İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 108. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Ağrı ve çevresinde yaşanan sel felaketi hakkında

Sırrı Sakik

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 108. Birleşim · 4. yasama yılı · 27 Mayıs 2010 · 1.023 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sırrı Sakik, 27 Mayıs 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AĞRI VE ÇEVRESİNDE YAŞANAN SEL FELAKETİ HAKKINDA); konuşma 1.023 kelime.

Sırrı Sakik (Muş). “Ağrı ve çevresinde yaşanan sel felaketi hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-05-27-agri-ve-cevresinde-yasanan-sel-felaketi-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de bu maddeyle ilgili grubumuzun düşüncelerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, evet, 27 Mayıs, Adnan Mendereslerin idam edildiği gün ve buradan idam edilirken Denizleri idam edenler “Üçe üç!” diye bağırıyorlardı. Onun için, idam, bir insanlık suçudur. Adnan Mendereslerin de, Denizlerin de idam edilmesi, insanlığa karşı bir suç işlenmiştir. Çok yakın bir tarihte de İran’da… Kapı komşumuz olan İran, Kürtlere karşı, Kürt aydınlarına karşı o insanlık suçunu işlemiştir; orada aydın, demokrat, öğretmen olan 4 insanı asmıştır. O vesileyle, biz bütün idamları insanlığa karşı bir suç olarak görürüz. Adı “Deniz” olur, adı “Hüseyin” olur, adı “Adnan” olur; ne olursa olsun, hepsinin acısını yüreğimizde hissediyoruz.

Sevgili arkadaşlar, şimdi, gündem o kadar dolu ki… Yani her gün, her saat yanı başımızda ölüm haberleri alıyoruz. Tersanelerden tutun, Zonguldak’ta olup bitenlere kadar, mayın patlamalarına kadar bir sürü, vatandaşlarımızı… Sosyal devlet olduğumuzu söylüyoruz ama ne hikmetse gereğini yapmıyoruz ve insanlarımız her gün ağır bir şekilde yaşamlarını yitiriyorlar ve biz burada seyirci kalıyoruz. Parlamento sorunlara çözüm bulmuyor ve olup bitenlere de hep seyirci kalıyoruz.

Şimdi, bu yasa görüşülürken, aslında bir dönüp geçmişe bakabilirsek, 1966 Varto-Muş depreminden hâlen hak sahipleri olanlar haklarını alamamışlardır. O kadar çok bürokratik engeller var ki, aradan birkaç nesil gelip geçmiş, ölmüş; hâlen geliyorlar, Ankara’daki o bürokratik yapıyla bu sorun bir türlü çözülmüyor.

Yine Muş’ta, Alparslan-1 Barajı yapılırken, burada istimlak hâlen yapılmamış, birçok alanda vatandaşlarımızın hakkı hukuku… Gidip orada, yani devlet gereğini yapmamış, bir zorbalık yapmış. Hâlen birçok vatandaşın yerinin yurdunun istimlak parasını vermemiş ve orada bir vatandaşımız, üç gün önce su baskınından duvar yıkılıyor ve biri yaşamını yitiriyor.

Şimdi siz devletsiniz gidip orada… Yani vatandaşların malına, mülküne el koyuyorsunuz ama istimlak yapmıyorsunuz, parasını ödemiyorsunuz, atalarının, yakınlarının, çocuklarının mezarı var, o mezarlık su altında kalıyor bir başka yere nakletmiyorsunuz. Şimdi, eğer gelip orada istimlak yapacaksanız ilk önce benim değerlerime saygı duymak zorundasınız. Sosyal devletin görevi budur yani 1966 yılında deprem olmuş, evler yıkılmış, yıl 2010 hâlen gereği yapılmamış ama dönüp diyeceksiniz ki: “Ben sosyal devletim.” Buna kimse inanmaz. Yine 1993’lerde dönemin hükûmetleri, asker, sivil, bürokratlar el ele vererek bölgeye gidip orada köyleri, kentleri yakmışlar, faili meçhul cinayetleri işlemişler, aradan on yedi yıl geçmiş, göstermelik komisyonlar oluşturmuşsunuz. Kim? Bölgede görev yapan valileriniz ve bu valileri tanıyoruz. On yedi yıldır bu vatandaşların evleri yok, bunlardan biri de benim. En zengin köyümüzde şu anda bir tek tane evimiz yok. Böyle bir sosyal devlet olur mu, böyle bir komisyon olur mu? Bu komisyonlardan biri…

Biz geçen gün bir grup milletvekili arkadaşımızla Diyarbakır Havaalanı’ndayız, VIP salonundayız; bir baktım ki bir vali geldi -vali olduğunu da bilmiyorum- sırtında ceketi, kollar dışarıda, arkasında 4-5 tane polis, silahlar dışarıda, sanki Teksas filmi çevriliyor gibi. Sordum: Arkadaşlar bu kim? Dediler ki: “Vallaha bu Siirt Valisi.” Vallaha bu Hükûmete de bu yakışır! Bu Siirt Valisi dediğiniz Vali var ya, hani orada çocuklar iki yıl tecavüze uğradı ya, orada onun ve emniyet müdürünün iki yıl haberi olmayan Vali, sonra araştırdım ki Siirt’te de ceket omuzda dolaşıyor ve sonra siz ne yaptınız biliyor musunuz? Bu Valiyi ödüllendirdiniz, Yozgat’a gidiyor şimdi! Böyle bir sosyal devlet olmaz. Böyle sırtında ceketi, arkasında silahlı kovboyları olan vali olmaz. Eğer siz bunlardan hesap sormuş olsaydınız o halkı bu kadar küçümseyecek bir şekilde sokaklarda, sırtında ceketiyle dolaşmaz. Orada VIP’de bir grup milletvekili var, onlara caka atarak, sözüm ona, halkın verdiği iradeyi aşağılamaya çalışıyor. Aslında, o tavrı sergileyen adam kendisinin ne kadar yerlerde süründüğünü bilmiyor. Onun için, bu şahıslarla, bu şahsiyetlerle sizler gerçekten bu ülkede olup biten sorunlarımızı çözemezsiniz.

Sevgili arkadaşlar, bakın, Mustafa Muğlalı olayını buraya sürekli getirdik. Bunun eli kanlıdır, eli kirlidir; bunun eli masum 33 Kürt’ün kanına bulaşmış ve mahkeme kararıyla ceza almıştır ve hâlen hep ısrar ettik “barış” dediniz, “demokrasi” dediniz. Açın dedik, bu Muğlalı ne yaptı ki, hangi savaşa katıldı, nereyi fethetti, ne yaptı, bu ülkede kimin için iki taş üst üste koydu? Bu eli kanlı ve kirli adamın adını kışlaya veriyorsunuz ve o kışlanın etrafında onlarca mayın ve çocuklar o mayına basıp... Bu adam uğursuz. Yapmayın... Hâlen bununla ilgili bir komisyon gitmiyor, araştırma yapmıyor.

Şimdi, o kadar çok ki yaralarımız. Her üniversitede görüyoruz. Üniversitelerde kendi kimliklerinden dolayı çocukların, gençlerin nasıl saldırıya maruz kaldığını biliyoruz. Muğla’da aynı şey oldu, bir genç yaşamını yitirdi. Gerekçe çok hazır “Kız davası.” dediler. Sonradan bir polisin ne yaptığını kamuoyunda hep birlikte gördük. Balıkesir’de aynı şey, Denizli’de aynı şey. Birçok ilde toplumsal dokularla oynamak isteyen güçler var sevgili arkadaşlarım. Bunları zaman zaman burada söylerken bize tepki seslerinizi yükseltiyorsunuz ama gerçekten Türkiye’nin toplumsal dokularıyla oynamak isteyen güçler var. Onun için bir çatışma ortamını tetikliyorlar ve biz yetkili birimleri aradığımızda o kadar haklı gerekçeleri var ki hemen “Kadın meselesi, kız meselesi...” Onun için, hep de bu kürsüden söylüyoruz: Bu olayı işletenler ile soruşturanlar aynıysa failler bulunmuyor.

Yine, bir hafta önce, Van’dan 8 tane Kürt işçisi buraya çalışmaya geliyorlar. Gelip, Mamak’ta akşam işleri bittiğinde bunlar oturup yemek yapıyorlar. Tam yemek yiyecekler, evin etrafı mahalle tarafından sarılıyor ve bu 8 tane insan ilk önce emniyet müdürlüğünü arıyor, oradan birkaç polis geliyor, bunlar da kendilerini korumak adına ellerinde sopalarla bekliyor. Polisler gelip bunlara diyor ki: “Biz buradayız, sizin güvenliğinizi sağlamak üzere buradayız.” Ve sonra bunların elindeki kendilerini savunacak araçları da alarak o mahalleliye teslim ediyor, 8 tane vatandaşımızın kafası kırılıyor, kiminin kolu, kiminin de bacağı ve Numune Hastanesinde tedavi edildiler, ameliyat edildiler ve ben, İçişleri Bakanlığını aradım, yetkili birimleri aradım, sonra il emniyet müdürünü de aradım ve rica ettim. Bu konudan haberi olmadığını söyledi. “Rica ediyorum, araştırın ama bir şey istiyorum sizden. Lütfen, yine karı, kızdır demeyin bize.” dedim. Ve sonra araştırdılar, döndüler, bizi aradılar, evet, rica ettiğimiz şey yine kapımıza geldi. “Efendim, işçiler orada bir kadına bakmışlardır.”

Peki, sevgili kardeşlerim, bizim bir kadına bakma özgürlüğümüz de olabilir. Bu bir suçsa bu suçun cezası linç değildir. Hiç kimse, burada güvenlik adına bulunan, burada etkili, yetkili konumda olanların böyle mazeretler uydurmasına asla hakkı yoktur. Eğer siz böyle yaparsanız, eğer Hükûmet bu olup bitenlere bir bütün olarak seyirci kalırsa, emin olunuz ki iyi günler bizi beklemiyor. Biz, olup bitenleri... Lütfen bunları yanlış anlamayın. Evet, iyi günler bizi beklemiyor. Burası bizim ana yurdumuz, hepimiz birlikte yaşamak zorundayız, mecburuz ve mahkûmuz. Başka bir vatanımız yok ama şunu da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

47 konuşma daha · 27 Mayıs 2010

47 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook