İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 6. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Danışma kurulu önerisi

Sırrı Sakik

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 6. Birleşim · 5. yasama yılı · 13 Ekim 2010 · 1.035 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sırrı Sakik, 13 Ekim 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.035 kelime.

Sırrı Sakik (Muş). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 13 Ekim 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-10-13-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de her ne kadar aleyhte söz aldıysam, biz de bu önergenin desteklenmesi gerektiğini söylüyoruz.

Şimdi, niye bu hâle geldik, neden bu kadar verimli topraklarda… Geçmişe bir dönüp bakarsak, nasıl buradan Orta Doğu ülkelerine et ihraç ettiğimizi, canlı hayvan ihraç ettiğimizi, bugün de geldiğimiz noktayı bir miktar mercek altına alırsak aslında nedenler ortaya çıkar.

Biraz önce burada, AKP Grubu adına konuşan arkadaşımız çok güllük gülistanlık bir tablo sundu. Sanki bu ülkede etin kilosu 30 bin lira değil. Süt alabildiğine pahalı. Yoksullar ne et ne süt tüketemiyorlar. Bu bizim gerçeğimiz. Ama burada o kadar verilerle konuştu ki, halkın verileriyle sizin verileriniz birbiriyle uyuşmuyor. Yani bütün sıkıntı da burada.

Şimdi, bakın, geçmişte 1980’li yıllar… Yani canlı tanığıyım, Orta Doğu’ya canlı hayvan ihraç edenlerden biriyim. Yani Gaziantep milletvekilleri buradaysa bu olayı çok iyi bilirler. Özellikle bölgeden, Hakkâri’den tutun Şırnak’a kadar, her gün, hem Gaziantep’e hem de Mersin’e binlerce canlı hayvan gelir. Bu canlı hayvanların büyük bir çoğunluğu Katar’dan tutun Abu Dabi’ye, Suudi Arabistan’a, Suriye’ye, Kuveyt’e, yani birçok ülkeye ihraç edilirdi. Ben ihracatçıydım, canlı hayvan yanında da hububat ve saman ihraç ederdik. Ama şimdi geldiğimiz noktada, ihraç ettiğimiz bu canlı hayvanların yerini Irak’tan, İran’dan, Suriye’den kaçak hayvanlar alıyor ve yine et ithali yapılıyor, yine etin kilosu alabildiğine pahalı. Peki, niye bu noktaya geldik? Hiç kimse… Bu noktaya niye geldiğimizi üstünü örterek söylemeye çalışıyor. 1980 ve 90’da özellikle yeni bir sürece girdik. Birileri rahatsız oluyordu, yani o Kürt coğrafyasında ciddi, her gün on binlerce hayvan ihraç ediliyor, oradan yeni bir zengin tabaka Türkiye’ye “merhaba” diyordu. Gidip ilk işleri ne oldu? Gidip yaylaları yaktılar, gittiler köyleri yaktılar. Yani hâlen, on yedi yıldır yaylalar yasaklı, yakılıp yıkılan köyler var ve bu köylere kimse gidemiyor, canlı hayvan orada üretilmiyor, orada insanlar kendi mesleklerini sürdüremiyorlar. Bu kürsüden zaman zaman seslendik. Sayın İçişleri Bakanımız hep çıkar “İnşallah, maşallah.” der, saatlerce konuşur, hiçbir şey söylemez. On yedi yıldır yakılıp yıkılan köyler var ve yaylalara çıkılmıyor. O köylerin zararları ödenecekti ama on yedi yıldır bu insanlar… Evet, devletin güvenlik birimleri gidip köyleri yakmış, yani bunu kimse inkâr edemez ki. Onların zararları karşılanacak ama hâlen yapılmıyor. Bölgede görevli olan ve söylediğimiz gibi sizin emrinizde olan o il valileri, emin olun… Geçmişte, hep söylersiniz ya, Cumhuriyet Halk Partisi döneminde, tek parti döneminde valiler müfettişti, il başkanıydı. Emin olun, şu anda sizin de valileriniz aynen il başkanı gibi davranıyor ve o yakılıp yıkılan köylerin zararlarını tazmin etmiyor.

Bakın, bölgede açlık ve sefalet alabildiğine insanların ruhunu çürütüyor ve insanlar işsiz. Onun içindir ki gençlerin zaman zaman nasıl hareket edip nereye doğru gittiğinin, sokaklarda sisteme karşı nasıl tepkili olduklarının bir göstergesi de budur. Yani siz hayatın bütün alanında birilerini ötekileştirirseniz, sağlıkta, beslenmede, eğitimde, hiçbir noktada eşit koşullarda olmazlarsa insanlar ne yaparlar? Onlar da farklı alanlarda kendilerini ifade ederler. İşte, bizim coğrafyamızda bu yaşandı.

Şimdi buradan size sesleniyoruz: İktidarsınız, bu dönemde yapılan haksızlığa, hukuksuzluğa karşı bu insanların hakkını, hukukunu yerli yerine oturtun. Valiler çağırıyor onları, on yedi yıl geçmiş, diyor ki: “Efendim, sizin 25 milyar ama size 8 milyar verirsek kabul eder misiniz?” Şimdi, böyle bir sosyal devlet olur mu Allah aşkına? Yani, vali orada on yedi yıldır zulme uğrayan bir insanla oturup pazarlık etme hakkını nasıl kendisinde bulabilir? İktidar milletvekilleriyle zaman zaman paylaşıyoruz bunları, “Lütfen, ne olur, siz de yardımcı olun, şu insanların hakkını, hukukunu bir an önce ödesin bu devlet.” diyoruz ama ne hikmetse bununla ilgili herhangi bir şey yapılmıyor.

Sayın Tarım Bakanımız burada, aynı bölgedeniz. Yani hayvancılık öldü, diğer alternatif ürünler de ortadan kaldırıldı. Mesela, Muş benim seçim bölgem, tütün vardı, tütüncülüğü kaldırdınız, “Alternatif ürün sunacağız.” dediniz ama şu ana kadar tütünün yerine koyabileceğiniz bir ürünü Muş halkına sunmadınız. Aynı şekilde pancar; kotalar getirildi. Şu anda, peki, tarım ölecek, hayvancılık ölecek, bu insanlar neyle geçinecek Sayın Bakanım?

Bölgede, bakın, tarımla uğraşan insanların hiçbiri arazilerini ipotek ederek tek lira para alamıyorlar. Neden? Çatışma ve kavga var. Peki, bu çatışmayı, kavgayı durdurmanın yollarını arayalım… O da yok.

Peki, ilinizde, ilçenizde… Bismil ilçesinde tarımla uğraşan insanlar, gerçekten, gidip Ziraat Bankasından, Halk Bankasından arazilerini ipotek ederek para alabiliyorlar mı? Alamıyorlar.

Şimdi, bu da bu ülkenin yüz karasıdır, ayıbıdır. Bir ülkede nasıl çifte standart olur? Hayatın her alanında çifte standart olduğunu söylediğimizde işte bunları örnek göstererek söylüyoruz. Yani bir an önce bunların da ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyoruz ve buna uygun adımlar atılması gerekir.

Yine, Sayın Başbakan dün açıklama yaptı SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için, sanki bir lütufmuş gibi yani 4 liradan bilmem 60 milyon liraya kadar bir zammı anlata anlata… Peki, bununla ne kadar et alınabilir Allah rızası için? Sizin evinize et, süt gerekliyse şu yoksul insanların evine de bu gerekmiyor mu? Bu adaletsizliği nasıl ortadan kaldırabiliriz?

Ben dün Sayın Başbakanı dinlerken gerçekten daha çok, böyle, hayata dair, umutlara dair bir şeylerin yeşerebileceğini düşünmüştüm ama ne yazık ki bunların hiçbirinin hayata geçmediğini…

Şimdi, kooperatifler var. Efendim, krediler veriliyor. Kime veriliyor? Vallahi size yandaş olanlara veriliyor. Yani kıyametleri koparıyoruz, kıyametler koparılıyor, kıyametleri koparıyoruz, aylardır uğraşıyoruz ama bir tek bizimle, bizim başvurumuz üzerinde hiçbir şey hayata geçmiyor. Size yakın olan kesimlere bu noktada, evet, devletin bütün olanaklarını sunuyorsunuz, hem Bakanlık düzeyinde sunuyorsunuz hem de KÖYDES, BELDES’te bunları sunuyorsunuz. Biz mesela il genel meclisi üyeliğinde iktidarız ama bölgede KÖYDES ve BELDES’in oradaki rantlarını sizin valilerinizin elinden kurtaramıyoruz. Bütün köy muhtarlarını tek tek alıp getiriyorlar, tehdit ediyor, karakol komutanı tehdit ediyor, vali tehdit ediyor, kaymakam tehdit ediyor; bunu da bir rant olarak sunuyor ve sonra seçimlerde eşit koşullarda siyaset yaptığımızı da söylüyorsunuz.

Onun için, lütfen, adil ve adaletli olalım. Lütfen… Yani bu tür şeyleri siyasal iktidarın hizmetinden değil, tam tersine bu konuda mağdur olan insanlarımıza sunalım ve yayla yasaklarını kaldıralım. Bu yayla yasaklarından dolayı binlerce insan mağdur ve o dönemde yakılıp yıkılan üç bin beş yüz köy var. Bunların inşası için yeniden projeler üretelim ve koçerler var. Bütün hayatları yani onların ana yurdu yollardır, dağlardır. Onların barındığı tek yer dağlardır. Onlara yeni hayat alanları açalım. Onların çocukları, onların geleceğiyle ilgili yeni bir çalışma sürdürelim. Bu Meclis araştırma önergesine bunları da dâhil ederek hep birlikte ülkemizin geleceğiyle ilgili ortak bir platformda buluşalım yani iktidar ve muhalefet. Sürekli iktidar muhalefetin getirdiği önergeleri reddetmek gibi bir görevle karşı karşıya değil. Ortaklaşalım. Yani faili meçhul cinayetleri getiriyoruz, bunları reddediyorsunuz, hayvancılıkla ilgili getiriyoruz, onları reddediyorsunuz. Peki, nasıl uzlaşacağız? Nasıl bir iklim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

27 konuşma daha · 13 Ekim 2010

27 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook