Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanuna geçici madde eklenmesi (s.s.428)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 22. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Kasım 2009 · 923 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sevahir Bayındır, 24 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNA GEÇİCİ MADDE EKLENMESİ (S.S.428)); konuşma 923 kelime.
Sevahir Bayındır (Şırnak). “Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanuna geçici madde eklenmesi (s.s.428)”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2009-11-24-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-kanuna-gecici (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de, 428 sıra sayılı Yasa Teklifi üzerine DTP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, sözlerime başlarken, yine, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü tüm emekçi öğretmenlerin kutluyorum ve mücadelelerinde başarılar diliyorum.
Yıllardır hep 24 Kasım kutlanır, öğretmenlerin ve öğretmenliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğu, ne kadar önemli olduğu üzerine çok ciddi sözler söylenir, ama öğretmenler de, kendi cephesinden, yıllardır, Kamu Emekçileri Sendikaları olarak bu önemli günde yaşadıkları sorunları kamuoyuyla paylaşmak, Hükûmete seslerini duyurmak, ihtiyaçlarını yeniden güncelleştirmek ve çözüm aramak istiyorlar. İşte yarın, 25 Kasımda kamu alanında emekçi sendikalarının içinde örgütlü bulunan eğitimciler bir günlük iş bırakacaklar. Yani üretimden gelen güçlerini kullanarak yarın seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Eğitimciler yarın böyle bir eyleme hazırlanırken bugünü Öğretmenler Günü olarak kutlamaya çalışıyoruz.
Hükûmetin, Sayın Başbakanın öğretmenlerin seslerine kulak vermek ve “Bunlar niye böyle bir demokratik haklarını kullanıyor.” diye düşünmesi gerekirken, kamu emekçilerinin bu meşru, demokratik eylemlerini yasa dışı gibi göstererek âdeta suçlu pozisyona düşürmektedir. Oysa suçu işleyen, şu anda Türkiye devletinin Anayasası’nda belirtmesine rağmen, Hükûmetin bu yasalara uymayarak suç işlediğidir. Yani 90’ıncı madde çok net, açık olarak şunu ifade eder: Ulusal hukukun tıkandığı noktada uluslararası sözleşmeler geçerlidir. Peki, nedir uluslararası sözleşmeler? Grev ve sendika hakkı konusunda tüm çalışanların örgütlenme hakkı var, tüm çalışanların kendi sosyal, özlük, demokratik hakları konusunda iş bırakma hakkı vardır. Yaklaşık bir yıldan fazladır Komisyonumuzda, yani Sağlık, Sosyal ve Çalışma Yaşamı Komisyonunda, yasa geçirildi. Tabii ki bu yasa yine uluslararası ve ILO normlarına uygun değil. Ne yazık ki “ama”lar, ertelemeler ve engellemelerle sınırlandırmış ve Komisyondan çıktığı hâliyle durmaktadır ve her yıl ILO konferanslarında Türkiye çalışma yaşamında yarattığı hukuksuzluk ve engellerden dolayı mahkûm olmaktadır.
Eğitimcilerin temel sorunları nedir? Hatipler belirtti, grubumuz adına da Ayla Hanım ne kadar içler acısı bir pozisyon olduğunu ifade etmeye çalıştı.
Şimdi, Türkiye’de eğitimci sayısı, işte, 300-400 bin insan… Açık, uluslararası normlara göre, OECD’nin normlarına göre 400 bin öğretmen ama TÜİK ya da Türkiye'nin normlarına göre 150 bin öğretmen açığı belirtiliyor. Şu anda görüştüğümüz yasayla Türkiye normlarına göre 150 bin, OECD normlarına göre 400 bin eksik olan öğretmenin sadece 10 bin öğretmeni atanarak bu devasa boşluk, ihtiyaç, sınırlı bir şekilde giderilmeye çalışılıyor. Niye böyle bir mantık?
Şimdi, yine, OECD ülkeleri kıyaslamasını yaptığımızda… İşte, Türkiye, Avrupa Birliğine girmeye çalışan bir ülke. Bu Avrupa Birliği süreci içinde mukayese edildiğimiz ülkeler arasında eğitim sıralamasında gayrisafi millî hasıladan bütçe ayırmakta son sıradayız, derslik sayısında son sıradayız, öğrenci başına düşen öğretmen sayısında son sıradayız ama bazen Macaristan bizi bu son sıraya düşmekten kurtarıyor! Yani Macaristan ülkesiyle eşdeğer bir pozisyondayız.
Yine, bu gelişmiş OECD ülkeleri gayrisafi millî hasıladan ortalama yüzde 3-4 pay ayırırken, Türkiye’de bu kadar büyük bir eğitim açığı varken, hâlâ gayrisafi millî hasıladan 1,9’luk bir oranla biz pay ayırıyoruz. Bu kadar devasa bir sorunu, bu kadar temel bir sorunu; her insanın eğitim görme hakkı, insanca yaşama hakkı, kendini gerçekleştirme hakkı, yeteneklerini açığa çıkarma hakkı, meslek edinme hakkı ve sonrasında da edindiği mesleği uygulama hakkı böylece rafa kalkmış oluyor. Dolayısıyla Türkiye’deki eğitim sorunları ve eğitimciler üzerinden çok sıkıntılı bir pozisyonda.
Bir kere, yine, Anayasa’nın 10’uncu maddesi ihlal edilmektedir. Yani, nasıl oluyor ki öğretmenlerin bir kısmı kadrolu, bir kısmı geçici, bir kısmı yedek öğretmen kadrosunda? Aynı okulu bitirmiş, aynı emeği harcamış, aynı bilgiye sahip insanlar, aynı iş yerinde farklı farklı statülerde tanımlanarak, yine, eşit olmayan ücretle ücretlendirilerek yine bir Anayasa ihlali yapılmış oluyor yani 10’uncu madde ihlal edilmiş oluyor. O yüzden, bu, çalışma barışını engelliyor. İşte, yedek öğretmen ya da geçici çalışan öğretmenler, ne yazık ki, açlık sınırlarının altında ücret almakta yani hayatını idame ettirememekte. Bu öğretmenler, bu şartların reva görüldüğü eğitimci, nasıl öğrencileri rahat bir psikolojide eğitsin, nasıl bunların sorunlarıyla ilgilensin, nasıl çözüm bulsun, nasıl etkili bir perspektif sunsun bu öğrencilere?
Bilimden yoksun bir eğitim sistemimiz zaten devasa bir problem. Bireylerin kendilerini gerçekleştireceği, özgürleştireceği bir mekanizma adıyla âdeta zapturapt altına alınarak, zorunlu eğitim diyerek, aslında, bilinçli, kendini gerçekleştiren, yaratma gücüne kavuşan bir insan yetiştirmek yerine, sadece, mecburi hizmet gibi, mecburiyeten bir şeyler yapmak mantığı bile tek başına sorgulanması gereken bir mantık.
Tabii, eğitimcilerin sorunları bölgeler arasında da değişiyor. Örneğin Güneydoğu Anadolu Bölgesi: Her zaman öğrenciler, burada, ÖSS’de, ÖYS’de son sıraları hiç kimseye vermiyor. Hele bu son sırada yer alanlar, 2009 ÖSS sınavından sonra, son üç sıraya giren Ardahan, Hakkâri, Şırnak; yani, hem coğrafyanın en ucunda, sınırında ve bu sınırın mesafesinden mi kaynaklı acaba bu başarısızlık? Rakımın yüksekliğinden mi acaba bu öğrencilerin başarısızlığı? Tabii ki değil. Yani, ayrımcılığın, haklardan yoksunluğun, imkânlara erişmemenin yarattığı bir haksız, ayrımcı bir uygulamanın sonucudur. Şırnak ilinde geçen yıl yüz yirmi yedi okulun müdürü değiştirildi. Niye? Sayın bölge valisi, adı Yerlikaya ama ne kadar yerli müdür varsa bunlara yabancı bir politika uyguluyor. Yani yerinde eğitim görmesi gerekirken yani eğitimdeki başarısızlığın en temel nedenlerinden biri de bölgede öğretmen sirkülasyonundan kaynaklı. Peki, öğretmen sirkülasyonunu engellemek için ne yapıyor yereldeki mülki amir? Sözde başarıyı yani öğrencilerin başarılarını artırmak için böyle bir uygulamaya gidiyor. Derslik sayısı artırılmış mı? Hayır. Bir sınıfta öğrenci sayısı fazla mı? Evet. Öğretmen sirkülasyonu engellenmiş mi? Hayır. Peki, nasıl başaracak? Kadrolaşarak başaracaklarını sanıyorlarsa en büyük yanılgıyı burada yaşayacaklar.
Yine, bölgede eğitimdeki başarısızlığın en temel nedenlerinden biri de ana dilde eğitim görmemesinden kaynaklıdır. Yani bilimsel olarak tespit edilmiş ki bir insan eğer ana diliyle kendisini gerçekleştiremezse ne yetenekleri ne becerisi ne bilgisi istediği ölçüde, kendi yetenekleri ölçüsünde gelişmeyecektir. Şimdi, başarısızlığın bir sürü nedeni var ama bunların içinde en temel nedenlerinden biri de ana dilde eğitim hakkını görmemektir. Yani tesadüf müdür Kürtlerin yoğun yaşadığı Doğu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi olarak tanımlanan bölgedeki bu illerin eğitimdeki başarısızlığı? Herhâlde bir kader değildir, tesadüf de değildir yani bu politikaların bir sonucudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 24 Kasım 2009