Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)
Manisa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 30. Birleşim · 5. yasama yılı · 10 Aralık 2010 · 635 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Şahin Mengü (CHP), 10 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNU HAKKINDA (S.S.574)); konuşma 635 kelime.
Şahin Mengü (CHP, Manisa). “Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2010-12-10-hakimler-ve-savcilar-yuksek-kurulu-kanunu-hakkinda-s-s-574 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sadece Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’yla yargıyı şekillendirmiyorsunuz, TRT’yi de şekillendirdiniz, tam bir iktidar yayın organı hâline getirdiniz. Salı günü Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı grup toplantısında konuşurken Sayın Başbakanı eleştirdi. Eleştiri başlar başlamaz aynen teknik arıza nedeniyle yayın kesildi. Çok da hazırlıksızlarmış herhâlde, evvela bir dizi film koydular -üç dakikalık bir kesinti- arkasından bir reklam girdiler, onu da beğenmediler, bir başka şey daha oldu, ben de hemen Sayın Genel Müdürü aradım. Özel Kalemdeki Saygıdeğer Hanımefendi Sayın Genel Müdürün lavaboya geçtiklerini söyledi. Tabii, bir insan ihtiyacıdır, gayet tabii geçer. Altı saat sonra döndü Sayın Genel Müdür bana milletvekili olarak, ben de kendisini rahatsız etmeyeyim diye telefona çıkmadım, herhâlde çok ağır bir bağırsak enfeksiyonu geçiriyordu, lavabodan bana telefona dönüşü altı saat sürünce yapacak bir şey kalmadı, konuşmadık. Şimdi, böyle bir düzende yaşıyoruz. Her işi kendinize uygun, kendinizin hoşunuza gittiği şekilde yaparsanız bu iş olmaz.
Bakın, ben size bir şey daha söyleyeyim. Harika bir şey yapılabilir: Ateşli Silahlar Kanunu’nda bir değişiklik yapın, yumurtayı da o aletlerin içine sokun. Olur ya, her gün yumurta atıyor gençlik. “Gençlik niye yumurta atıyor?” diye hiç bakmıyoruz da yumurta atan gençliğe kızıyoruz ve bir anayasa profesörü -ki uğradığı yumurtalı saldırıdan dolayı ben de dün kendisine burada bütün iyi niyetimle geçmiş olsun dileklerimi ilettim ama- dönüp diyor ki: “68 kuşağının Allah belasını versin.”
Beyler, birbirimize bela okuyarak mı bu memleketi yöneteceğiz? Bir olay olmuştur, doğrudur, gençliğin tepkisi sert olmuş olabilir, biraz fazla olabilir. Bunu tartışmamız gereken nokta bu mudur? “68 kuşağının Allah belasını versin.” Öbürü de kalkar derse ki: “Senin de Allah belanı versin.” Ne yapacağız? Bela mı okuyacağız her dakika birbirimize? Hele bunu normal bir kişi yaparsa çok yadırgamıyorum ama bir anayasa profesörü yaptığı zaman içiniz acıyor. Yani ülkeyi yönetirken hakikaten kişisel değerlerimize göre değil, kişisel ruh hâlimize göre değil, ülkenin ihtiyaçlarına göre yönetelim.
Bakın, bugün, herhâlde sayın bürokratlar yakında çalışmaya başlarlar, yeni bir Anayasa değişikliği teklifi gelebilir. Çünkü gazetelerden okuduğum kadarıyla Avrupa Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin savcılığı -bir gazete haberi, bir gazetede gördüm- bu görevden alınan 3 generalin terfisiyle ilgili olumlu görüş yani “Terfi ettirilmelidir.” şeklinde bir görüş serdetmiş. O zaman yapılması gereken şu: Hemen bir Anayasa değişikliği yapalım, Askerî Yüksek İdare Mahkemesini, Askerî Yargıtayı, hakikaten olması gerektiği şekilde… Çünkü sizin böyle bir niyetiniz yoktu, o gün için bu ihtiyacı duymamıştınız. Neydi o ihtiyaç? Anayasa referandumuna giderken hazırladığınız Anayasa paketinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesini ve Askerî Yargıtayı benimsediğinizi açıkça ortaya koymuştunuz. Nasıl koymuştunuz? Bu iki yüksek mahkemeyle ilgili düzenlemelerde birer kelime değişikliği, birer tümce değişikliği yaptınız. Yani siz bu yüksek yargı organlarının varlığını kabul ediyordunuz. Ama bir anda şimdi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi böyle bir karar verince, şimdi sizin bu Askerî Yüksek İdare Mahkemesini, Askerî Yargıtayı kaldırmanız gerekiyor.
Doğrudur, Batı’da uygar ülkelerde Danıştay gibi bir kurum varsa idari yargının içinde bir dairedir, Yargıtayın içinde bir dairedir. Ama bunu ihtiyacınız olduğu zaman yapmayın. Bunu, hukuken yapılmasını düşündüğünüz zaman, evrensel hukuka -dünyada modern hukuktur- dünyanın şu anda yaşadığı düzendeki gereklilik varsa bunu yapın. Bu anlattığınız olaylar Bulgaristan’da yeni oldu, bunu örnek almayın. Bırakın gene Bulgaristan’ı, onun hemen dibinde bir Balkan ülkesi olan Romanya’da bu yıllar evvelden beri vardır. Romanya’da, benim bildiğim, en az on beş sene evvel -ondan evvelini bilemiyorum- zaten askerî yargıtay yoktu, yargıtayın içinde bir daire olarak görev yapıyorlardı; doğrusu bunun budur. Ama siz bunu Anayasa değişikliği yaparken getirmediniz. Çünkü o zaman böyle bir ihtiyaç duymuyordunuz, şimdi böyle bir ihtiyaç duyuyorsunuz. Bakın bu çok sakıncalı. Eğer her ihtiyaç duyduğunuz anda kanun yapmaya başlarsanız hukuk devleti olmaktan çıkarsınız, bir kanunlar devleti hâline gelirsiniz. İnsanın kulağına ilk etapta “Kanuna uygun olmak.” iyi bir şeydir gibi gelir ama bütün totaliter rejimler kanunlarla yürürler. Yani bir şeyin kanuna uygun olması demek her zaman hukuka uygun olması demek değildir, her zaman evrensel hukuka uygun olması demek değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
112 konuşma daha · 10 Aralık 2010