Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile kosova cumhuriyeti hükümeti arasında kalkınma işbirliği ve tika kosova program koordinasyon ofisinin statüsüne ilişkin protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.:551)
Balıkesir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 6. Birleşim · 5. yasama yılı · 13 Ekim 2010 · 1.171 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Pazarcı (CHP), 13 Ekim 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KOSOVA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KALKINMA İŞBİRLİĞİ VE TİKA KOSOVA PROGRAM KOORDİNASYON OFİSİNİN STATÜSÜNE İLİŞKİN PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S.:551)); konuşma 1.171 kelime.
Hüseyin Pazarcı (CHP, Balıkesir). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile kosova cumhuriyeti hükümeti arasında kalkınma işbirliği ve tika kosova program koordinasyon ofisinin statüsüne ilişkin protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.:551)”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 13 Ekim 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-pazarci-23-2010-10-13-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-kosova-cumhuriyeti-hukumeti-arasinda (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN PAZARCI (Balıkesir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Kosova arasındaki Kalkınma İşbirliği ve TİKA Kosova Program Koordinasyonu Ofisi kurulması konusundaki protokol ve bunun hakkındaki uygun bulma yasası konusunda Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yeni kurulan ve yakın tarihsel ve kültürel bağımız bulunan Kosova için böyle bir kalkınma iş birliği programı yapılması Türkiye ile Kosova arasında ve bunun TİKA aracılığıyla kurulacak ofisimiz vasıtasıyla yürütülmesini Cumhuriyet Halk Partisi olarak olumlu buluyoruz, destekliyoruz. Dolayısıyla, bunun, bu uygun bulma kanununun geçmesi konusunda herhangi bir özel eleştirimiz yok.
Ancak, sayın milletvekilleri, bu Kosova vesilesiyle, Türkiye için çok önemli olan, diplomasimiz bakımından bizim temel düzenimizi etkileyecek etkileri bulunan bir veriye dokunmak istiyorum burada. Şöyle ki: Bu çerçevede Kosova’nın bağımsızlığını ilanı olayına baktığımızda, Kosova Geçici Yönetimi Meclisi 17 Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan ediyor. Türkiye Cumhuriyeti olarak -bunu bütün halkımız da desteklemiştir genelinde- 18 Şubatta, yani ertesi gün biz Kosova’yı, onun bağımsızlığını tanıyoruz. Burada, Kosova’yı tanımanın, desteklemenin de Türkiye olarak gururunu duyuyoruz tabii.
(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.
(xx) 551 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Ancak, Kosova’nın bu bağımsızlık ilanından sonra olay Birleşmiş Milletlere gidiyor ve Birleşmiş Milletlerde şöyle bir sorunla karşılaşılıyor: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kosova’nın bu bağımsızlık ilanında bazı sorunlar gören devletlerin bulunduğunu tespit ediyor ve bunun üzerine, Kosova’nın, Kosova Meclisinin tek taraflı bağımsızlık ilanı üzerine, bu soruna ilişkin olarak Uluslararası Adalet Divanının danışma görüşünün alınmasının gerekli olduğu kanısına varıyor. Sorun bu çerçevede Uluslararası Adalet Divanı önüne taşınıyor ve danışma görüşü isteniyor.
Şimdi, bu çerçevede Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Uluslararası Adalet Divanından, Kosova Meclisinin bu bağımsızlık ilanının uluslararası hukuka uygun olup olmadığını soruyor, bunun meşruiyetinin doğru olup olmadığını soruyor.
Buraya kadar bu iş, Kosova’nın bağımsızlığına önem veren, onu destekleyen bir devlet olan Türkiye olarak bizi tabii ki ilgilendiriyor ama değerli milletvekilleri, bundan daha önce, bundan daha da önemli konumda olan bir durum var. Bu çerçevede, Uluslararası Adalet Divanı kendisine sorulan bu soruyu, danışma görüşünde, 22 Temmuz 2010 tarihinde cevaplıyor ve danışma görüşünde, Kosova’nın bağımsızlık ilanının uluslararası hukuka uygun olduğunu beyan ediyor Divan. Bu, çok, bizim tasvip edeceğimiz bir şey ve şunu da belirteyim ki, bu vesileyle Türkiye’de, biraz bu işlerden anlayan çevrelerde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de bir gün böyle bir durumda kalırsa yani şu andaki görüşmeler sonuçlanmazsa, o zaman, bunun, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bakımından da örnek gösterilebileceği düşünülmeye başlanıyor kararın ilk sonucu sadece bilindiğinde. Ancak, sayın milletvekilleri, bu olayı yani Uluslararası Adalet Divanının danışma görüşünü incelediğimiz zaman durumun hiç de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti lehine olmadığını görüyoruz.
Şimdi, temel verilerini size açıklama yoluna gideceğim: En başta, bu danışma görüşünün 81’inci paragrafında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Kıbrıs’a ilişkin 1983 tarihli kararıyla, KKTC’nin bağımsızlık ilanını kınadığını, reddettiğini ifade ediyor bu danışma görüşü, metnin bizzat içinde ve bunun gerekçesi olarak da, bunun kabul edilmemesinin, kuvvete başvurularak bir bağımsızlık ilanı yoluna gidildiğini belirtiyor, yani burada “Türkiye Cumhuriyeti’ni de uluslararası hukuka aykırı bir yolla bir KKTC cumhuriyetinin ilanını doğru yapmadığı” şeklinde değerlendirildiğini görüyoruz. Olay, sadece, üstelik KKTC’yi ilgilendirmiyor, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’ni de ilgilendiriyor ve bu görüş, sadece seksen birinci paragrafından bunu ifade etmekle kalmıyor, ileriye yönelik olarak Kıbrıs sorununun çözümü konusunda nasıl bir devlet olması gerektiği unsuruna da işaret ediyor, Kosova vesilesiyle bunları yapıyor. Yani “Kosova’da bu yoktu ama örneğin KKTC’de, Kıbrıs’ta bu vardı.” şeklinde ve yüz on dördüncü paragrafta da 1251 sayılı, 1999 tarihli Güvenlik Konseyi Kararı’nda Güvenlik Konseyinin Kıbrıs devletinin ancak egemen, uluslararası tek bir kişiliğe sahip yani “tekil”, “üniter” dediğimiz devlet olma mecburiyetini öngören, tek vatandaşlığı tanıyan, çifte vatandaşlığın söz konusu olamayacağı Kıbrıs cumhuriyeti dedikleri devlet biriminde bağımsız ve ülke bütünlüğü garanti edilmiş bir devlet öngörüldüğünü ifade ediyor. Kosova için böyle bir şey öngörülmediği için böyle bir kararı Meclisinin alabileceğini ama örneğin KKTC için bunun uluslararası hukuka da uygun düşmeyeceğini ifade ediyor.
Şimdi, sayın milletvekilleri, Kosova vesilesiyle bu kararı ele aldığımızda Kosova vesilesiyle verilmiş bulunan danışma görüşü Kıbrıs sorununu çözümüne ilişkin olarak olumsuz bir karar niteliği taşıyor. Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin isteklerini zayıflatan veya yok sayma yolunu seçen bir sonuca götürür nitelikte hükümler, cümleler içeriyor ve dolayısıyla, Kosova konusunda verilen bu karar, KKTC konusunda, KKTC aleyhine olumsuz bir karar niteliği taşıyor.
Şimdi, bu vesileyle şunu sormamız gerekiyor tabii: Peki, bunun önüne geçebilmek olanaklı değil miydi? Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nü incelediğimizde bunun önüne geçebilmeyi belki garanti edemezdik ama Türkiye Cumhuriyeti’nin, Dışişleri Bakanlığımızın -ki, maalesef bir tek yetkilisini dahi şurada göremiyorum- bunları dinlemeleri ve birazcık bazı verilere bu ülkenin çıkarları açısından daha dikkatli olmaları bakımından.
Şuna olanak vardı: Uluslararası Adalet Divanı bir danışma görüşü istendiğinde, bunu özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da istediğinde, bu vesileyle üye devletlerin her birine görüşünü açıklama hakkı tanıyor ve bu görüşlerini hem yazılı hem sözlü aşamada ifade edebileceklerini söylüyor. Üstelik daha da önemlisi, eğer bir devlet böyle bir danışma görüşü çerçevesinde müdahil olma yolunu seçmişse, başka devletlerin, üçüncü devletlerin bu konuda verecekleri görüşlerini de cevaplama hakkını tanıyor Uluslararası Adalet Divanı Statüsü 66’ncı maddesinin dördüncü paragrafında. Yani, bir başka devlet, örneğin Kosova vesilesiyle KKTC’ye, Kıbrıs’a, Türkiye’ye yönelik birtakım iddialarda bulunursa eğer, biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak bu danışma görüşü vesilesiyle Divana görüş ifade edeceğimizi bildirseydik bu hakka sahip olacaktık ama maalesef, değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Dışişleri Bakanlığı, nedir gerekçesi bilemiyorum, belki “Orada bu konuyu tartışmayalım.” gibi bir gerekçe olabilir… Ama bu konu orada tartışılmıştır ve bizim devletimiz, Hükûmetimiz gerekli önlemi almamıştır. Tam kırk civarı devlet görüş bildirmiştir bu konuda ve bunların arasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi açıkça -gözlemlerini okuduğunuz zaman- işgalciliğimizden, kuvvet kullanmadan, Kuzey Kıbrıs’ın bir azınlığı barındırdığından Kıbrıs Cumhuriyeti içinde, tırnak içinde, kendilerinin temsil ettiği birçok şeyi söylemiştir ama danışma görüşünde de işte bunun bir anlamda hülasasını oluşturan bazı veriler yer almıştır ve Türkiye Cumhuriyeti bu konuda herhangi bir önlem almamıştır.
Ben genelde, özellikle dış ilişkilerimizde, Hükûmeti tabii ki eleştireceğim, muhalefet partisinin bir elemanıyım ama ülke yararına olan konularda pek fazla da üzerine gitmeyi sevmiyorum ama burada, arkadaşlar, sizlere de hatırlatıyorum, bütün cihanda, nerede uluslararası sorun varsa “Ben Türkiye olarak büyük devletim, araya girmeye, arabuluculuk yapmaya, işi kolaylaştırmaya, sorunu çözmeye talibim.” diyen Hükûmetimiz ve Bakanlığımız, maalesef, bu konuda parmağını oynatma durumunda, konumunda olmamıştır ve böyle bir danışma görüşü bugün çıkmıştır. Danışma görüşü bağlayıcı değildir ama uluslararası hukukun yorumunda içtihat oluşturur ve dolayısıyla, bu artık, sadece bugün Kıbrıs’la ilgili gelişmelerde önümüze çıkarılacak bir husus değildir. Yarın Avrupa Birliği çerçevesinde -hani az önce Avrupa Birliğine uyum esası çerçevesinde neler savunulma yoluna gidildi- bu, önümüze çıkarılan, çıkarılacak bir durumdur, bir karardır. Dolayısıyla, bu konuda Hükûmetimizin bundan sonra en azından, bu danışma görüşündeki görüşleri, verileri biraz daha zayıflatacak, lehimize çevirecek bir şekle dönüştürülmesi zorunluluğu vardır. Kosova ile yapılan bu anlaşma çerçevesinde bunu ifade ediyorum. Zannediyorum ki, Hükûmet yetkililerimiz önümüzdeki günlerde Kosova’ya gidecekler veyahut bu anlaşmaların uygun bulunduğunu daha sonra da bütün işlemleri tamamlanarak onaylandığını ifade ettiklerinde işin bu yanına ilişkin olarak açıklama yapmaları ve daha sonra hukuki ve siyasi olarak bu danışma görüşünü daha anlaşılır, hukuken ve siyaseten Kıbrıs Türk’ü ve Türkiye bakımından kabul edilir hâle getirmek belki zor ama, en azından daha yerine koyacak çalışmaların yapılması Hükûmetimiz ve Dışişleri Bakanlığı tarafından gereklidir. Bu durumu bu vesileyle sizlere sunmak istiyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 13 Ekim 2010