İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 93. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

Şahin Mengü

Manisa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Nisan 2010 · 1.059 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şahin Mengü (CHP), 24 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 1.059 kelime.

Şahin Mengü (CHP, Manisa). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 24 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2010-04-24-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin, Çerçeve 12’nci maddesinde, yani Anayasa’mızın 125’inci maddesinde yapılmak istenen değişikliklerle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini arz etmeye geldim. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

125’inci maddede, hazırlanan teklifte, iki değişiklik öngörülüyor. Bunlardan bir tanesi Yüksek Askerî Şûra kararları içinde meslekten ihraç kararlarının yargı denetimine açılması, diğeri de idarenin her türlü eylem ve işlemini yargı denetimine alan 125’inci maddesinde, bunu hukuka uygunluk denetimiyle sınırlayan maddenin sonuna, cümlenin sonuna, siyasal iktidar, sanki yerindelik denetimi varmış gibi bir algılamayla veya böyle algılamak istedikleri için yeni bir ilaveyle yerindelik denetiminin hiçbir şekilde yapılamayacağını söylemektedirler.

Değerli arkadaşlarım, Yüksek Askerî Şûranın ilişik kesme kararlarına karşı yargı yoluna başvurma gerekçesi olarak da, böyle bir işlemin, yani yargı yoluna başvurulamamasının Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesine aykırı olacağını, gene çok sevdiği tabirlerle arkadaşlarımızın “mukayeseli hukuktaki hükümler”, “Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardaki imzaları” ve sonuna da hiç bugüne kadar yapılanlara pek benzemeyen “hukukun üstünlüğünü tesis etmek” olduğunu söylüyorlar.

Peki, aklıma çok basit bir şey geliyor. Sayın Cumhurbaşkanı sizin çekirdek kadronuzdan olduğu için mi onun tek başına yaptığı işlemleri yargı denetiminin dışında bırakıyorsunuz? Onun tek başına yaptığı işlemler Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesine aykırı olmuyor mu? Yani bir tarafta yargının tümünü elinize geçirmeye çalışacaksınız, bunu askerî anayasayı, darbe anayasalarını yok edeceğiz diye yapacaksınız… Bakın, size bir şey örnek vereyim, darbe anayasaları nasıl sivil anayasa hâline getirilir: Yeni, üç gün evvel basında vardı, Pakistan’da darbe anayasasını ortadan kaldırmak üzere yeniden bir düzenleme yaptılar. Pakistan’da da aynen bizim gibi, yüksek hâkimlerin atanmasında, Anayasa Mahkemesi üyelerinin atanmasında, Cumhurbaşkanına, her askerî darbenin, her darbe anayasasının ruhunda yatan yetkiler verilmişti. Pakistan, Cumhurbaşkanının bütün bu yetkilerini kaldırdı, hâkim atamalarının tamamını yüksek bir hâkimler kuruluna bıraktı.

Hukukun üstünlüğü böyle sağlanır. Hukukun üstünlüğü, Cumhurbaşkanı benden olduğu zaman bütün işlemleri onun arzu ettiği gibi, onun dizayn edebileceği bir şekilde bir yargı modeli kurmaktan geçmez. O bakımdan “Hukukun üstünlüğünü tesis etmek için bunları yapıyoruz.” söyleminiz hiç inandırıcı değil.

125’inci maddenin dördüncü fıkrasında “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” diyor. Sanki yerindelik denetimi yapılabilirmişçesine bu cümlenin yanına “Hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.” şeklinde bir ibare getiriyorsunuz. Şimdi, siz bunu yapınca benim aklıma bir Amerikan Yüksek Mahkemesi kararı geliyor. Diyor ki Yüksek Mahkeme: “Şeytan bile insanın kafasından geçeni bilemez.”

Bakın, değerli arkadaşlarım, gerek Anayasa’nın şu andaki hâliyle, 125’inci maddeyi okuduğunuz zaman yerindelik denetimi yapılamayacağını her hukukçu bilir. Eğer bu bir hukuki bilgisizlikten, cehaletten kaynaklanmıyorsa bir kötü niyetten kaynaklanıyordur.

Bakın, madde şu kadar açık: “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” Burada hiç yerindelik denetiminden bahsediyor mu? Hiç bahsetmiyor. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesini açıyorsunuz, aynı hükmü orada da görüyorsunuz. Neyi getiriyorsunuz? Amerikan Yüksek Mahkemesinin söylediği gibi aslında sebep ve amaç yönünden iptal edilen işlemlerinizden rahatsızsınız. Nedir bu işlemler? Bakın, çok basit örnekleri var.

Şimdi, 4046 sayılı özelleştirme uygulamaları hakkında bir kanun var, diyor ki: “Özelleştirilecek kurumlar ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak için yapılır.”

Gelin, size bir Danıştay kararı okuyalım, sizi çok kızdıran, rahatsız eden. Ne diyor burada? PETKİM’le ilgili karar. PETKİM 1987 yılında özelleştirme kapsamına alınmış. Bu süreçte satılmamış, 1990’dan sonra da bu ülke 430 milyon dolarlık yatırım yapmış. Neye yatırım yapmış? Teknoloji yenileşmesi yapmış. Yani PETKİM kâr eden bir müessese hâline gelmeye başlamış. PETKİM’in ürettiği mamullerin piyasadaki payı yüzde 20 ile yüzde 50 arasında oranlanmaya başlamış. Peki, 2000 yıllarına geldiğimiz zaman bu anlamdayız, artı PETKİM satıldığı zaman elden çıkacak PETKİM’in Aliağa Limanı dünyanın en önemli limanlarından biridir, bu konudaki bir ihracat için. Avrupa’nın bu tip üretimden vazgeçtiği bir dönemde en önemli limandır. Bu da elden çıkacaktır.

Diyor ki Danıştay, işte o amaç ve sebep yönünden yasayı iptal ederlerken, yani rahatsız oldukları kararı okuyorum: “4046 sayılı Kanun, özelleştirme uygulamalarında ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalmayı sağlamayı amaçladığına göre, petrokimya ürünlerine olan talebin sürekli arttığı ülkemizde, yapılan yatırımlarla üretim kapasitesi artan ve kâr eden büyük bir petrokimya kompleksi olan PETKİM’in yüzde 1 oranındaki kamu hissesinin özelleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” İdari eylem ve işlemlerin temelinde kamu yararı yatar. Kamu yararını çiğnediğiniz zaman Danıştay bunu iptal eder. O zaman idari yargıya hiçbir şekilde kızmayacaksınız.

Sayın Cemil Çiçek’in 2004 yılında bir demeci vardı, basında çıkan. Diyor ki çok haklı olarak: “Yasama hata yaparsa Anayasa Mahkemesine gidersin, idare hata yaparsan Danıştaya gidersin.” Dün öyle söylüyorsunuz, bugün Danıştayı yok etmenin, Danıştayı devre dışı bırakmanın, Danıştayı da, Şûrayı Devlet mantığıyla Osmanlı’nın, sadece görüş veren bir kurum hâline getirmek ve onu dışlamak için bunu yapıyorsunuz ve bunu yaparken de hukukun üstünlüğünden bahsediyorsunuz. Kamu yararının gözetilmediği bir toplumda yargı buna müdahale edecektir.

Bakın, arkadaşlar, çok karar var elimizde. Örneğin, Sayın Başbakanın çok kızdığı, bu, meşhur Arap arkadaşlarımıza sattığımız bina vardı ya, arazi, Dubai Şeyhi El Maktum’a; bu Dubai Holding gelip İstanbul’da Tekel arazisi üstünde “towers”lar yapacaktı ya...

OKTAY VURAL (İzmir)Borçlarını ödeyemeyen.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla)Borçlarını ödeyemeyen, o ayrı. Borçlarını öder, ödemez de, bunu, Danıştay, buradaki değişikliği, bu satışı kamu yararına uygun bulmamış.

Şimdi, o zaman akla bir şey geliyor. Nedir bu yapılan? Nereden çıkıyor yerindelik denetimi? Yerindelik denetimi nedir, biliyor musunuz? Danıştay bir işlemi iptal eder, şunu şöyle yapacaksın derse bu bir yerindelik denetimi olur. Örnek vereyim: Bu, üniversitenin, YÖK’ün işte o puanlama sistemiyle ilgili iptal ettiği zaman işlemi deseydi ki ”yüzde 3 ile yüzde 10 olmaz, bunu iptal ettim, sen bunu yüzde 3 ile yüzde 7 yapacaksın” derse bu bir yerindelik denetimi olur. Yani idarenin yerine geçip bir tasarrufta bulunmaya kalkarsa yerindelik denetimi olur. Bu olmaz, yerindelik denetimi yapılamaz. Ama eğer bir şey, bir işlem maksat yönünden inceleniyorsa ona da müdahale edemezsiniz. Çünkü maksat yönünden incelerken kamu yararını, üstün kamu yararını görmek mecburiyetindesiniz.

Değerli arkadaşlarım, siyasal iktidarlar yargıdan çekinmeyecekler. Yargıdan çekindiğiniz zaman, ileride, bunun hepimiz için, hepiniz için telafisi mümkün olmayan olaylar olacağını hepimiz biliriz. Türkiye’nin yakın tarihine bakın, yargıyı yok saydığınız zaman bu ülkenin nerelere geldiğini hep beraber yaşayarak gördük. Bir Pakistan’da eğer yüksek yargı organına bütün seçilen hâkimleri cumhurbaşkanının yetkisinden alan ve bunu tamamıyla bir hukukçular kurumuna veren bir düzen dünyada var ise buna bir göz atmak lazım. Her dakika söylenen bir şey var: Fransa’da işte, efendim, hâkimleri cumhurbaşkanı atıyor, şurası atıyor. Bunu bilin, 2011 yılında Fransa’da yürürlüğe girecek olan kanunla hâkimlerin atanması da tümü hukukçulara bırakılıyor. Artık gerçekleri saklamadan, kitabımızda ne yazıyorsak burada gelip onu söyleyerek, 2003’te, 2004’te, 2006’da yüce Meclisin önünde, tutanaklarda sabit olan, ne söylüyorsanız, gelin 2010’da da onları yapalım. 2007’de, 2006’da, 2004’te “Cumhurbaşkanlığına verilen yetkiler çoktur.” dedikten sonra...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

104 konuşma daha · 24 Nisan 2010

104 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook