İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 68. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında

Şerafettin Halis

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 68. Birleşim · 5. yasama yılı · 17 Şubat 2011 · 920 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şerafettin Halis, 17 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 920 kelime.

Şerafettin Halis (Tunceli). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2011-02-17-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de grubumuzun vermiş olduğu kuşkulu asker ölümleri üzerine söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, ben konuya geçmeden önce son iki haftadır ülkemizde peş peşe yaşanan iş kazaları ya da iş katliamları üzerine değinmeden geçemeyeceğim. Yani deyim yerindeyse insan yaşamının bir iş makinesinden daha ucuz ve değersiz olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Son dönem peş peşe yaşanan kazalarda insan hayatının ne kadar değersiz olduğu bir daha anlaşıldı. OSTİM’de patlama oldu, akabinde iki saat geçmeden bir patlama daha oldu. Yetmedi, Afşin’de toprak kayması oldu, insanlar toprak altında. Çıkarmanın olanağı var mıdır, yok mudur tartışmaları yaşandı. Bugün de yine Türk Petrol Anonim Ortaklığının Batman’daki sahasında insanlar öldü bir patlamadan sonra. Her şeyden önce ben ölenlerin yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Tabii, Şili’de yerin yüzlerce metre altında insanların yaşatılması ve kurtarılması gerçekleştiriliyorsa, ilk etapta yerleri tespit edilip onlara hava ve iaşe gönderilebiliyorsa, buna karşılık Türkiye’de Zonguldak’ta insanlarımızın bedenleri sekiz ay toprağın altında kalıyorsa, bu da Türkiye’de insana verilen değerin bir ölçüsü olarak karşımıza çıkıyor. Tabii, biraz önce Sayın Bakan burada konuyla ilgili konuşurken kendi sahasıyla ilgili Batman’daki son patlamadan haberi olmamış olacak ki değinmeden geçtiler. Burada kendilerinin dikkatine sunalım diyoruz.

Değerli milletvekilleri, defalarca biz burada “Askerde çocuklarımız ölüyor, çocuklarımız öldürülüyor…” Buna dikkat çekmeye çalıştık. Özellikle de 2007 yılından sonra asker ölümlerinin arttığını, bunların hepsine “kaza, eğitim zayiatı ve intihar” denildiğini biliyoruz. Biz burada, bunların intihar olmadığını defalarca söyledik, bizim kuşkularımızın aileleri tarafından da beslendiğini söyledik ama ne yazık ki bu Parlamentonun dikkatini askerdeki kuşkulu ölümlere, daha doğrusu, intiharlara çekemedik.

Şunu söyledik: “Eğer gerçekten askerdeki ölümler intiharsa bu askerler neden intihar ediyor, hiç olmazsa bunu araştıralım.” Yine bir dikkate değer bir şey yaratamadık ve özcesi, ölüleri gelen askerlerin büyük çoğunluğunun Kürt, Alevi, demokrat, solcu ve sosyalist olmalarını burada söylemiştik, AKP’nin sıralarından bağırtılar çağırtılar kopmuştu. Aynı iddiamızı yine tekrarlıyoruz.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt)Yanlış, yanlış…

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)Şimdi, dünden beri İnternet’te ve televizyon ekranlarında insanın kanını donduracak, insanı hayrete düşürecek görüntüler yayınlanıyor. Bir yüzbaşı hedef tahtasının kenarına askerleri yerleştirerek şov yapıyor ve normal duruşla ateş etmeyi bırakın, ters dönerek, eğilip bacak altından hedefe ateş etmeye çalışıyor. Oradaki emir kulu, maiyetindeki askerler itaatsiz davranmamak için ne yapıyorlar? Sadece “Olmaz Komutanım.” deme çaresizliğinin ötesinde bir tek şey söylemiyorlar ve duyduk ki Millî Güvenlik komutanlığı konuyla ilgili soruşturma başlatmış ancak durum Sayın Savunma Bakanına sorulduğunda “Bu bizim iç işimizdir, bundan fazlasını size anlatamayız.”

Şimdi, Türkiye’de halkın, yoksulun çocuklarını askere alacaksınız, sebebi kuşku -bizce sebebi bilinen ama- yaratan ölümlerle, sağ çocukları alıp tabutlar içinde ailelerine göndereceksiniz “Bu bizim iç işleyişimizdir, iç işimizdir.” diyecekseniz, fazla bilgi vermeyeceksiniz.

Tabii, bu olsa olsa, demokratik değil, diktatöryel bir ülkede söylenebilecek bir sözdür ki biz dün iddia ettik, bugün de iddia ediyoruz, askerin, bu halkın çocuklarının askerde değeri yok. Ancak Sayın Erdoğan, referandum konuşmalarında -Ağrı’da- aynen şunu söylüyor: “Ben bir tek Mehmetçik’in, bir tek şehidin bir tek damla kanını 550 milletvekiline değişmem.” Ama bunu dedikten sonra da kuşkulu asker ölümleri alabildiğine devam ediyor, bugüne kadar da yapılmış bir şey yok.

Tabii, daha önce de, askere bu kadar değer veren bu sistem, kirli savaşta medet dileyen askerlere “Bizi kurtarın.” diyen askerlere komutanının sözü de “Analar her zaman Mehmet doğurur ama analar bir Kobrayı her zaman doğuramaz.” diyerek bir Kobrayı insan yaşamından, insan hayatından çok daha önemli bulmuş ve bunu biz basında izlemiştik hayretler içinde, o dönemden bugüne kadar da, yine, konuyla ilgili bir tek alaka gösterilmedi.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben “kaza” ya da “intihar” olarak ailelerine sunulan birkaç konuyu sizinle paylaşmak istiyorum: Burhan Güzelaydın, 31 Ocak 2009’da Hakkâri Yüksekova’da “intihar etti” diye ailesine haber ediliyor ve cesedi ailesine veriliyor, intihar biçimi kurşun… Fakat ailesi buna inanmıyor, başvuruyor, valilik ve oradaki yetkililerce “Çocuğunuz askerden muaf tutulsun diye intihara kalkıştı.” deniyor. Ancak, baba da, oğlunun telefonda kendisini arayarak sürekli dayak yediğini, sürekli baskı altında olduğunu söylüyor ve İHAD aracılığıyla otopsi istiyor. Bakın “Tek kurşunla vuruldu.” denilen Burhan Güzelaydın’ın otopsi raporunda ne yazıyor: Omzunda bir kurşun yarası olduğu ancak ölümcül olmadığı, göğsünden aldığı sert bir cisim darbesiyle yedi adet kaburgasının kırıldığı, sol elde kesik, dudakta ve vücudun çeşitli yerlerinde morluklar. Yine 17 Ağustos 2009’da Elâzığ Karakoçan askerî birliğinde askerin eline pimi çekilmiş bombayı tutuşturan yetkili, 4 insanın ölümüne, 4 askerin ölümüne sebep oldu. Mahkeme süreçleri başladı. Allem edildi kallem edildi ve 4 erin ölümüne neden olan o subay korundu, sekiz yıl ceza verildi. Tabii, örnekler sadece bununla bitmiyor. Bugüne kadar “Çocuğunuz intihar etti.” denilen cesetlerin otopsisinde, sırtından altı kurşunla vurulmuş olduğu öğrenildi. Yine “Çocuğunuz intihar etti.” denilen askerin solak olmasına rağmen başının sağ tarafından kurşunu yemiş olduğu görüldü. İşte Edip Yaman 10 Ocak 2009’da Bingöl Genç jandarma karakolunda başının sağ yanından kurşun yiyerek ölüyor ama kendisi solak. Ailesine “intihar” deniliyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir ülkede eğer askerin değeri buysa o ülkede tüm yurttaşlara verilen değer de budur. Bir ülkede dünyanın ikinci büyük ordusu kurulmuş, bununla övünülüyorsa o zaman orada demokrasi yoktur. Bir korkunun emaresi, ifadesi olarak bu dışa vurur. Şimdi askere alıyorlar. Oysaki bu askere alımlar zorla askere alma olayıdır. Oysaki dünyada gelinmiş olan bu noktada Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu askere gitmemeyi temel bir insani hak olarak görüyor ve bunun literatürdeki adı da “vicdani ret”tir ama Türkiye’de bir gencin vicdani ret hakkını kullanması, onun ömür boyu etki altında kalabilecek, ömür boyu olumsuzluklarını çekebilecek bir yaşam süreciyle karşı karşıya kalır. Ne olur? Karakol, askerlik şubesi, cezaevi, işkencehane, adliye sarayı arasında kısır bir döngü içinde döner dolaşır durur.

Bakın, Adalet Bakanlığının verilerine göre, 1989-2008 yılları arasında 590 kişi hakkında, askerlikten soğutma, askere gitmeme yani vicdani ret hakkını kullanmadan dava açılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

66 konuşma daha · 17 Şubat 2011

66 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook