İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 80. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)

Sırrı Sakik

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 31 Mart 2010 · 1.033 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sırrı Sakik, 31 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)); konuşma 1.033 kelime.

Sırrı Sakik (Muş). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 31 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-03-31-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de grubum adına hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Biz bu yasaya karşı değiliz yani üniversiteler açılsın ama asıl bizim eleştirimiz… Yani sürekli kardeşlik noktasında vurgular yapılırken birlikte cumhuriyeti inşa eden, birlikte ortak bir vatanı kuran diğer halklara haksızlık yapıldığı temelindeki düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sevgili Yaşar Kemal diyor ki: “Bir dili yasaklamak bir insanı öldürmekten beterdir.” Siz bu ülkeyi yönetenler, sadece, hayatı tek kimliğe kilitlediniz ve seksen altı yıldır hayatı bir tek Türk kimliğine kilitlediniz ve diğer kimlikleri yok saydınız; Kürtler yok, Ermeniler yok, Aleviler yok, Rumlar yok, Süryaniler yok… İşte, ülkenin harcında, temelinde emeği olan insanların hakkını hukukunu yerli yerine oturtmak, bugün işte yeniden bir anayasal değişiklik var, işte buradan başlayarak iç barışımızı sağlayabiliriz. Bir dili yasaklamak bir insanı öldürmek gibiyse bir dil bir kandil gibidir. Kandil nasıl ki insanın ruhunu aydınlatır, bir dil de insanın ruhunu o şekilde aydınlatır. Yıllardır yok saydığınız bu dilleri ne zaman kabul edeceksiniz? Ne zaman bu dilleri yasal ve anayasal düzeyde güvence altına alacaksınız? Bu ülkede yaşayabilmenin bedelini bu kadar çok ağır ödedik, acaba yetmedi mi? Yani yeniden hayatı dizayn etme fırsatı varken, Parlamentoya yeniden, birkaç gün içerisinde gelecek olan bu yeni anayasa taslağında bu diller üzerindeki yasağı kaldırma şansımız yok mudur?

İlkokuldan başlayan ret ve inkâr politikaları hayatın her alanında devam ediyor. İlkokula çocuklarımızı gönderiyoruz, başlıyor sabahtan itibaren “Türk'üm, doğruyum, çalışkanım, bilmem neyim…” Peki, Türk olmayanlar doğru değil mi, bunlar samimi değiller mi? Acaba, bu demode olmuş şeyleri, Sayın Bakanım, kaldıramayız mı? Eğer barışı sağlayacaksak, gerçekten, çocuklarımıza yıllardır bu ırkçı şeyleri söyleterek nereye kadar varabiliriz? Çocuklarımızı farklı şekilde yönlendiriyoruz. Dağlara taşlara “Ne mutlu Türk'üm…” yazıyoruz. Acaba bu ülkede gerçekten herkes mutlu mudur? Binlerce insan sokaklarda, binlerce insan eğitim alamıyor ama biz, biz bize sürekli Türkçülük yaparak, sürekli Türkçülüğü pompalayarak ta bugünlere kadar geldik. Artık deniz bitti. Buradan çağrıda bulunuyoruz: Sevgili arkadaşlar, eğer gerçekten bu ülkede iç barışımızı inşa etmek istiyorsak gelin hep birlikte yeni bir sayfa açalım. Yani okullardan, ilkokuldan başlayan “Ali topu Kaya’ya at.” Sadece Ali, Kaya; bunlar kendi aralarında top oynuyor. Oysaki bu ülkenin farklı renkleri var, farklı isimleri var. Acaba desek ki “Ali topu Agop’a at, Agop sen de Şaron’a at, Şaron sen Heval’a at, Heval sen de tut, topu Sayın Tayyip Erdoğan’a at.” Kıyamet mi kopar, ne olur? Peki gelin bunun ruhuna uygun davranalım. Ne olur? Diğer halkları bu kadar aşağılayan bir edayla yıllardır bu ülkede siyaseti dizayn ettiniz, sonuç alabildiniz mi? Yani, teklik, politikası sorunlarımızı çözdü mü? Çözmedi. Onun için, teklik politikalarından hepimizin bir an önce vazgeçmemiz lazım.

Osmanlıya dönün bakın: Osmanlıda İstanbul’da Kürt üniversitesi var, dönün Harran’da, Osmanlı döneminde, Kürt üniversitesi var, Diyarbakır’da Kürt üniversitesi var, Van’da Kürt üniversitesi var. O dönemde bu sorunlar bu kadar da kanlı, şiddetli bir şekilde gündeme gelmiyordu. Gelin, bunun ruhuna uygun davranalım. Gelin, birlikte hayatı dizayn ettiğimiz halklarla hayatımızı yeniden, yeniden dizayn edelim.

Sayın Başbakan gidiyor, her yerde, gittiğinde, işte asimilasyon politikalarından bahsediyor. Almanya’daki yaşayan vatandaşlarımız için bütün Avrupa ülkelerinde, asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu söylüyor; biz de onu söylüyoruz. Peki siz, Avrupa’da, dünyanın dört bir yerinde, Türkler için asimilasyonun insanlık suçu olduğunu söylüyorsunuz ama siz burada seksen yedi yıldır asimilasyon politikalarını uyguluyorsunuz ve halkları yok sayıyorsunuz. Peki siz bunları söylediğinizde, siz uluslararası arenada çok ciddiye alınıyor musunuz? Hayır. Sizin temsilcileriniz ne diyor? Almanya’da Büyükelçimiz diyordu ki: “Bizde Kürt sorunu yok.” Bir Alman bakan çıktı dedi ki: “Vallahi, bizde 700 bin Kürt var, bizde Kürt sorunu var ama sizde 20 milyon Kürt var, sizde Kürt sorunu yoksa o da sizin sorununuz.” Şimdi, onun için, bir şey söylediğimizde dönüp arkamıza bakmalıyız, gerçekten söylediklerimiz uluslararası arenada ne kadar ciddiye alınıyor?

Önemli bir süreçten geçtiğimizi söylüyoruz ve gerçekten, yeniden çağrıda bulunuyoruz: Eğer yeniden bir anayasa dizayn edilecekse ilk önce bu 42’nci maddedeki teklik bir an önce ortadan kaldırılmalıdır, diğer halkların da kendi dilleriyle kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir alan açılmalıdır. Bakın, yanı başımızda, hiç beğenmediğimiz Irak’taki Kürt bölgesinde birkaç tane resmî dil var: Yani Türkmence resmî dildir, Süryanice, Kürtçe… Ülke hiç bölünüp parçalanmıyor. Burada resmî dile bir itiraz da yok ama Kürtler de kendi dillerini özgürce ifade etmek istiyorlar.

Geçen gece bir televizyon programında, İstanbul’da, bir Kürt çocuğuna soruyorlar: “Ne yapıyorsunuz?” “Bizim evimizi yıktınız. Bizi oralardan sürdünüz. Geldik, buralarda eğitim alamıyoruz.” diyor. Biraz önce buralarda tartışılıyordu, ayakkabı boyacısı, bilmem ne yapılıyor falan. Peki, buralardaki çocuklar kimin çocukları? Kürt çocukları olunca hiçbirinizden ses çıkmıyor. 3 bin Kürt çocuğu cezaevinde. On dört yaşındaki Berivan da o ayakkabı boyacısı kadar mağdur ve cezaevinde. Bununla ilgili tek kelime söylenmiyor ama o kız çocuğu diyor ki: “Biz okula gittiğimizde bizimle alay ediyorlar, elimizde erkek çantası olduğu için diğer varlıklı aile çocukları bizimle alay ediyor.” İşte, ülkemizden manzaralar. “Biz çıkıp gidiyoruz, okul sonrası dışarıda tartı aracıyla 1 liraya çalışıyoruz ve sonra bu 1 lirayı getirip eve veriyoruz, 25 kuruşunu annem bize bir meyve suyu almak için veriyor, ben ve kardeşim okulda bunu paylaşıyoruz.” diyor.

Şimdi Kürt çocuklarının konumu bu. 3 bin Kürt çocuğu cezaevinde ve hiç kimsenin sesi çıkmıyor. “Ya, bu çocuklar bizim çocuklarımız. Bu çocukları büyütüp, besleyip bu çocukları okutmak boynumuzun borcu, sosyal devletin bir görevdir.” demiyor kimse ama sorun küçük bir şeyde olunca… Gidin, bütün Kürt bölgesinde, bütün çocukların elinde ayakkabı fırçası ve elinde terliklerle dolaşıyor. Yani Sayın Vural’ın ayakkabısını boyayan çocuk gündeme gelebiliyor; bütün çocuklar gelmelidir. Hemen hemen bölgede her Kürt çocuğunun elinde bu manzarayı görebilirsiniz. Onun için, çocuklar arasında ayrımcılık yapmamalıyız.

Hepimize düşen tek bir sorumluluk vardır, bu çocukların geleceğiyle ilgili, dili, kültürü, geleceğiyle ilgili ortak projeler üretmeliyiz. Yani Parlamento bu noktada bir adım atabilirse… Eminim ki hiçbirimizin çocuklara karşı bir düşmanlığı olmaz. Onun için, bütün partiler, çocuklarla ilgili, ilk önce dil ve kültürden başlayan ve gelecekle ilgili projeleri ortaya koymalıdır. Bu bir lütuf da değildir. Bizim, çocuklarımıza karşı bir sorumluluğumuz varsa, halkımıza karşı bir sorumluluğumuz varsa bunu bir an önce yapmalıyız.

Önümüzdeki günlerde buraya gelecek çocuklarla ilgili yasa bir an önce gelmelidir. Bu çocuklar, on dört-on beş yaşındaki çocuklar yaşları kadar ceza aldılar ve bu çocuklar cezaevinde ve aileleri büyük bir mağduriyet içerisindedirler. Bu çocukların özgürlüklerine kavuşması için de… Sayın Bakanımız da öncülük edebilir… Adalet Bakanlığının da bu konuda gönderdikleri yasa tasarısı çocukları bir bütün olarak bu zalimane politikalardan kurtarmıyor. Onun için, gerçekten, hepimizin, kendi kimliklerimizi aşarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

65 konuşma daha · 31 Mart 2010

65 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook