Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 50. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Ocak 2010 · 1.204 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sacid Yıldız (CHP), 20 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)); konuşma 1.204 kelime.
Sacid Yıldız (CHP, İstanbul). “Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)”. TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim tutanağı, 20 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sacid-yildiz-23-2010-01-20-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA SACİD YILDIZ (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, 418 sıra sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi partim ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz tasarı geçtiğimiz yasama yılı sonunda, haziranın sonunda ilgili toplum kuruluşları, dernek ve sendikalarla yeteri kadar tartışılmadan ve uzlaşılmadan Komisyon gündemine alınmıştı. Burada Sayın Bakan geçen gün açıklamasında diyor ki: “Biz, ilgili sağlık kuruluşlarını, sivil toplum kuruluşlarını dinledik, onlarla yeteri kadar görüştük.” Bu doğru olabilir fakat uzlaşma yok sayın milletvekilleri. Ve daha evvel, bundan evvel, otuz yıl önce çıkan Tam Gün Yasası’nda, o dönemde Sağlık Bakanı olan Sayın Mete Tan benimle özel görüşmelerinde ve gönderdiği notlarda -bu notlar sanıyorum Sayın Bakanda ve Komisyon Başkanında da var- o zaman Yasa’nın neden başarısız olduğunu dile getirirken şöyle bir öz eleştiri yapmıştı: “Biz ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla uzlaşma yapmadan tasarıyı getirdik ve aynı zamanda tasarıda birçok konuda Maliye Bakanlığına gönderme yaptık. Maliye Bakanlığı ‘Hayır’ dediği zaman onun mali yükümlerini biz gerçekleştiremedik.” Bu iki konuyu başarısızlık nedeni olarak göstermişti. Burada da görüşülme var fakat uzlaşma yok. Şu andaki sağlık kuruluşlarının hemen hepsi, ilgili sağlık kuruluşlarının hepsi tam gün yasasına karşı olmadıklarını fakat şu anda görüşmekte olduğumuz tasarıya karşı olduklarını ifade etmişler ve hiçbir sağlık kuruluşu, hiçbir sendika bunun aksini söylememiştir. Boy boy gazete ilanları vermişlerdir “Türkiye Hekim Platformundan açıklama.” diye. Bunu hepiniz gördünüz ve burada bir sürü tabip odası ve diğer sağlık kuruluşları buna imza vermişlerdir değerli milletvekilleri. Yani bir uzlaşma yok bu konuda.
Geçen yıl, yasama yılının bitiminde, oldu bittiye getirilircesine, üstelik tali komisyonlarda görüşülmeden, onların öneri ve görüşleri alınmadan Sağlık Komisyonunda görüşülmeye ve tartışılmaya başlandığından birçok eksikliği de beraberinde getirmektedir. Bu yasayla ilgili Millî Eğitim Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonunda da görüşülmesi gerekirdi tali komisyon olarak, ayrıca Millî Savunma Komisyonu ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda da görüşülmesi gerekirdi. Çünkü bu yasa sadece üniversitelerin tıp fakültelerine tam gün getirmiyor değerli arkadaşlar, üniversitelerin bütün fakültelerine iktisat fakültesi, hukuk fakültesi, mimarlık, mühendislik gibi fakültelere tam gün getiriliyor ve bu nedense -üstelik üniversitelerdeki döner sermaye yapısını değiştiriyor- Millî Eğitim Komisyonunda görüşülmüyor. Komisyon görüşmeleri sırasında YÖK Başkan Vekili Sayın İzzet Özgenç “Biz uygun görüş verdik.” dedi. Ama burada yasa çıkacak, yasanın görüşme yeri Meclistir, Meclisin ilgili komisyonudur. Yasa çıkarma yeri YÖK değildir değerli milletvekilleri, onun görüşü yeterli değil.
Komisyon görüşmelerinde bütün sendika ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri tam güne karşı olmadıklarını, fakat buna karşı olduklarını söylediler.
Tasarının yalnız hizmet açısından değerlendirilerek araştırma ve eğitim hizmetleri açısından yok sayılmasına karşı olduğumuzu bildirmek isterim.
Değerli milletvekilleri, tasarının birçok eksikliğinin olduğunu sözlerimin başında ifade ettim. Örneğin eksik olan bir şey de eczacılar ve yardımcı sağlık personelinin önemli bir kısmının tasarıda yer almamış olmasıdır. Tasarıda hekimler ve diş hekimleri için mesleki mali sorumluluk sigortası getirilmekte, ancak diğer sağlık personeline bu zorunluluk getirilmemektedir. Oysaki, bilindiği gibi sağlık hizmeti bir ekip işidir. Bu nedenle, bu sigortada tüm ekibin yer alması gerekmektedir değerli milletvekilleri. Altyapısı tam olarak hazırlanmadan uygulanmaya çalışılan değişikliklerden ise en büyük zararı vatandaşlarımız görmüştür ve görecektir.
Değerli milletvekilleri, diğer önemli bir nokta: “Mesleğini serbest olarak icra eden tabip ve diş tabipleri, hizmet bedeli hasta tarafından karşılanmak ve Sosyal Güvenlik Kurumundan talep edilmemek kaydıyla hastalarının teşhis ve tedavisini Sosyal Güvenlik Kurumuyla sözleşmeli yerlerde yapabilirler.” denmektedir. SGK’yla sözleşmeli yerlere hasta gittiği zaman sadece farkını değil giderlerinin tümünü kendi verecek ve bu farkı talep edemeyecektir. Bu, sosyal devlet ilkesiyle çelişmektedir değerli milletvekilleri. Eğer hasta SGK’lı ise Sosyal Güvenlik Kurumuyla anlaşmalı kuruluşlarda aynı işlem için devlet ne ödüyorsa bu miktarı ödemelidir. Bunu ben Komisyon tartışmaları sırasında söylediğimde Sayın Bakan dedi ki: “Muayenehaneye giden hasta zengin, paralı hastadır.” Oysaki böyle değildir bu gerçek; muayenehaneye, inandığı için, o hekime güvendiği için, daha evvel bir yakınını tedavi ettiği için gider ve bu Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı sigortalı hasta, tamamen, parasını kendi verecek. Bu da sosyal devlet ilkesiyle çelişmektedir.
Muayenehanelerin kapatılmasıyla da 60 bine yakın sağlık personeli, teknisyen ortada kalacaktır. Bu işsizlik durumunda bunun da düşünülmesi gerekir değerli milletvekilleri.
Sağlık hizmetlerinin bir tür ticari faaliyet olarak algılanmasına Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de karşı çıkmaktayız fakat bu kanunun, tasarlanılanın tam aksi bir sonuç doğurması da olasılıklar arasında yer almaktadır. Bu da göz ardı edilmemelidir. Bu yasa ile ve Plan Bütçe Komisyonunda bekleyen Kamu Hastane Birlikleri Yasası’yla, hastaneler işletme hâline, yani ticarethane hâline getirilecektir değerli milletvekilleri.
Tasarıdaki bir diğer önemli konu ise hekimlerin alacağı ücretin çoğunun döner sermayeden karşılanması ve performansa dayandırılmasıdır. İkramiye de buradan karşılanmaktadır.
Görüşmekte olduğumuz tasarıyla üniversite ve eğitim hastanelerinin önüne konulmak istenen temel hedef, nitelikli sağlık hizmeti sunulması, eğitim ve araştırma hastanelerinin niteliğinin yükseltilmesi değil, bir işletme anlayışıyla daha fazla işlem yaparak döner sermaye gelirlerinin artırılmasıdır. Oysaki döner sermaye gelirlerine, üstelik özel döner sermaye gelirlerine ihtiyaç vardır üniversitelerde, özel hizmetten olana. Mesela, sadece Hacettepe Üniversite Rektörü diyor ki değerli milletvekilleri: “Yılda 35 milyon lira biz özel işlemlerden kazanıyoruz. Genel dönerimizin yüzde 18’ini buradan elde ediyoruz ve 2.600 personele buradan ücret veriyoruz.” Bu aksayacaktır bu yasa çıktığı takdirde.
