İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 84. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

Sami Güçlü

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 84. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Nisan 2010 · 952 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sami Güçlü (AK Parti), 8 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 952 kelime.

Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 8 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-23-2010-04-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan 487 sıra sayılı yeni vakıf üniversitelerinin kurulmasıyla ilgili tasarı üzerinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 24 Mart 2010’da Türk-Alman Üniversitesi konusu görüşülürken Türk yükseköğretimiyle ilgili bir kısım tespitler yapmıştım, oradan başlamak istiyorum. Şu anda çok yoğun olarak üzerinde tartışılan hususların dışında biraz genel değerlendirmeye devam etmek istiyorum, daha sonraki maddelerde vakıf üniversiteleriyle ilgili düşüncelerimi anlatmaya çalışacağım.

Türk yükseköğretimiyle ilgili çok önemli eleştiriler var, bugün de ifade edildi arkadaşlarımız tarafından, ama aynı zamanda Türk yükseköğretiminin çok önemli başarıları da var. Bu başarıları Türkiye’nin yetişmiş insan gücünü karşılayan kaynak üniversitelerimizdir. Bunun ne kadar önemli olduğunu bir an için düşünsek, bu ülkede ne kadar nitelikli insan gücü varsa kendi üniversitelerimizde yetişmiştir, çok az istisna yurt dışında eğitim görerek gelmiştir.

İkincisi, biz bu eğitimi kendi dilimizle, Türkçe’yle yapıyoruz; bu, Türkiye’nin en önemli kaynağıdır. Nitekim bu önemli kaynaktan dolayı Türkiye, cumhuriyetten sonra üniversite sistemi içerisindeki gelişmeleri takip ederken, bu alanda, 1975’ler, 1983’ler, 1992’lerde çok önemli sayıda üniversiteleri kurmuş ve bir bakıma, Türk yükseköğretimindeki gelişmeyi bu tarihlerde oluşturduğu üniversitelerle sağlamış. Bunu yapabilmesinin de en önemli kaynağı, kendi diliyle eğitim yapan bir sistemi kurmuş olması, öğretim üyelerini yetiştirmiş olması ve dolayısıyla, büyük bir servete sahip olmasıdır.

Bugün yeni vakıf üniversiteleri kuruyoruz, bunlarla ilgili görüşmeleri yapıyoruz ama asıl gelişme, bir bakıma, 2002’den sonra Hükûmetimiz döneminde oluşturulan, kurulan, 42’si devlet, 22’si vakıf üniversitesi olmak üzere 64 üniversitenin kurulmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, cumhuriyet tarihi içerisinde, biraz önce bahsettiğim zaman dilimlerinde çok önemli hamleler olmuş. 83 ve 92, bunlar çok önemli gelişmelerdir. 92’de yirmi iki yeni üniversite kurulmuş. Bu üniversitelerin kuruluşundan bugüne geçen süre on sekiz yıl civarındadır. Bu süre içerisinde bu üniversitelerimizde ortalama öğretim üyesi sayısı 500’e, öğretim elemanı sayısı ise binin üzerine çıkmıştır. Dolayısıyla, Türkiye bu kadar büyük öğretim üyesi ihtiyacını da kendi sahip olduğu bu büyük servetle ortaya koymuştur.

Şimdi, son yıllarda üniversite konusunda sağlamış olduğumuz bu önemli hamleyi şöyle ifade edebiliriz: Değerli arkadaşlarım, Türkiye gelişmekte olan bir ülkedir ve çok sorunu vardır. Özellikle en önemli sorunu kaynak sorunudur. Tasarruf yetersizliğinden kaynaklanan, yatırımlarını kendi öz kaynaklarıyla yapma konusunda ta kuruluşundan beri sıkıntılar çeken bir ülkedir. Onun için, yabancı sermaye konusunda çok büyük ihtiyaç vardır. Bu sadece AK PARTİ Hükûmetinin değil Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin sorunudur.

Şimdi, bu dönem içerisinde Türkiye, güncel birçok sorunu içerisinde yükseköğretim konusunda, 2002’yle 2010 dönemi arasında 42’si devlet, 22’si vakıf üniversitesi olmak üzere 64 üniversitenin kuruluşunu sağlamış, bunu Meclisimizden geçirmiş ve sistem içerisinde yerlerini almıştır. Bir an için düşündüğümüzde, Türkiye böyle bir ihtiyacı nereden duyuyor? Türkiye, yüzde 50 oranında kapasitesini artıracak, yüzde 100 oranında kapasitesini artıracak bir gelişmeye neden ihtiyaç duyuyor? Bununla ilgili birkaç hususa değinmek istiyorum. Evvela, dünyayla Türkiye’yi mukayese ettiğimizde, Türkiye'nin durumu yeni üniversite kurulması konusunda bir ihtiyaç mı gösteriyor? İki: Yükseköğretimdeki talep karşılanamadığı için mi ve bunun ötesinde daha temel sebepler var mı?

Değerli arkadaşlarım, bunlarla ilgili olarak söylenecek husus şudur: Öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı dünyada 2005’te 16’dır, Türkiye’de 26’dır. Öğretim üyesi başına düşündüğümüzde bu rakam dünyada 24 Türkiye’de 37’dir. Şimdi, dünyanın gelişmekte olan çok sayıda ülkesinin de dâhil olduğu sistem içerisinde böyle bir tablo, Türkiye’de yeni üniversitelerin kurulması konusunda bir ihtiyaç ortaya koyuyor. 2007 yılında okullaşma oranı yükseköğretimde -brüt okullaşma oranı- yüzde 44,7’dir. Örgün öğretimi alırsak, yani açık öğretim dışındaki öğrencilerimizi kaydedersek, hesap edersek 31,3’tür. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde bu oran yüzde 50’nin üstündedir; Kore’de yüzde 90’dır, Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 85’tir, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde de böyledir.

Bir başka husus: UNESCO’nun yapmış olduğu bir çalışmada dünyanın gelişmiş ülkelerinde 500 bin nüfusa bir üniversite düşmektedir. Türkiye 72 milyon nüfusuyla ve 2010’a kadar gerçekleştirdiği üniversite sayısıyla bu orana yeni ulaşmıştır. Yani, bu hamleyi yapmak durumunda kalmıştır.

Son olarak şunu, bu hususla ilgili olarak… Türkiye'nin 2013 hedefi, brüt okullaşma oranı yüzde 48’dir. Hâlâ dünyanın gelişmiş ülkelerine göre daha düşük bir seviyededir, ama önemli bir hedefi kendisine seçmiştir ulaşmak için.

Değerli arkadaşlarım, bunlar sayısal hususlardır ama ondan daha önemlisi işin niteliğidir. Dünyayla ilgili değerlendirmeler yaparken bir bilgi toplumundan bahsediyoruz. Dünya Bankası, bu konuda, bilgi tabanlı ekonomiye geçme konusunda, ülkelerin stratejik olarak bazı konularda temel altyapılara ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Bunlardan bir tanesi uygun bir ekonomik ve kurumsal rejim, sistem, güçlü bir insan sermayesi, dinamik bir bilişim altyapısı, etkin bir ulusal inovasyon sistemidir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, küreselleşme, teknoloji ve rekabet dünyayı, kültürleri ve toplumları etkiliyor, kurumları da etkiliyor, üniversiteleri de etkiliyor ve üniversiteler yeni arayış içerisinde. Üniversiteyle ilgili bir tanım yani biz dünya bilgi toplumuna dâhil olmak istiyorsak güçlü bir insan sermayesine ihtiyacımız olmalı. Yükseköğretim ise bunu sağlayacak unsurdur çünkü UNESCO’nun tarifi şöyle: “Sosyal gelişmede, ekonomik büyümede, rekabet edebilir mal ve hizmetlerin üretiminin desteklenmesinde, kültürel kimliğin şekillenmesi ve korunmasında, sosyal bağın sürdürülmesinde ve barış kültürünün desteklenmesinde yükseköğretimin yeri doldurulamaz.” Şimdi arkadaşlarımız günlük sorunlar içerisinde bazı sorunlara çok dikkat çekiyor. Doğru, çok can yakıyor, çok da hepimizi üzüyor ve Türkiye bu sorunlarıyla boğuşuyor âdeta ama yükseköğretimle ilgili konu, biraz önce tanıdığım çerçevede, Türkiye’nin hem sosyal hem ekonomik hem teknolojik hem yabancı ülkelerle olan ilişkilerinde hem de geleceğinde esas kendisine büyük imkân sağlayacak bir alanı öne çekme hadisesidir. Bu değişim konusu içerisinde üniversiteyle ilgili dünyadaki gelişmiş ülkelerin de hepsinin amacı dünya rekabetinde, yükseköğretimle ilgili rekabette, üretimle ilgili rekabette dünya çapında üniversite kurmak. Biraz önce arkadaşlarım da söyledi, Türkiye dünyanın gelişmiş ülkeleri arasında henüz üniversitenin ismini dâhil edemedi, bir tek İstanbul Üniversitesi katıldı. Şimdi, Türkiye bir taraftan yükseköğretimle ilgili sayısal hedeflerine yönelirken, diğer taraftan bütün gücüyle, gelenekleri oluşmuş üniversitelerimizin dünya çapında üniversite olabilmesi için gerekli altyapıyı oluşturması gerekiyor. Yükseköğretim kurumu başta olmak üzere, Millî Eğitim Bakanlığımız, bir bakıma, bu niteliğe yönelik büyük hedefin hazırlıklarını yapmak durumundadırlar, onların görevidir, sorumluluğudur.

İkinci önemli nokta, Türkiye’de yükseköğretim talebi diye bir olay var.

Değerli arkadaşlarım, yükseköğretime başvuru 1,6 milyon -2007 için bu rakamları söylüyorum- üniversiteye kayıt 413 bindir. Şimdi, biz bu talebi görmezden gelemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 8 Nisan 2010

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook