İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 33. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı

Sadullah Ergin

Hatay Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 33. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Aralık 2011 · 1.588 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sadullah Ergin (AK Parti), 10 Aralık 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI); konuşma 1.588 kelime.

Sadullah Ergin (AK Parti, Hatay). “2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sadullah-ergin-24-2011-12-10-2012-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2010-yili-merkezi-yonetim-kesin-h (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=13704

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığının 2012 bütçesini sizlerle paylaşmak ve belli bilgileri değerli milletvekillerimize sunmak üzere huzurlarınızdayım. Genel Kurulu ve şahıslarınızı saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin yargıyla ilgili problemlerine beraberce bir göz atmak, gerektiğinde öz eleştiri yapabilmek, samimi bir atmosferde müşterek dertlerimizi konuşabilmek arzusuyla kürsüye geldim bu akşam. Bu problem, çok uzun yıllardır ülkemizin maalesef üstesinden gelemediği bir problem. Bu problemin birçok sebebi var. Geçmişten gelen bu problemin insan kaynağıyla ilgili dayanakları var; hâkim, savcı sayısı, idari personel sayısı, yardımcı hizmetli sayısı ve bunların nitelikleri, eğitim hususları. Bununla beraber fiziki altyapı konusunda problemlerimiz var. Bunun ötesinde, mevzuat altyapısından kaynaklı sorunlarımız var ve ceza infaz sistemimizden kaynaklanan problemlerimiz var. Bu problemler yıllar yılı hep konuşuldu, hep dertlenildi, şikâyet edildi. Her gelen bir önceki döneme atıflar yaparak “Biz teslim aldığımızda şöyleydi, böyleydi.” gibi mukayeseler yaptı.

Ne dersek diyelim, bu sorun bizim müşterek problemimiz ve her birimiz bu problemin yakıcı özelliğinden kendi payımıza düşeni alıyoruz. Derdimiz, amacımız 74 milyonluk bu büyük ülkeye, bu aziz millete arzu ettiği, ihtiyaç duyduğu noktada güven veren adalet hizmetinin sunulmasıdır. Bunu sağlayabilmek için yapılması gereken şeyler bilinmeyen şeyler değil aslında. Bütün dünyada, gelişmiş ülkelerde güven veren adaleti tesis etmiş olan ülkelere baktığınızda bu yapının kurulmuş olduğu yerlerde ekonomik kalkınmayı görürsünüz, sosyal refahı görürsünüz, insanların mutluluğunu görürsünüz. Olmazsa olmaz, adaletin tesisidir. Onun için, bu konuda ben değerli milletvekillerine çok içten şunu ifade etmek istiyorum: Geçmişte “Şu şöyle yaptı, bu böyle yaptı; biz şunu yaptık, sen şunu kattın.” gibi birtakım atışmalarla gidebileceğimiz bir fazla mesafe yok.

Değerli arkadaşlarım, bu problemlerin çözümü için geçmiş dönemlerde de Adalet Bakanlığı makamında hizmet üretmiş tüm bakanlara, emeği geçen tüm bürokratlara teşekkür ediyorum. Kim ki taş üstüne taş koymuştur, Allah ondan razı olsun; ellerine, kollarına sağlık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Geldiğimiz noktada Türkiye’de bu problemin çözümü için yapılan çalışmaların sonucunda yargının problemlerini oluşturan unsurları birer birer gündemden çıkartabilmek için fiziki altyapıyı tamamlama noktasında önemli mesafeler alınmıştır. Ciddi anlamda mekân sorunu çözülmüştür. Hâlâ yeni inşaatlar devam etmektedir. Ancak yapılan adalet saraylarının içerisinde vatandaşı memnun edecek adalet hizmeti üretilemiyorsa o sarayların çok fazla bir anlamı yoktur, onun da altını çiziyorum. Yapılan o sarayların içerisinde milletin beklentisi olan adalet hizmetini ürettiğimiz gün amacımıza ulaşmış olacağız ve ortaya çıkan kararın hem davacısına hem davalısına güven verdiği an mutlu hissedeceğiz kendimizi.

Değerli arkadaşlar, fiziki mekân sorunu belli bir istikamette çözüm noktasında ilerliyor, orada problemimiz yok. Ancak Türkiye’deki iş yüküne baktığımızda ciddi anlamda bütün uzlaşmazlıkların adliyelere oluk oluk aktığını göreceğiz. Kim arasında bir tartışma yaşamışsa, kim ticari bir ihtilafa düşmüşse, aile hukukuna dayalı en ufak bir sorunu doğrudan adliyeye taşıdığımız bir mekanizma var maalesef. Alternatif çözüm yolları maalesef geliştirilememiş şu ana kadar. Bunun dokuz yıllık süresindeki vebali de bize ait. Bu noktada kendimize de bir öz eleştiri yapmak durumundayım. Ama bizim mutlaka adliyelere gelen işin tolere edici sistemlerini öngörmemiz ve bu işi adliyeye düşmeden önce çözecek mekanizmaları kurmamız gerekiyor. Gelişmiş ülkeler bunu farklı yöntemlerle çözmüşler, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını ihdas etmişler. Buna dönük olarak bizim de birtakım girişimlerimiz var. Parlamentoda, Adalet Komisyonunda bekleyen ara buluculuk yasa tasarısı bunlardan bir tanesi.

Ara buluculuk yasa tasarısı, zannedildiği gibi yargıya alternatif bir oluşum meydana getirmek için değil, gelişmiş, iyi uygulama örneklerine baktığımızda yargının iş yükünü tolere edici özelliği sebebiyle uzlaşmazlığı resmî makamlara düşürmeden önce çözmenin yolu ve burada da gene hukukçular büyük ölçüde inisiyatif alacaklar, bu işin çözümünü gene hukukçu ağırlıklı aktörler çözecek. Öngördüğümüz yapı bu.

Şu anda Barolar Birliğiyle beraber bir çalışma içerisindeyiz. Getirilen tasarıya birtakım eleştiriler var. Bu eleştirileri iyi niyetle dinliyoruz ve gerçekten sistemin daha iyi işlemesine hizmet edeceğini düşündüğümüz katkıları ve önerileri de bu eleştiriler sayesinde gündemimize alıp tasarıyı daha uygulanabilir hâle getirmek için elden gelen gayreti de sarf ediyoruz.

İnsan kaynakları noktasında, hâkim, savcı sayımızda maalesef arzu edilen noktada değiliz. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde her 100 bin kişiye düşen hâkim, savcı sayısı ortalama 18 ile 20 arasında değişiyor. Türkiye’de bu henüz yeni, 10 rakamına ulaştı. Her 100 bin kişiye yaklaşık 10 hâkim, savcı düşüyor Türkiye’de.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, adli hizmetlerde idari personel ya da yardımcı hizmetli sınıflardaki personel noktasında çok önemli iyileştirmeler sağlandı. Çalışan sayısında yaklaşık yüzde 80’e varan, bir artış söz konusu oldu. Bugün itibarıyla adliyelerimizde yazı işleri müdürü, zabıt kâtibi noktasında eksiklikler tamamlanmış durumdadır ve bu iyileştirmeler süratle devam etmektedir. Sorunları giderme noktasında önemli unsurlardan bir tanesi mevzuat altyapısının düzenlenmesi idi, gene 2002 yılından bugüne kadar dokuz yıl içerisinde. 2004-2005 periyodunda ceza mevzuatımızı baştan aşağı yeniledik. Ceza Yasası, Ceza Usul Yasası, Ceza İnfaz Yasası gibi, Ceza Usul Yasası’yla beraber Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, bunların tamamı yenilendi ve 2005’te yürürlüğe girdi. Gene ondan sonra, geçtiğimiz yıl, Türk Borçlar Yasası, Türk Ticaret Yasası, Medeni Usul Yasası gibi temel yasalarımız yenilendi. Dolayısıyla, hukuk sistemimizin ana iskeletini oluşturan temel yasalarımızın tamamı yenilenmiş oldu ve çağımızın gerekleriyle uyumlu hâle getirildi. Bu yasalar yapılır iken de büyük ölçüde katılımcı yöntemlerle yapıldı. Barolar Birliğinin, akademilerin ve Meclisimizdeki siyasi parti gruplarımızın değerli katılımcılarının görüşleri de alınmak suretiyle büyük ölçüde mutabakata varan bir yöntemle bu temel yasalar yenilendi.

İnfaz sistemiyle ilgili ciddi sorunlarımız var idi ve bu sorunlar maalesef geçmişte –şöyle hafızalarımızı yoklarsak- cezaevi isyanları, büyük asayiş hadiseleri, maalesef büyük can kayıplarını yaşadığımız ve hatırlamak dahi istemediğimiz olaylar. Türkiye'de ceza infaz kurumlarımızı Birleşmiş Milletlerin öngördüğü uluslararası standartlara getirmek üzere yoğun ve ciddi bir çalışma içerisinde Türkiye şu anda. Birçok kurumumuzu yeniledik. İki yüzün üzerinde cezaevi kapatıldı, uygun şartlarda olmayan cezaevleri kapatıldı. Hâlâ bu dönüşüm ve yenilenme süreci devam ediyor ama ceza infaz kurumlarımız yenilenir iken ceza infaz yöntemleri mevzuatında modern birtakım çalışmaların da paralel yapılması lazım. Bununla ilgili çalışmalar yapıldı ama tam anlamıyla arzu edilen noktaya gelindiğini söylemek zor.

En son yaşadığımız vahim, üzücü bir hadiseyi bir milletvekili arkadaşımız bu kürsüden ifade ettiler. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin nakli esnasında meydana gelen o elim kazadan, yangından sonra hepimizin ülke olarak, millet olarak gerçekten ciğerleri yandı. Hiçbir, insani özelliği olan kimse bu ızdırabı yüreğinde hissetmezlik edemezdi. Bu açıdan, uzun yıllardır benzer yöntemlerle yapılan bu nakli tekrar masaya yatırdık ve şu anda demir yolu ve hava yolu nakli alternatifleri gündemimizde.

Bununla beraber, tutuklu ve hükümlülerin başka merkezlerde sorgulanması, ifadelerinin alınması, savunmalarının alınmasıyla ilgili olarak teknolojinin imkânlarından istifade ederek uydu sistemiyle ve UYAP Sistemi üzerinden kurulan mekanizmayla ifade alma hususu geliştirildi ve şu anda kullanılmaya başlandı. Bunu daha da geliştirmek ve bu nakilleri en aza indirmek için bütün imkânları zorlamaktayız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye’de yargının en önemli problemi uzun yargılamalardan kaynaklanmaktadır. Maalesef, gelişmiş ülkelerdekinin aksine, ülkemizde yargılamalar gerçekten uzun sürmekte. Bu uzun süren yargılamaların çözülmesi, sürelerin daha aza indirilebilmesi için çok önemli çalışmalar yapıldı, yapılmaya devam ediyor. 2011 yılı içerisinde iki tane yasal düzenleme yapıldı. Bu düzenlemelerde, birçok ihtilafın adliyelerde çözülmesi yerine idari para cezalarıyla suç olmaktan çıkartılarak ve bir kısım davaların da, çekişmesiz yargı işlerinin de noterlere devredilmek suretiyle, adliyelere gelen davaların azaltılması formülünü devreye soktuk. Bu yöntemlerle, yaklaşık iki buçuk milyon dosya adliyelere gelecek iken, alternatif yöntemlerle, adliyelerin gündeminden çıkmış oldu. Şimdi önümüzde Ara Buluculuk yasa tasarısı var. Bunu hayata geçirebilir isek, gerçekten, adliyelere iş gelmezden önce ihtilafları çözecek yeni kurumlar oluşturabilir isek, adliyelerin yükünü önemli ölçüde hafifletebileceğiz.

Aslında Türkiye’deki temel sorun ilk derece mahkemelerinden çok yüksek mahkemelerde. Şu anda ilk derece mahkemelerinde davaların görülme süresi ortalama altı ile sekiz ay arasında değişiyor, hukukla ceza davalarında bu fark var. Ama problem, mahkemelerden çıkan kararların önemli bir kısmı, tamamına yakını Yargıtaya, Danıştaya, temyiz mahkemesine gidiyor. Dolayısıyla burada bir filtrasyon sistemi araya koymak gerekiyor.

İki: Yüksek yargıdaki kapasiteyi ilk derece mahkemelerinden gelen dava yükünü kaldıracak şekilde revize etmek gerekiyordu.

2011 yılı içerisinde yapılan düzenlemelerle Yargıtay ve Danıştayda hem daire sayıları artırıldı hem üye sayıları artırıldı. Bu şekilde -geçen akşam da burada ifade etmeye çalıştım- Yargıtayda şu an itibarıyla ilk defa sevindirici bir noktaya gelindi ve “Yılda 650 bin dosya geliyor Yargıtaya” demiştim. Bir önceki yıldan da bir o kadar devrediyor idi ve Yargıtayın bir yıl içerisinde bakmak zorunda kaldığı dosya sayısı 1 milyon 300 bin, önündeki hazır yük, her yıl 650 bin geliyor ama 550 bin dosya karara çıkabiliyor idi. Bu şu demekti: Her yıl yükün üzerine bir 100 bin dosya ilave edilerek çığ gibi büyüyen bir devasa yapı.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)Bir de tutukluluk süreleri Sayın Bakan, bekleyenlerden bir tanesi de o.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla)Değerli arkadaşlar… Oraya da geleceğim Sayın Vekilim.

Bu yapılanlarla beraber Yargıtayda seri bir işleyiş başladı. Bakınız, taşradan gelen dosyalar çuvallarla, büyük poşetlerle geliyor Yargıtaya. O poşetler, o çuvallar açılamadan altı ay bekliyordu Yargıtay Savcılığında ve altı ay sonra çuvallar açılıyor, dosyalar hangi savcıya gidecek, mütalaa için kime gönderilecek bunlar tevzi ediliyordu. Bunların içerisinde tutuklu dosyaları da var. Onlar da ayrıştırılamıyor idi ama hem personel sayısında artma hem üye sayısında artışla beraber çok önemli destekler de verildi yüksek yargıya. Şu anda bekleyen 100 bin dosyanın tasnifi yapıldı, dağıtımı yapıldı ve Yargıtay Başsavcılığında şu anda bekleyen dosya yok değerli milletvekilleri. Gelen dosyalar aynı gün veya ertesi gün tasnifi yapılmak suretiyle ilgili savcılıklara, ilgili dairelere tevzi ediliyor. Bu önemli idi ve ilk defa, Yargıtaya gelen dosyadan daha fazlası karara bağlanarak geldiği bölgelere sevk edilmeye başlandı. Bu da şu demek: Artık stokta bekleyen, depolarda bekleyen dava yükü, temyizden davasını bekleyen vatandaşın beklentisi daha çabuk gerçekleşecek. Ve…

MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Bakan, bin on gündür yargılanmayı bekleyen Mustafa Balbay hakkında ne düşünüyorsunuz, bir söyler misiniz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla)Değerli arkadaşlar, ona da geleceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova)Bin on gün… Bin on gün…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla)Değerli arkadaşlar, bakın burada polemik yapmaya çıkmadığımı söyledim.

MUHARREM İNCE (Yalova)Hayır polemik değil, merak ediyorum.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla)Bu polemiğe girersem benim de dosyamda çok polemik yapacak konular var ama şurada, gecenin şu saatinde…

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

92 konuşma daha · 10 Aralık 2011

92 konuşmanın tamamı →