Amik gölü kurutularak kazanılan arazinin dağıtımı, kullanımı ve bu konulardaki bazı iddiaların araştırılması hk (10/13)
Konya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 40. Birleşim · 1. yasama yılı · 4 Mart 2003 · 1.963 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sami Güçlü (AK Parti), 4 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AMİK GÖLÜ KURUTULARAK KAZANILAN ARAZİNİN DAĞITIMI, KULLANIMI VE BU KONULARDAKİ BAZI İDDİALARIN ARAŞTIRILMASI HK (10/13)); konuşma 1.963 kelime.
Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Amik gölü kurutularak kazanılan arazinin dağıtımı, kullanımı ve bu konulardaki bazı iddiaların araştırılması hk (10/13)”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 4 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2003-03-04-amik-golu-kurutularak-kazanilan-arazinin-dagitimi-kullanimi-ve-bu-kon (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Aydın Milletvekilimiz Sayın Özlem Çerçioğlu'nun gündemdışı konuşmasına cevap vermek için söz aldım; konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aydın İli, toprak, iklim, topografik yapı ve ekolojik özellikleriyle, çok çeşitli ürün yetiştirilmesine uygun nadir illerimizden biridir. Aydın İlimiz, tarımın her dalında yetiştiriciliğin yapılabildiği güçlü bir potansiyele sahiptir. 959 000 olan genel nüfusunun yüzde 48'i kırsal kesimde yaşamaktadır ve şehirde yaşayan nüfusun belli bir kısmının da tarımla uğraştığı gözönüne alındığında, bu ilimizde, toplam nüfusun yaklaşık yüzde 55'inin geçimini tarımdan sağladığı ifade edilebilir. Ekonomik hayatın temelini oluşturan tarımın ağırlığı, sanayi ve ticaret sektöründe de yoğun olarak hissedilmektedir. Bu nedenle, ildeki sanayi tesislerinin üretiminin yüzde 90'ı, doğrudan veya dolaylı olarak tarıma dayalıdır.
Aydın'ın, ülkemiz tarımsal üretimindeki payı yüzde 3,5 olup, 2002 yılında, ilin tarımsal gayri safî geliri, yaklaşık 1,1 katrilyon TL civarındadır. Tarımın altsektörleri itibariyle, tüm faaliyetlerin yürütüldüğü sektör içerisinde, bitkisel üretim, hayvancılık, balıkçılık önemli altsektörlerdendir. Bitkisel üretimde en önemli ürünler pamuk, incir, zeytin, kestane ve narenciyedir.
İlimiz, son yıllarda hayvancılık alanında da atılım içerisine girmiş ve bunun sonucunda, Buharkent İlçesi tavukçuluk, Çine İlçesi ise besicilik yönünden önemli merkezler haline dönüşmüştür.
Pamuk, 2002 yılı içerisinde, 79 000 hektar ekiliş alanı, 269 000 tona varan kütlü ve 107 000 ton civarındaki lif üretimiyle il tarımının temeli olduğu gibi -Türkiye lif üretiminin de yüzde 14'ü gibi büyük bir kısmını karşılaması yönünden- ilin vazgeçilmez stratejik bitkisidir.
İlin ikinci önemli ürünü zeytin olup, binlerce insanın geçim kaynağıdır. Zeytin ve zeytinyağı, Akdeniz mutfağının ve insan sağlığının da vazgeçilmez zenginliklerindendir. 20 000 000'a varan ağaç sayısıyla, en fazla zeytin ağacı olan il Aydın İlimizdir.
Aydın'la özdeşleşen kuruincir, dünya çapında üne sahiptir. İlimiz de, ülkemizde kuruincir üretim ve ihracatında birinci durumdadır; 2002 yılında da, 20 000 ton civarında ihracat gerçekleşmiştir. İlimizde, ihracata yönelik laboratuvarlar kurularak, bu konuda önemli bir atım atılmıştır. Bununla birlikte, büyük bir tarımsal ihracat potansiyeli olan ilimizde aflatoksin laboratuvarı kurulmuş olmasına rağmen, ihracatın İzmir İlinden yapılıyor olması, hizmette aksamalara neden olabilmektedir.
İlimiz, ayrıca -bir başka ürün- kestane üretiminde de, yine birinci sırada yer almaktadır.
Bakanlığımızın yaygın olarak uyguladığı, ancak bütçede tahsis edilen kaynaklarla belli sınırlar içerisinde kalan projelerden, Aydın İlimize de, kendisine ayrılan pay intikal etmektedir. Bu ürünler içerisinde, hepimizin bildiği gibi, yağlı tohumlara yönelik prim uygulaması vardır. Bunun yanında, biyolojik mücadele ünitesi Çine İlçesinde faaliyete geçmiştir; burada, yine, Bakanlığımız bünyesinde, biyolojik mücadele faaliyetleri, yoğun bir şekilde devam etmektedir. Hayvancılık konusunda, yine, teşvik kapsamında faaliyetlerimizi sürdürmekteyiz.
Ülkemizin tarımsal potansiyeli yüksek olan bu ilimize yönelik prim ödemelerinden, 2003 yılında da, yine, başta pamuk olmak üzere yağlı tohumlar payını alacaktır. Halen, 2002 yılı ürünüyle ilgili ödemeler konusunda, bütçe Meclise intikal ettikten itibaren, kesinleşen rakamla birlikte gerekli yasal düzenlemeler yapılacak; bunun yanında, yine, prim kapsamında olan yağlı tohumlar ve zeytin de bu kapsam içinde değerlendirilecektir. Benzer şekilde, hayvancılıkla ilgili destekler de kapsam içindedir.
Ben, bu kısa açıklamadan sonra, Sayın Özlem Çerçioğlu'nun genel tarım politikalarıyla ilgili konuşması sırasında ifade ettiği hususlara da kısmen cevap vermek istiyorum.
Sayın konuşmacı, konuşmanın bir yerinde "Tarım Bakanlığı günü kurtarmak için çalışıyor, ciddî hiçbir politika geliştirmedi" gibi bir ifade kullandı. Tabiî ki, AK Partili arkadaşlarımızı rahatsız etmiştir haklı olarak; buna yönelik ifadeleri de normaldir. Müsaade ederseniz, size, sayın milletvekilimizin belirttiği konularla ilgili cevaplar vermek, kısaca genel değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.
Efendim, Aydın İlimiz, evvela, tabiî, şanslı bir ilimiz. Tarımsal potansiyeli çok yüksek; gerek bitkisel üretim gerekse hayvancılık yönünden hızlı bir gelişme gösteriyor; ancak, İzmir ve Denizli İllerindeki sanayi gelişmesine rağmen, sanayideki gelişme yavaş olduğu için, tabiî, bu, ilimizin ekonomik gelişme seviyesini de etkiliyor. Tabiî, bu, genel bir sorunumuz; ama, tarımla ilgili konularda, 2002 yılı doğrudan gelir desteğinin, yine 2002 yılında, tamamını alan şanslı illerimizden biri; yani, ilk 34 ilimiz arasına girmiş. Bu sebeple, yüzde 40-50'si diye ifade ettiğimiz, ödeyemediğimiz bazı illerimiz var; onların arasında değil, tamamını ödediğimiz illerden bir tanesi ve 2002 yılı içinde ödenmiş. Dolayısıyla, bu bakımdan, Milletvekilimiz Sayın Özlem Çerçioğlu'nun bu hususta çok fazla bir talebi söz konusu değil; ancak, genel bir şikâyeti olabilir ülkemizin diğer kesimlerine yönelik. Tabiî, haklı. Bu konuda, hepimizin bildiği gibi, ödemelerimizin bir kısmı yapılamamıştır. Mayıs sonuna kadar; programda böyle bir hedef belirlenmiştir. Biz de büyük bir arzuyla, temenniyle bu ödemenin bu süre içerisinde yapılmasını gerçekleştirmeye çalışacağız.
Sayın milletvekilim Aydın'ın sorunlarını ifade ederken ve onun dışında genel tarım politikalarıyla ilgili konulara değinirken, yine, nedense, mazot konusunu gündeme getirdiler.
Şimdi, efendim, ülkemizin içinden geçtiği durumu bu salonda bilmeyen yok.
