İçeriğe atla

26. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 59. BİRLEŞİM · SALI

18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 101'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

Ruhi Ersoy

Osmaniye Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 59. Birleşim · 1. yasama yılı · 22 Mart 2016 · 536 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ruhi Ersoy (MHP), 22 Mart 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 101'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması); konuşma 536 kelime.

Ruhi Ersoy (MHP, Osmaniye). “18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 101'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ruhi-ersoy-26-2016-03-22-18-mart-canakkale-zaferi-nin-101-inci-yil-donumune-iliskin-gundem-disi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=46361

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

RUHİ ERSOY (Osmaniye)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çanakkale’yle ilgili söylenecek sözler, yazılacak kitaplar, insanlığa verilecek mesajlar elbette çoktur fakat Çanakkale’nin bir vicdan, bir ruh olduğu yüce Meclisin mensupları tarafından da çok iyi bilinmektedir. Ben Çanakkale’yle ilgili çoğumuzun bildiği iki anekdotu kısaca arz edeceğim ve huzurlarınızdan ayrılacağım.

Bunlardan bir tanesi, Fransız General Gouraud’nun 1920’lerden sonra, 1930’larda, bir Fransız anıtının açılışı için geldiği Çanakkale’deki bir hatıratını anlatması meselesi. Hatıratının detaylarına çok fazla girmek istemiyorum ama yakın aşamada bir süngü muharebesinden sonra akşamüzeri cepheyi dolaşırken aynı hendeğin içerisine düşmüş iki askerin birbiriyle olan münasebetini tarif ediyor, tasvir ediyor. Birisi yüreğine ot basarak kendi gömleğini bir başkasının yarasını tedavi etmek maksadıyla eğildiğinde çok etkileniyor ve o askerin ne yapmaya çalıştığını merak ediyor ve soruyor bu tedaviyi yapan, kendi yarasından daha büyük bir yaraya sahip olduğu hâlde kendisini değil, düşman askerini, Fransız askerini tedavi eden Türk askerine: “Neden bu hareketi yapıyorsun?” O da diyor ki: “Bana yaşlı bir kadın resmi gösterdi. Düşündüm ki bu onun annesi. Benim kimim kimsem yok, bari o annesine kavuşsun diye ona yardım ediyorum.” Şimdi, bunun üzerine, General Gouraud hatıratını anlattığı o ortamda bile büyük bir duygu seline kapılıyor ve gözyaşlarına kapılarak Türk milletinin ne kadar büyük, necip bir millet olduğunu ifade ediyor.

İşte, Avrupa’nın bu itiraflarını bugün de samimi bir şekilde, insanlık dramıyla alakalı konularda göstermesini bekliyoruz. Yani, çok rahatlıkla Paris olabilirler, Madrid olabilirler, Londra olabilirler ama bir gün Ankara olmalarını, İstanbul olmalarını da bekliyoruz. Ve biz bugün Brüksel’iz; Brüksel’deki bu insanlık dışı katliamda sivil vatandaşları katledenleri lanetliyoruz ve bugün vicdanımız tıpkı İstanbul gibi, Ankara gibi Brüksel diye sızlayabiliyor.

Bir başka anekdot, yine, Le Monde gazetesi muhabirlerinden birisi -kendisi de Türkolog- savaş sonrası bir süreci tanımlamak üzere Türkiye’ye geliyor. Ankara’dan trenle Eskişehir’e gittiğinde tren garı civarında -bir çuvalın baş ve kol kısımları kesik vaziyette- 2 çocuk görüyor. Bu çocuklara soruyor: “Siz kimsiniz? Nerede kalıyorsunuz?” Bu çocuklar birbirlerine yakın olarak “Bizler burada bir kulübede yaşıyoruz...” “Anneniz babanız yok mu?” “Babamız şehit oldu.” “Sizinki?” “Bizim ki de şehit oldu.” “Neden şehit oldu?” “Allah için şehit oldu, vatan için, bayrak için şehit oldu.” O arada, “Size kim bakıyor?” “Bize ebe anamız bakıyor.” denildiği anda, o kulübeden ebe ana, yaşlı bir ebe ana kalkıyor diyor ki: “Gazanfer, Muzaffer, Mücahit; gelin oğlum, size katık yaptım.” Ve Le Monde’un muhabiri diyor ki: “İşte bu millet sarsılmazdı, bu millet yok olmazdı.”

Buradan da diyoruz ki: “Gazanfer, Muzaffer; gel oğlum.” denilen çocukları hangi nesille yetiştirip bugün aynı ruhu çok daha büyük hayat standartları içerisinde verebiliyor muyuz; eğitim sistemimiz -isimlerini versek de- onlara bu ruhu verebiliyor mu diye düşünmüştüm ki evet, birkaç kurumda bu veriliyor. Çanakkale Zaferi etkinlikleri münasebetiyle bu yıl partim adına oradaydım ve bunu orada yaşadım. Orada Türk Yıldızları’nın gösterisinden sonra uçuş lideri, 1 numaralı uçak pilotu Yüzbaşı Osman Yüce telsiz anonsuyla geçti: “Uçaklarımızdan kahramanlarımızın adlarıyla sesleniyoruz, son şehitlerin adları yüreğimizde ve uçaklarımızda. Yahya Çavuş’a, Seyit Onbaşı’ya, Nusrat’a, Arıburnu’na, Conkbayırı’na, Mustafa Kemal Paşa’ya geldik. Nöbetteyiz, nöbeti biz devraldık, bizden sonrakilere de devretmeden ölmeye niyetimiz yok. Varlığımız Türk varlığına armağan olsun.” diyordu o şerefli Türk subayı ve biz de diyoruz ki: “Sızlasa da gönüller gidenlerin yasından/ Koşar adım gitmeli onların arkasından./ Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından/ İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.” diyor, grubum adına saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

75 konuşma daha · 22 Mart 2016

75 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook