633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )
Tokat Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 90. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Nisan 2005 · 539 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Resul Tosun (AK Parti), 27 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HK.KAN.(SS . 870 )); konuşma 539 kelime.
Resul Tosun (AK Parti, Tokat). “633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 27 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/resul-tosun-22-2005-04-27-633-sayili-diyanet-isleri-baskanliginin-kurulus-ve-gorevleri-hk-kan-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
RESUL TOSUN (Tokat)Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 24 Nisan 1915 ile 25 Nisan 1915, bizler için çok önemli iki tarihtir. 24 Nisan 1915'i, hepinizin bildiği gibi, sözde Ermeni soykırımının yıldönümü olarak bütün dünyada, diaspora, aleyhimizde kampanyalar yürütmek üzere istismar etmekte; 25 Nisan 1915 ise, Birinci Dünya Savaşının, 20 nci Yüzyılın en kanlı savaşlarının cereyan ettiği Çanakkale kara savaşlarının başladığı gündür.
Değerli arkadaşlar, Çanakkale Savaşları, Çanakkale'ye özgü, Çanakkale'de başlamış bir savaş değildir. Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşının Çanakkale cephesidir. Türk Genelkurmayının, Osmanlı Genelkurmayının değerli kurmay üyeleri -Kâzım Karabekir gibi, Mustafa Kemal gibi- Birinci Dünya Savaşına girilmemesi istikametinde ikaz etmelerine rağmen, maalesef, ittihatçılar, bir macera peşinde, Alman Goeben ve Breslau gemilerine -daha sonra Yavuz ve Midilli diye Osmanlı isimleri verilerek- Rusya kıyılarını bombalatmış ve Türkiye'yi, padişahın ve sadrazamın haberi olmaksızın, Birinci Dünya Savaşına bir emrivakiyle sokmuşlardır. Aynı emrivaki sebebiyledir ki, bu savaşta, Süveyş Kanalında, Sarıkamış'ta, Balkanlarda onbinlerce vatan evladı bir macera uğruna feda edilmiştir. Bu emrivakiyle girilen savaşın neticesinde, İtilaf Kuvvetleri Osmanlıya da savaş ilan etmiş, Ruslar Doğu Anadoluyu işgal etmeye başlamışlar ve şubat ayına gelindiğinde, İtilaf Kuvvetleri -Fransa, İngiltere ve Rusya- Osmanlıyı kalbinden vurmak, başkenti işgal etmek ve bir anda Osmanlı ülkelerini paylaşabilmek için, dünyanın o dönemdeki en güçlü, en donanımlı, en modern silahlarıyla, Çanakkale'den, Boğazdan girmeye başlamışlardır. İşte, bu dönemde -19 Şubat 1915- düşman Çanakkale Boğazından girmeye teşebbüs ettiğinde, yine, maalesef, ittihatçılar, İstanbul'un kesin olarak bu kuvvetler karşısında düşeceğini düşünerek, İstanbul'un tahliyesi kararını almışlardır. "Anadolu'dan İstanbul'u savunursak daha iyi müdafaa yaparız" diye Eskişehir'de ve Konya'da, hükümet için, padişah için yerler ayarlamışlar, köşkler hazırlamışlar. Zaten, onların korkusundan her istediğini yapan Sultan Mehmet Reşat, itiraz etmeyeceği için...
Değerli arkadaşlar, çok önemli bir hakikati, belki, ilk defa bu kürsüden açıklayacağım. Savaş olmazsa zafer olmaz. Çanakkale zaferlerinin -ki, deniz ve kara zaferleri diye iki önemli zafer vardır- asıl temelinde Çanakkale'yi, İstanbul'u, ülkeyi savunmayı gerçekleştirecek ve direnmeyi gerçekleştirecek ana esas gözlerden hep kaçmıştır.
Bakınız, İstanbul eğer o gün tahliye edilseydi, ne Boğazlarda tutunmak mümkündü ne de başka bir yerde; çünkü, Boğazlara giden bütün mühimmat İstanbul üzerinden gidiyordu. Alman güya bizim müttefikimizdi, onun da desteği o taraftan geliyordu. İstanbul'un tahliyesi, savaşın o gün bitmesi demekti. Herkesi ikna etmişlerdi; ama, ittihatçıların bir korkusu vardı. O dönemde tahttan indirdikleri Sultan II. Abdülhamit Han, Beylerbeyi Sarayında gözaltındaydı. "Şimdi, biz, eğer, Abdülhamit'i götürmezsek, işgal kuvvetlerinin eline geçer, onlar da padişaha karşı kullanırlar, aleyhimize olur. Onun için, önce Abdülhamit'i de ikna etmemiz, onu da Anadolu'ya götürmemiz lazım" diye karar almışlar; ama, bu dirayetli Sultana bu teklifi kim götürecek... Saatlerce tartıştıktan sonra, Talat Paşa bir heyetle Beylerbeyine geçmiş.
Uzatmayalım, durumun nezaketini, vahametini Sultana anlatan Talat Paşa, şu cevabı alıyor ki, Çanakkale'deki savunmanın temelinde İstanbul'un tahliyesinin önüne geçen ve müdafaayı sağlayan tarihî bir vakadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Buyurun efendim.
RESUL TOSUN (Devamla)- Diyor ki Sultan Abdülhamit Han Talat Paşaya "şevketli biraderimin endişesi gayri varittir. Eğer, dokunulmamış ise, Çanakkale'yi, ben, zamanında fevkalade tahkim etmiştim. Oradan hiçbir donanmanın geçmesi kabil değildir; ama, farzımuhal böyle bir felaket başa geldiği takdirde, hakanın yapacağı şey, tacını ve tebaasını terk ile kaçma zilletini işlemek değildir, eyvanı payitahtının taşları altında feda-yi can etmektir. Hazreti Fatih bu beldeyi küffar elinden fethettiği zaman, Bizans İmparatoru Konstantin kaçmayıp, harp ede ede, yıkılan kalelerinin altında can vermek kahramanlığını göstermiştir. Biz Fatih'in soyu, Konstantin'den aşağı kalamayız..."
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 27 Nisan 2005