CEVDET SELVİ (Eskişehir)Seçimden önce bilmiyor muydunuz?! O zaman da öyleydi.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Seçimden önce, bu konuda, bunu dile getirmeyen parti var mıydı?! Bu konuda, düşüncelerini, toplum yararına olacağına inandığı planlarını, hedeflerini söylemeyen parti var mıydı?! Biz de bu konuda, elbette, düşüncelerimizi söyledik, söylememiz de lazım.
CEVDET SELVİ (Eskişehir)Ondan sonra da uygulamak lazım; inceliği bu.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Tabiî efendim. Yalnız, bu konuda hepimiz birkısım tasavvurlar içerisinde bulunuruz, birkısım planlar yaparız. Siz, eski bir sendikacı olarak, herhalde, ülkedeki kamu faaliyetlerini çok iyi bilen bir insansınız. Yani, ülkemiz, 1962'den beri planlarla idare edilir; ama, planlarımızın, biliyorsunuz, o beş yıllık süre içerisinde yapılması gerekenlerin yüzde kaçını yapabilmişizdir?! Bir sendika olarak, yıllık faaliyet programlarınızda hedef aldığınız hangi hedefleri büyük bir oranda gerçekleştirebilmişsinizdir?! Bu, kaynaklara bağlı, insangücüne bağlı, ülkenin ekonomik ve sosyal gelişmesine bağlı, dış konjonktüre bağlıdır. Şimdi, bunların hepsini yok sayarsak...
CEVDET SELVİ (Eskişehir)Ama, bir kısmını gerçekleştirdik. Siz zam yapıyorsunuz. Bari zam yapmayın; ucuzluktan vazgeçtik.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Efendim, biraz önce söylediğim hususları bir arada düşünürsek bir öncelik sırası doğuyor. Öncelik sırasına göre hareket etmek zorundayız. Şu anda, öncelik sırası, doğrudan gelir desteğinin ödenmesi ve çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçları konusunun daha erken bir şekilde çözülmesidir. Mazot konusuna değineceğim.
Milletvekilimiz Sayın Özlem Çerçioğlu, bir noktanın altını çizdi; tarım sektörünü kayıt altına almak. Tarım sektörünü kayıt altına almanın yolunu, yeri geldiğinde, burada, Meclis kürsüsünde birkaç defa da belirttim; şimdi, tekrar belirtmek istiyorum. Tarım sektörünü kayıt altına almanın yolu, adını koyduğumuz şu sistemle mümkün: O da, çiftçiye ait bütün bilgilerin, onun mülkiyetinde olan unsurların, hayvan varlığının, eğitiminin, o bölgenin toprak yapısının, toprak özelliklerinin, sulanabilir niteliğinin ve benzeri konuların, bir veri tabanı içerisinde ülke çapında toplanmasıdır. Türkiye, maalesef, cumhuriyet dönemi içerisinde, planlı dönem içerisinde, 1980'den sonra -hepsi uzun zaman aralıklarıdır- bunu sağlayamamış. Bu konuda bir gelişme olmadığı sürece, biz, ne tarım sektörünü kayıt altına alabiliriz ne de tarımla ilgili politikaları çok etkin bir şekilde uygulayabiliriz.
Nitekim, geçmişte uyguladığımız tarıma yönelik temel politikalarımız; tabanfiyat ve destekleme alım politikası, girdi sübvansiyonları, daha düşük faizli tarımsal krediler, bizim, geçmişte, 1980'lere kadar çok etkin bir şekilde uyguladığımız, yaygın bir şekilde uyguladığımız politikalardır; ama, biliyorsunuz, bu politikalar, ülkemizde tarım sektörünün sorunlarını çözmeye yetmemiştir; çünkü, bu konuda gerekli bilgi, donanım olmadığı için, ne ihtiyacı olana kredi verebilmişiz ne ihtiyacı olana girdi -sübvanse ettiğimiz girdileri- verebilmişiz ne de tarımsal desteklemelerden arzu ettiğimiz sonucu alabilmişiz.
Bir örnek vermek istiyorum: Eğer, bu politikalar başarılı olsaydı, şu anda ürün fazlası olup, elimizde kalan mahsuller olmazdı; eğer bu politikalar başarılı olsaydı, Türkiye, birkısım tarım ürünlerini ithal etmezdi. Nitekim, bugün, hâlâ, Türkiye, yağlı tohumlar dediğimiz pamuk, ayçiçeği, soya, kanolayı -ham ve bunların ürünlerini- ithal ederken yılda 1 milyar dolara yakın para ödemektedir; halbuki, ülkemiz, bu ürünlerin yetiştirilmesi bakımından fevkalade bir iklim ortamına sahip olup bugüne kadar bunu başaramamışızdır.
Efendim, kolay sorun yok. Eğer, zaten, öyle olsaydı, bizden önceki iktidarlar bunları çok kolaylıkla çözer ve iktidarlarını da sürdürürlerdi. Tarım sektörü zor bir sektör. Hepimizin bildiği gibi, en eğitimli insanlarını kaybediyor, müteşebbislerini kaybediyor, genç nüfusunu kaybediyor ve biz, bu sektörü geliştirmek istiyoruz. Dünyanın her yerinde bu yapı zor bir yapıdır. Bütün bunlara rağmen, tarımsal sektöre dikkat çekiyoruz ve bu sektördeki sorunlara bigâne kalmayacağız, böyle bir niyet ve böyle bir kararlılık taşıyoruz; ama, bu niyet ve kararlılık, elbette maddî kaynak gerektiriyor, elbette ülkenin dış konjonktürünün de buna elvermesini gerektiriyor.
Bu hususta, genel politikalar konusunda, 2003 yılında ve müteakip dönem içerisinde düşündüğümüz şeyleri de sizlere kısaca arz etmek istiyorum.
Efendim, 2003 yılı, tarım sektörü bakımından, Bakanlığım bakımından, öncelikli olarak yasal düzenlemelerin yapılacağı bir yıl olacaktır. Sayın konuşmacımız, Aydın Milletvekilimiz Özlem Çerçioğlu birçok hususu belirtti, bunların içerisinde çiftçi örgütlenmesinden bahsetti. Bu konuyla ilgili yasal düzenlememiz son noktaya gelmiştir. Üretici birlikleri tasarısı hazırlanmış; bu husus, ilgili bakanlıkların görüşünün alınıp Meclisimize intikali safhasına gelmiştir; bu, bir.
İkincisi, Tarım Bakanlığı Teşkilat Kanunu yapısı yeniden ele alınmış olup, dünkü, üretime yönelik örnek model olmak, örnek çiftçi olmak gibi amaçlar dışında, eğitimi önemseyen, planlayan, düzenleyen, kurallar getiren ve kontrol eden bir yapıya kavuşturması esası getirilmiştir. İkinci önemli yasa tasarımız bu yöndedir.
Üçüncüsü, tarım sigortası konusudur ve hazineyle ilgili bakanlık tarafından yürütülmektedir. Tarım Bakanlığımız da bunun çıkması konusunda destek vermektedir, biz de bu faaliyetin içindeyiz.
Toprak kanunu yakın bir zamanda Meclisimize gelecektir. Ülkemizin topraklarının korunması, düzenlenmesi açısından genel bir kanuna ihtiyacımız var. Onun dışında, tarım çerçeve kanun tasarısını hazırlıyoruz. Duymuşsunuzdur, her ülke, belli aralıklarla ülkesinde uygulanacak tarım politikalarını kanun haline getiriyor. Biz, kalkınma planlarında bunları sıralıyoruz; ama, kanun niteliği taşımadığı için, zamanla, hükümet politikalarının uygulanışı içerisinde önemlerini kaybediyorlar. Bu tarım çerçeve kanun tasarısıyla, belli bir süre içerisinde bu ülkede uygulanacak tarım politikalarını, kanun haline getirme konusunda bir çalışmamız var. Bu ve benzeri konular, 2003 yılında Tarım Bakanlığının yasal yönden mevcut dönem içerisinde yeniden yapılanmasına imkân verecektir. İnşallah, bunları gerçekleştirme imkânı buluruz.
Bunun dışında, biraz daha uzun vadeli konular içerisinde ne yapacağımız konusunda birkaç ipucu vermek istiyorum. Birinci konu, hepimizin bildiği, geçmişte çok önemli fonksiyonlar gören, bugün de kısmen stratejik bazı konularda önemli rolü olan Tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğümüz var; eskiden devlet üretme çiftliği dediğimiz, birçoğumuzun da böyle bildiği kurumlar.
CEVDET SELVİ (Eskişehir)TİGEM, değil mi?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Bunları, hızlı bir şekilde özel sektörle işbirliği yaparak, Türkiye'nin, bugün tohumculuk alanında ve vasıflı hayvan, damızlık hayvan yetiştirmesi konusundaki açığını kapatmak üzere kullanacağız. Bununla ilgili konuda, böyle bir teşebbüste, sanıyorum, bütün milletvekillerimiz de, toplumumuz böyle bir canlanmayı ve açılımı beklemektedir.
İkinci bir önemli konu, yine tohumlukla ilgilidir. Türkiye'nin temel tarım ürünü, biliyorsunuz, tahıl grubudur ve buğdaydır; Türkiye'deki toplam bitkisel üretimin yüzde 70'ini kapsamaktadır. Türkiye'nin yıllık buğday açısından tohumluk ihtiyacı 700 000 ton civarındadır.
Arkadaşlar, 2002 yılında sertifikalı buğday tohumluğunun kullanılan miktarı 50 000 tondur. Türk tarımının sorunları, sanıldığı gibi değil, belki basit; ama, çok yaygın ve hepsinin teker teker ele alınmasını gerektirir. 2003 yılı ekim döneminde sertifikalı tohumluk miktarını 4 kat artırarak, 200 000 tona ulaştırmayı düşünüyoruz. Bu ne demektir; bu, Türkiye'nin yılda 1 000 000 ton buğday ithal etmesinin önüne geçmek demektir; çünkü, Türkiye, halen, yılda ortalama, vasıflı, kaliteli, makarnalık ve ekmeklik ihtiyacını karşılamak üzere 1 000 000 ton civarında buğday ithal etmektedir.
Üçüncü önemli konu, ziraî mücadele konusu; bu konuda bölgesel olarak, bir pilot uygulama yapacağız ve Trakya'da başlamış olan çalışmayı da etkin hale getireceğiz. İç Anadolu'da, bazı bölgelerde, süneyle ilgili, devlet mücadelesinin yanında çiftçilerimizin de desteğini alarak, etkin mücadele etmenin bir yolunu ve yöntemini bulmalıyız; çünkü, süne konusundaki mücadele, bugüne kadar başarılı olamamış ve Türkiye'de üretilen buğday ve tahıl grubu yemlik kategorisine düşmüştür.
Efendim, ben, bu konuda çok daha uzun konuşabilirim...
CEVDET SELVİ (Eskişehir)Buğday stokumuz kalmadı diyorlar; onunla ilgili bir şeyler söyler misiniz...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Sayın Cevdet Selvi Beyin, Türkiye'nin, bugünkü buğday stokunun ne olduğuna ilişkin sorusuna kısaca cevap vermek istiyorum; kendisine teşekkür ediyorum.
Efendim, bu konu basında da zaman zaman çıkıyor. Şimdi, evvela, olayın en kestirme cevabı şu: Şu anda, Toprak Mahsulleri Ofisinin silolarında 1 000 000 tonun üzerinde stokumuz var. Bu, bizim, güvenlik stoklarımızın üzerinde bir rakamdır; yani, Türkiye'nin olağanüstü dönemler için ihtiyaç duyduğu stok miktarının üzerindedir. Dolayısıyla, evvela, toplumumuzun bu açıdan bir endişe duymasına, bir kıtlık içerisine girebileceğimiz endişesine kapılmasına gerek yoktur.
Bu, birinci derecede önemli; ama, bundan daha önemli bir gerçek daha vardır, o da şudur: Türkiye'nin yıllık buğday üretimi yaklaşık 18 000 000 tondur, yıllık tüketimi ise 15 000 000 ton civarındadır; yani, Türkiye, üretim fazlası olan bir ülkedir. Halen üreticimizin elinde, değirmencilerin elinde -yani, un sektörünün elinde- ve tüccarın elinde vasıflı buğday var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 4 Mart 2003