İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel'in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine, Tahir Elçi'nin ölüm yıl dönümüne, cezaevlerindeki ve üniversitelerdeki yönetim krizine, Ardahan'ın Damal ilçesine bağlı Burmadere köyü Muhtarına ve kayyum atamalarına, Rojin Kabaiş soruşturmasına ve Türkiye'deki valilerin tutumuna ilişkin açıklaması
Muş Milletvekili ·
DEM Parti
Genel Kurul, 25. Birleşim · 3. yasama yılı · 28 Kasım 2024 · 564 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma · Günün kaydı →
Kaynak göster
Sezai Temelli (DEM Parti), 28 Kasım 2024 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel'in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine, Tahir Elçi'nin ölüm yıl dönümüne, cezaevlerindeki ve üniversitelerdeki yönetim krizine, Ardahan'ın Damal ilçesine bağlı Burmadere köyü Muhtarına ve kayyum atamalarına, Rojin Kabaiş soruşturmasına ve Türkiye'deki valilerin tutumuna ilişkin açıklaması); konuşma 564 kelime.
Sezai Temelli (DEM Parti, Muş). “İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel'in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine, Tahir Elçi'nin ölüm yıl dönümüne, cezaevlerindeki ve üniversitelerdeki yönetim krizine, Ardahan'ın Damal ilçesine bağlı Burmadere köyü Muhtarına ve kayyum atamalarına, Rojin Kabaiş soruşturmasına ve Türkiye'deki valilerin tutumuna ilişkin açıklaması”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 28 Kasım 2024. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sezai-temelli-2024-11-28-istanbul-milletvekili-cuneyt-yuksel-in-yaptigi-gundem-disi-konusmasind (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=129162
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)SEZAİ TEMELLİ (Muş)Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce gündem dışı konuşmalarda, Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel'in konuşmasında Uluslararası Ceza Mahkemesine değinildi. Biz katılıyoruz, Uluslararası Ceza Mahkemesi konusunda alınan bu karara katılıyoruz. Hatta sadece bu karar değil, bu konuda alınmış başka kararlar da var; bunların hayata geçmesi önemli. Onu öncelikle belirtmek istemiştim, bu vesileyle belirtiyorum ama tabii, burada şuna da dikkat çekmek isterim: Roma Statüsü'nün ve Uluslararası Adalet Divanının zorunlu yargılama yetkisinin de Türkiye tarafından bir an önce tanınması da gerekir ki bizim bu konudaki samimiyetimiz bütün dünya kamuoyu tarafından da bilinsin.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, insan hakları savunucusu, barışın, adaletin savunucusu, büyük hukukçu Tahir Elçi'nin ölüm yıl dönümü. Evet, tam dokuz yıl önce bugün Diyarbakır'da sevgili Tahir Elçi katledildi ve hâlâ failleri bulunabilmiş değil, hâlâ bu anlamıyla adalet yerini bulmuş değil. Gerçi hiçbir karar, hiçbir yargılama Tahir Elçi'yi bize geri getirmeyecek ama şunu biliyoruz ki en azından Tahir Elçi'nin uğrunda mücadele ettiği Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü adına faillerin yargılanması tüm kamuoyunun, başta da Kürt kamuoyunun bir nebze olsun bir adalet duygusuyla buluşmasına vesile olacaktır.
Evet, bu konuda geride bıraktığımız dokuz yıl boyunca başka davalarda, başka suikastlerde, katliamlarda olduğu gibi maalesef bir cezasızlık politikasının geçerli olduğunu hep beraber izledik ama Tahir Elçi'nin dokuz yıl önce bir televizyon kanalında dile getirmiş olduğu barışçıl taleplerinin de ona karşı nasıl bir şiddete dönüştüğünü ve sonunda da nasıl katledildiğini de maalesef gördük.
Bugün Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümü konusunda yine konuşuyoruz ve ısrarla bu konu çözüme kavuşmadan Türkiye'nin demokratikleşmesinin mümkün olmadığını dile getiriyoruz ve bugün yine ortada şiddeti, savaşı hâlâ geçerli gören bir anlayışla da karşı karşıya geliyoruz oysa hepimiz için iyi olan, hepimiz için aslında geleceğe dair umutlu olmamızı sağlayacak olan barış konusunda atacağımız adımlardır. Tahir Elçi bu konuda örnek olmaya devam ediyor; fikirleri, onun vermiş olduğu mücadele yolumuzu aydınlatıyor. Kendisini bir kez daha rahmetle, minnetle, sevgiyle ve saygıyla anıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'deki birçok krizden burada bahsediyoruz ama en önemli krizlerden biri kuşkusuz yönetim krizi. Türkiye'de hangi kuruma baksanız, en yukarıdan en aşağı kadar bütün kurumlarında çok ciddi bir yönetim krizi var. Hani "Balık baştan kokar." derler ya, balık baştan kokunca her yere bu koku sirayet ediyor ve yönetim krizini biz her yerde yaşıyoruz. Cezaevleri, bu konuda aslında artık ciddi bir odak hâline gelmiştir; cezaevi müdürleri her türlü işkenceyi, her türlü hak ihlalini yapmaya devam ediyorlar fakat bu konuda herhangi bir tedbir, herhangi bir uygulama ya da yaptırım söz konusu değil.
Bakın, Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülüyor. Adalet Bakanının, cezaevleri konusunda, bugünkü mapuslar konusunda ne diyeceğini merakla bekledik. Bir saat boyunca, bir saati aşkın bir süre konuştu, hiçbir şey demedi. Oysa bütün cezaevlerindekiler büyük bir beklenti içinde. 350 bini aşkın insan cezaevinde mağdur, onların dışarıdaki aileleri mağdur; dolayısıyla, herkes Adalet Bakanından gelecek bir şeye odaklanmışken hiçbir şey yok ve cezaevindeki kötü uygulamalar devam ediyor.
Peki, yönetim krizi, yönetim dejenarasyonu sadece cezaevlerinde mi? Hayır. Mesela, üniversitelerde de böyle. Rektörler de üniversitel anlayıştan o kadar uzaklaşmış ki kendilerini âdeta bir cezaevi müdürü gibi ortaya koyuyorlar. Gerçekten, üniversiteleri çoraklaştırma konusunda dünyada kimse elinize su dökemez. O denli çoraklaşmış ki; o denli üniversitel anlayıştan, bilim anlayışından uzaklaşmış yönetimler üniversitelerde söz konusu ki bunu her üniversitede görmemiz mümkün. Son örneği Bilkent Üniversitesinde yaşandı ve Bilkent Üniversitesi Rektörü Kürşat Aydoğan "Türkiye'de Kadın Hakları" başlıklı bir söyleşiyi iptal etti. Neden? Çünkü bu söyleşiye sevgili Sebahat Tuncel katılacaktı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
99 konuşma daha · 28 Kasım 2024