Terörle mücadele kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve benzer mahiyetteki kanun teklifleri (s.s.:526)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 137. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Temmuz 2010 · 971 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Sakik, 20 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TERÖRLE MÜCADELE KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE BENZER MAHİYETTEKİ KANUN TEKLİFLERİ (S.S.:526)); konuşma 971 kelime.
Sırrı Sakik (Muş). “Terörle mücadele kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve benzer mahiyetteki kanun teklifleri (s.s.:526)”. TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim tutanağı, 20 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-07-20-terorle-mucadele-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dai-2 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Barış ve Demokrasi Partisi adına buradayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, bu konuda söylenmedik söz kalmadı ama sorun yerli yerinde duruyor. Bugün burada görüşülmekte olunan bu yasa, aslında uluslararası arenada hiçbir yerde, bu Terörle Mücadele Yasası, çocuklarla ilgili uygulanmıyor, sadece bu ülkede uygulanıyor. Şimdi bunu bir lütuf olarak sunuyoruz topluma. Oysaki sorunun çözümü için burada Barış ve Demokrasi Partisinin bütün yöneticileri, bütün milletvekilleri kamuoyuyla sürekli paylaşıyorlar. Sorunun çözümü için gerçekten bir halkı terörist ilan eden, terörize eden bu Terörle Mücadele Yasası’nın kökten değişmesi gerekir. Bir halkı yok sayan, Anayasa’da ve yasalarda yok sayan bu yasaların ve bu antidemokratik yasaların ortadan kaldırılması gerekir. Şimdi, biz, burada geçici olarak belki bir iyileşme sürecini bu akşam birlikte yaşayacağız ama sorun yerli yerinde kaldığı müddetçe yine bu tür sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Neden çocuklar bu noktada, bu çocuklar niye bu noktaya geldi; hiçbirimiz bir gün araştırmadık ve bununla ilgili topluma bir şey sunmadık. Yani bu çocuklar acı dolu yıllar yaşadılar, aileleri yaşadı, hepsinin ailesinden ya toprakta olan var ya dağda olan var veyahut da cezaevinde olanlar var ve siz gidip, o çocukların, o ailelerin evini barkını 1993 yılında devletin güvenlik güçleri gidip yerle bir etti ve onların büyük bir kısmını alıp alanlara, sokaklara, varoşlara ve çocukların diline, kimliğine, kültürüne gem vurdunuz. Şair Murathan Mungan diyor ki: “Biz öksüz savaş çocukları gibiyiz/Enkazlar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.” İşte Kürt çocukları öksüz ve yoksul savaş çocuklarıdır. Onlar enkazlar arasında kaybolan dilini, kültürünü, kimliğini arıyor, haksızlığa karşı başkaldırıyor. Bu ülkede adaletin olmadığını o çocuklara uygulanan politikalarla bir kez daha biz görüyoruz.
Şimdi başta da belirttim, Terörle Mücadele Yasası çocuğundan kadınına, yaşlısına, herkesi terörist ilan eden bir yasa ve Kürt sorununun çözümüyle ilgili kim ki düşüncesini ifade ediyorsa, ister Türkiye demokrasi güçlerinden ister Kürtlerden, herkes bu yasadan mahkûm oluyor ve bugün Parlamentoda bulunan Barış ve Demokrasi Partisinin 20 milletvekili iki bin yıl cezayla cezalandırılmak isteniyor. İşte eğer siz sorunu çözmek istiyorsanız buradan başlamanız gerekir. Buradan başlayabilirsek biz sorunları çözebiliriz. Ama ne yazık ki sorunun çözümüyle ilgili gerçekten topluma sunduğumuz bir şey yok. Çünkü Kürt sorunu acımasız siyasetin kurbanıdır, siyasetin rantı olmuştur. Burada birçok partinin temsilcilerini görüyoruz, Kürt sorunundan nemalanmaya çalışıyorlar, şiddetten pay almaya çalışıyorlar. Şimdi Kürt sorunu bu ülkede acımasız bir şekilde siyasetin kurbanı olmuştur. Çünkü herkesin vicdanında Kürtlere haksızlık edildiğini ikili, üçlü sohbetlerde biliyoruz ama sorun oylara dönüştüğünde herkes çıkıp Kürtlerden nemalanarak iktidarlar yaratmaya çalışıyor. Onun için, Başbakanın zaman zaman çıkıp bizim şiddetten nemalandığımızı söylemesini gerçekten izah etmekte zorlanıyoruz. Biz bu işin mağdurlarıyız. Mağdurlar kandan ve şiddetten nemalanmazlar. Sayın Başbakan biliyor ki, bu mücadelede hepimiz, yanı başımızda onlarca arkadaşımızı kaybettik ama bu özgürlük mücadelesinde yolumuza devam ettik.
Bugün Sayın Başbakan grup konuşmasında yine 12 Eylül’le ilgili sözleri gündeme getirirken gözleri yaşardı. Sayın Başbakanı ve grubunu bilmem, ama ben -birçok arkadaşımızı tanıyorum Parlamentoda- 12 Eylül gecesi saat 04.00-05.00’te yatağımdan kaldırılarak gözaltına alınanlardan biriyim. Sizin ne kadar 12 Eylül mağduru olduğunuzu bilmiyoruz. Eğer siz 12 Eylül mağduru ve 12 Eylül’den hesap soracaksanız, 12 Eylül yasası, 12 Eylül Anayasası o ihtilalci generallerin ruhuyla doludur. O 12 Eylül Anayasası’nın başlangıç maddesi retçidir, tekçidir, Türkçüdür, inkârcıdır. Yüreğiniz yetiyorsa, sorunu çözmek istiyorsanız oradan başlamalıydınız. Ama buna yüreğiniz yetmiyor. Bunu çözmek istemiyorsunuz. Siz 12 Eylül Anayasası’nın ömrünü uzatmak için Anayasa’yı yamalayarak bir müddet daha Anayasa’dan nemalanmaya çalışıyorsunuz ve size söyledik sevgili arkadaşlarım, eğer gerçekten 12 Eylül Anayasası’na karşıysanız, hodri meydan! 12 Eylül Anayasası’na hep birlikte karşı koyalım. Ama 12 Eylül Anayasası’nın yanında 12 Eylül yasaları vardır. Bunlar Siyasi Partiler Yasası’dır, bunlar Seçim Kanunu’dur, bunlar sizin çıkardığınız terörle mücadele yasalarıdır, bunlar hazinedir. Bunları değiştirin, ama hayır, siz oradan nemalanmaya çalışıyorsunuz. Siz niye Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nu değiştirmiyorsunuz? Çünkü diktatörlüğü bırakmak istemiyor Genel Başkanınız. Siz 12 Eylül yasalarının getirdiği yüzde 10’luk barajı niye kaldırmıyorsunuz? Çünkü buraya Türkiye demokrasi güçleri ve Kürtler güçlü bir şekilde gelmesinler… Bir taraftan açılımdan bahsediyorsunuz, “Demokratik zeminlerin önünü açalım.” diyorsunuz, bir taraftan demokratik zeminin önünü tıkamaya çalışıyorsunuz, dağdakileri öldürmeye, ovada siyaset yapanları da cezaevine doğru… E, peki, biz nasıl çözeceğiz? Nasıl bu sorunlarımızı birlikte masaya yatıracağız? Çıkıp burada sürekli morg rakamcılığı yapıyoruz. Şuradan şu kadar, buradan bu kadar öldü! Ölenlerin hepsinin acısını yüreğimizde hissediyoruz. Artık siyaset dünyasına morg rakamcılığı yakışmıyor. Çıkıp sorunun özüyle ilgili oturup konuşmalıyız. Nerede yanlış yaptık, nerede eksik yaptık, nasıl çözebiliriz onu masaya yatırmalıyız.
Sayın Başbakan bizimle görüşmediğini, geçen dönem yine 29 Mayıs 2009’da da Demokratik Toplum Partisiyle görüşmemenin nedenini şöyle… Efendim, o tarihte Çukurca’da 8 askerin mayına basarak yaşamını yitirdiğini söylemişti ve Demokratik Toplum Partisiyle, yöneticileriyle görüşmedi ve arkasından Van askerî savcının iddiası, bazı generallerin o mayını nasıl döşediğini hepimiz birlikte biliyoruz. Şimdi Başbakan çıkıp buna ne diyecek? Şimdi de Başbakan değişik kesimlerle görüşüyor, bizimle görüşmüyor. Yine diyor ki… Sayın Başkanımızın sunduğu bir CD’de, evet CD’de, insanlığa karşı suç işlenmiştir. Ölen gerillaların cesetleri paramparça edilmiştir. Buraya getirmedim, Türkiye’yi germek istemiyoruz. İnsanlığa karşı suç işlenmiştir ve o bedenler paramparça edilmiştir. Bu, ne İslam hukukunda var ne evrensel hukukta var ne de kendi hukukumuzda var. Şimdi Sayın Başbakana biz bunu aktarmayıp da kime aktaracağız? Siz Başbakansınız, insanlığa karşı suç işleniyorsa bunu size aktaracağız çünkü siz 2007 seçimleri sonrası çıktınız, dediniz ki: “Ben yüzde 47’nin değil, bütün Türkiye’nin Başbakanıyım.” Ama o gün yaptığınız konuşmada bizim Başbakanımız olmadığını kendiniz itiraf ettiniz. Peki, bu mantıkla bu sorun nasıl çözülebilir?
Şimdi dönüp bize “avukat” diyorsunuz. Evet, biz insanlığın avukatıyız, halkımızın avukatıyız. İnsanlığa karşı suç işleniyorsa bunun avukatlığını yapmak bizim boynumuzun borcudur. Biz, halkımızla böyle bir sözleşmemiz var, onun için buradayız; Sayın Başbakan da bunu iyi bilmelidir.
Şimdi, 12 Eylülü… Gerçekten, 12 Eylül’den hesap sorulacaksa bir bütünüyle sorulmalıdır ama bizim görebildiğimiz kadarıyla, 12 Eylül’le bir hesaplaşma değil… Evet, “Millî Birlik Projesi” dedikleri projenin Kürtlere karşı bir millî proje oluşturduğunu, yeniden bir savaş cephesinin açıldığının bir göstergesidir. Onun için, eğer Sayın Başbakan bu savaş cephesiyle ilgili bizimle konuşmadığını söylüyorsa doğrudur, konuşmamalıdır, zaten kapılarımız kapalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
80 konuşma daha · 20 Temmuz 2010