma 1.210 kelime.
Reşat Doğru (MHP, Tokat). “Kırıkkale ilinin sorunları hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 22 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/resat-dogru-23-2011-02-22-kirikkale-ilinin-sorunlari-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 591 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti Arasındaki komisyon raporuyla ilgili söz almış bulunuyorum.
90’lı yıllar hepimizin de bildiği gibi Türk dünyası için çok önemli yıllar olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla beraber bir anda “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” tabirinin gerçekleşmekte olduğu ve heyecanla beklenilen Türk devletlerinin bağımsızlığı bir anda gerçekleşmiştir. Tabii bu heyecan karşısında özellikle Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan Türkler bir Turan Ülküsünün gerçekleşmiş olmasından dolayı çok büyük bir memnuniyet içerisinde olmuşlar ve akabinde de Türkiye’yle Türk dünyası arasındaki ilişkiler süratli bir şekilde geliştirilmeye başlanmıştır. Bu mealde, önce Türk devleti bu ülkelerin bağımsızlığını tanımış ve akabinde de ticari ve ekonomik iş birlikleri, kültürel iş birlikleri dâhil olmak üzere hepsi göz önüne bir anda gelmiş ve ilişkiler geliştirilmeye başlanmıştır.
Bu amaçla, tabii, Türkiye Cumhuriyeti devleti çok çeşitli kuruluşlar oluşturmuş, bu kuruluşların birçoklarıyla da çok güzel hizmetler yapılmıştır. Bunlardan bir tanesi de TİKA kuruluşudur. “Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi” dediğimiz TİKA, hakikaten, kurulduğu andan itibaren şu ana kadar çok önemli çalışmalar yapmış ve çalışmalarına devam etmektedir. Çalışmaları tabii takdirle karşılamamız gerekiyor. Ancak bunun yanında özellikle şunu da söylememiz gerekir ki TİKA’nın kuruluş amacı Türk dünyasıyla ilgili olmasından dolayı, faaliyetlerinin çok büyük bir kısmını Türk dünyasına yöneltmesinin de ben daha uygun olacağını müteaddit defalar söylemişimdir, yine söylüyorum. Yani, tabii, dünyanın her tarafında Türkiye Cumhuriyeti devleti olmalıdır. Ancak Türk Cumhuriyetleriyle ilgili olarak, kurulmasından dolayı da Türkiye’nin ilişkilerinin geliştirilmesinde, bu devletlerle her türlü faaliyetin azamisi yapılması gerekir diye de düşünüyorum.
Tabii, bunun yanında yine kurulmuş olan “Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı”nın da faaliyetleri yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu kuruluşun da başarılı olması noktasında, ben, her türlü desteğin verilmesini ve esirgenmemesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Tabii, Türk dünyasıyla ilişkilerimizin geliştirilmesi gerekiyor. Her devletle yakın iş birliği ve ilişkiler geliştirilmelidir. Kırgızistan, Azerbaycan, Özbekistan, işte beraberinde Kazakistan gibi devletlerin hepsiyle ikili ilişkilerin geliştirilmesi yapılırken aynı zamanda bu ilişkilerin, ikili ilişkilerin geliştirilmesinde de sorunların ortadan kaldırılması gerekmektedir.
(x) 591 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Bakınız, şu an itibarıyla işte Azerbaycan’la ilişkilerimiz bir noktada, özellikle Ermenistan sınır kapısının açılmasıyla ilgili noktalarda bazı sıkıntılar yaşanmıştır. Şu an itibarıyla da yine Azerbaycanlı kardeşlerimiz özellikle bu konuyu devamlı dile getirmekte ve karşılıklı olarak bununla ilgili güvenin tesisi noktasında da çalışmaların yapılması beklenmektedir.
Yine, bakınız, şu an itibarıyla diyorum… 20 ile 26 Şubat 1992’de, özellikle 20 Şubattan itibaren Azerbaycan’ın topraklarında, Hocalı bölgesinde, bilhassa Karabağ bölgesinde ve Hocalı bölgesinde, çok büyük bir şekilde Ermenilerin saldırmış olduğunu görüyoruz. 26 Şubat tarihinde bu saldırı en üst noktaya çıkmış ve 26 Şubat 1992 tarihinde Ermeniler Azerbaycan’ın Hocalı kentinde Rusların desteğiyle çok büyük bir katliam yapmışlardır. Saldırıda tanklar ve ağır silahlar kullanılmış, 83’ü çocuk, 106’sı kadın olmak üzere 613 Azeri Türk’ü hunharca katledilmiştir. Öldürülen bu insanlar silahsız bölgenin yerli haklarıdır. Hocalı başta olmak üzere Karabağ ve etrafındaki Azerbaycan topraklarından yaklaşık olarak 1 milyonun üzerindeki insan zorla Ermeniler tarafından göç ettirilmiştir. Bu göç ettirilen insanlar şu anda Azerbaycan’ın Bakü şehri olmak üzere, Gence şehri olmak üzere buralarda çok zor şartlar altında yaşamaktadırlar. Dolayısıyla bu insanların seslerini mutlaka duymak gerekmektedir ve bu insanların çekmiş oldukları sıkıntıların en azından Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından o sıkıntıların bazılarının çözülmesi noktasında desteklerin yapılması gerekir diye düşünüyorum.
Özgürlük, insan hakları, demokrasi, yaşam hakkı insanlığın temel özlemleri ve haklarıdır, ancak Hocalı’da görüldüğü gibi bir günde binlerce insan saldırgan Ermeniler tarafından katledilmekte, binlerce insan da öz topraklarından zorla atılmaktadır. Birinci Dünya Harbi esnasında ve sonrasında Anadolu’da karşılaştığımız Türklere uygulanan katliamlar ve soykırımlar da aynı saldırgan tutumun sonuçları değil midir? Bugün Azerbaycan topraklarının yüzde 20’den fazlası saldırgan Ermeniler tarafından işgal altındadır. İşgal esnasında bölgeden zorla atılan Türkler de “Acaba topraklarımıza ne zaman döneceğiz?” diye özlemle beklemektedirler, acıları da her gün derinleşmekte ve de artmaktadır. Ancak modern dünya, her şeye karışan sivil toplum örgütleri bu durumu görmemekte veyahut da görmezlikten gelmektedir. Dünyada bırakın insan haklarını, hayvan haklarını savunanlar bile bu mahzun, garip, fakir insanların problemlerine maalesef sahip çıkmamaktadırlar.
Burada bizim aklımıza, konu Türkler ve Türk dünyası olunca Batı’nın nasıl ikiyüzlü, riyakâr olduğu da gelmektedir. Dünya insan hakları konusunda maalesef duyarsız kalmıştır. Onlar duyarsız kalıyor diye bizlerin de duyarsız kalmaması gerekir. Bugün Hükûmetin bu konularda çok ciddi olarak düşünmesi ve bu yönde olarak hareket etmesi gerekmektedir. Ermenistan ile karşılıkla anlaşmalar maalesef imzalanmaya çalışılmıştır, ikili ilişkiler geliştirilmeye çalışılmıştır, sınır kapıları maalesef karşılıklı olarak açılmaya çalışılmıştır. Bunların hiçbirisi doğru değildir; çünkü her zaman söylenen, biz bir millet, iki devletiz, her türlü üzüntü ve sevinçlerimizde beraber olmak mecburiyetindeyiz.
Ermenistan’la Hükûmet tarafından imzalanan anlaşma, Meclisten geçmemiştir, inşallah önümüzdeki dönemlerde de geçmemelidir. Neye mal olursa olsun Meclisimiz bu anlaşmayı onaylamamalıdır çünkü Ermenistan, Karabağ’dan, işgal ettiği topraklardan çekilmemektedir, hatta çekileceği mesajını bile maalesef vermemektedir.
Milletimize her zaman, her yerde saldıran bu devlet tanınmamalı ve yaptığı katliamların da mutlaka hesabı sorulmalıdır. Bırakın Kurtuluş Savaşı esnasındaki saldırılarını, Hocalı katliamının kanı daha kurumamıştır. Katliam yapan bu devletten mutlaka hesap sorulmalıdır ancak enteresandır o katliamı yapan insanların birçoğu şu anda Ermenistan devletini yönetmektedir ve sorumluluklarının da maalesef şu anda bilinci içerisinde değillerdir ama mutlaka onlardan bu Hocalı katliamının hesabı sorulmalı ve mutlaka onlar da hesap vermelidir.
Bu insanlık dışı uygulamayı yapanlardan hesap sorulmazsa bizler de buna seyirci kalanlar da insanlık suçu işlemiş olmaz mıyız? Sonuçta, Ermenistan hesap vermeden, işgal ettiği topraklardan çekilmeden, göçe gönderilen insanlar geri dönmeden, zararları karşılanmadan Türkiye olarak ikili ilişkilerimizi başlatmamız ve geliştirmemiz hiçbir zaman doğru olmayacaktır. Bunun aksi yapılması ülkemizi Türk dünyasının gözünde çok düşürecektir. Bunlar ileride tamiri mümkün olmayan olaylara sebep olacaktır. Bütün Türk dünyası, ülkemiz hakkında yanlış karar ve düşüncelere sahip olacaktır, bu da maalesef çok ağır bir sorumluluk oluşturur.
13 Şubat 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine 26 Şubat 1992 günü Ermenilerin Azerbaycan Hocalı kentinde yapmış olduğu katliamın katliam olarak tanınması, 26 Şubatın “Hocalı Katliamını Anma Günü” olarak kabul edilmesine ilişkin kanun teklifim Meclis gündeminde ve 37’nci madde gereği kabul edilmesine rağmen hâlen kanunlaşmamıştır. Bu teklif en kısa zamanda kabul edilmeli ve dünyaya sunulmalıdır; bu, bütün milletvekillerimiz için tarihî bir görevdir.
Bakınız, şu anda, işte 26 Şubatın geldiği bugünlerde, özellikle Azerbaycan’ın birçok yerinden bizler aranıyoruz. Sizler de aranıyorsunuzdur tahmin ediyorum ki. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinden bu 26 Şubat “Hocalı Katliamını Anma Günü”nün mutlaka ilan edilmesini beklemektedir. Bu manada da tarihî bir sorumluluğumuzun üzerinde olduğunu buradan bir kez daha yinelemek istiyorum çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler dünya tarafından takip ediliyor ama özellikle Türk dünyası tarafından çok yakın takip ediliyor. Yani onların işgal etmiş olduğu Azerbaycan’ın topraklarından, Ermeniler işgal etmiş oldukları topraklardan çekilmediği sürece ve orada öldürmüş olduğu binlerce kardeşimizin hesabını vermediği sürece o ikili ilişkilerin geliştirilmemesi konusunda da onların çok önemli bir hassasiyet içerisinde olduğunu ifade etmek istiyorum.
Tabii, bunun yanında 26 Şubat geliyor. Tabii 26 Şubatta yine yüreklerin o yangınlığı hep beraber dile getirilecek. 26 Şubatta 10’larca insan, 100’lerce insan kendi öz topraklarında katledildiler. Dolayısıyla bu katliam günü mutlaka dünyaya bir soykırım günü olarak, bir katliam günü olarak ilan edilmelidir. Bu tarihî sorumluluk da bizim milletimiz üzerindedir, bizim devletimiz üzerindedir diye söylemek istiyorum.
“Türk dünyası” dediğimiz tabii, çok önemli bir geniş coğrafya. Bakınız, şu anda Doğu Türkistan’da işte, Kırım’da, Kerkük’te, Tuzhurmatu’da ve Telafer’de, Kıbrıs’taki insanlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin alacağı kararları bekliyorlar. Bu mealde de özellikle bunun gündeme getirilmesini kendim uygun gördüm.
Bu vesileyle söz verilmiş olmasından dolayı teşekkür ediyor, bu görüşmekte olduğumuz kanunun tabii ki uygun olduğunu ifade ediyor, ülkemize ve Azerbaycan’a ikili ilişkilerimizin geliştirilmesinde yeni umutlar açması temennisiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 22 Şubat 2011