Bu yasa ile yükseköğretim kurumunun ihtiyacı olan mal ve hizmet alımları, her türlü bakım, onarım, kiralama, devam etmekte olan projelerinin tamamlanmasına yönelik inşaat işleri ve diğer ihtiyaçlar ile yönetici payları döner sermayeden karşılanacaktır.
Döner sermaye ek ödemeleri üzerinden ücret iyileştirilmesi sakıncalı bir yaklaşımdır değerli milletvekilleri, döner sermaye gelirlerinden ödemenin, sürekliliği ve sürdürülebilirliği açısından ciddi riskleri vardır. Tasarıyla, güvencesiz ve yarın ne olacağı belirsiz bir kaynak, hekimlerin ana gelir kaynağı olarak önerilmektedir. Bunun da üniversite hastanelerinin çöküşünü daha da hızlandıracağı unutulmamalıdır.
Eğitim hastanelerinde, üniversitelerde, tam gün uygulamasına geçiş ayrı bir çıkmazı da beraberinde getirmektedir. Öğretim üyeleri, ya asgari yaşam koşullarını sağlamak adına “daha fazla işlem daha fazla kazanç” anlayışının hâkim olduğu performans uygulamalarının bir parçası olacak ya da “eğitim, araştırma, nitelikli sağlık hizmeti” gibi iyi hekimlik değerlerini sürdürmeye çalışarak düşük bir temel ücretle yaşam mücadelesi vermeye mahkûm olacaklardır. Performans uygulamasına geçildiği zaman, hekimler, üniversite hastanelerinde, daha basit, komplikasyonu düşük, hatta endikasyonu tartışılır müdahalelerle performanslarını doldurmaya çalışacaklardır, büyük vakalara girmeye yanaşmayacaklardır. Bu da, öğrenci, asistan eğitimini aksatacaktır ve hâlen zaten tıp fakültelerinde öğrenci eğitimi çok aksamaktadır. Mesela, geçen gün Antalya’da, mezun olan bir kız, yeni hekim “Doktor arkadaşıma annemi babamı teslim etmem.” diyordu, bu yansıdı. Gene, Gazi Üniversitesinden yeni mezun bir hekim, aynı şekilde “Ben arkadaşlarıma babamı, annemi, çocuklarımı teslim edemem.” diyor.
Değerli arkadaşlar, hekimlerin üzerine bu kadar gitmemek gerekir. Bakın, atalarımız ne demiş hekimlerimiz için -Yusuf Has Hacib’den-: “Hekim, bütün hastalık ve illetlere devacıdır. Bu adam sana lazımdır. Hayat işi onsuz iyileşmez. Hayatta oldukça insan gene hastalanır. Hekimi kendine yakın tut, iyi tut, onun hakkını koru, o lüzumlu bir insandır.” Bizim de atalarımıza kulak vermemiz gerekmez mi değerli arkadaşlar?
Vatandaş memnuniyetini Sayın Bakan öne çıkarıyor. Oysaki, hekim ve sağlık çalışanlarının memnuniyeti de çok önemlidir bu tasarıda. Onların morali bozuk, şevkleri kırık olursa gönülden ve iyi hizmet veremezler. Sağlıkta, özellikle hekimler, mesaisi olmayan, her an hizmete hazır olan gruplardır. Her işin başı sağlıksa sağlığın başı da hekimdir değerli milletvekilleri.
Çok uzun olduğu için tabii, atlamak zorunda kalıyorum.
Zaten zor hayat koşullarında hayatlarını sürdürmeye çalışan ve işsizlikle mücadele eden vatandaşlarımız bir de Hükûmetin uygulamaları nedeniyle mağdur olmakta, sağlık harcamalarına ciddi paralar ödemekte, kendisi ve yakınları için hayati öneme sahip ilaçlara erişememektedir; son günlerde kanser ilaçlarında ve astım ilaçlarında olduğu gibi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 20 Ocak 2010