İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 17. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile türk kültür ve sanatları ortak yönetimi (türksoy) arasında türksoya ilave arsa tahsisi hakkında protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.:532)

Sırrı Sakik

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 17. Birleşim · 5. yasama yılı · 10 Kasım 2010 · 994 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sırrı Sakik, 10 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE TÜRK KÜLTÜR VE SANATLARI ORTAK YÖNETİMİ (TÜRKSOY) ARASINDA TÜRKSOYA İLAVE ARSA TAHSİSİ HAKKINDA PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S.:532)); konuşma 994 kelime.

Sırrı Sakik (Muş). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile türk kültür ve sanatları ortak yönetimi (türksoy) arasında türksoya ilave arsa tahsisi hakkında protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.:532)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 10 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-11-10-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-turk-kultur-ve-sanatlari-ortak-yoneti (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeler görüşülürken evet, ülkeler arası hukuk ve ilişkiler önemli çünkü yaptığınız anlaşmalarla ülkeler arası hem bir köprü oluşturuyorsunuz, halklar arası bir köprü oluşturuyorsunuz ama diğer taraftan da kendi halkınızla hâlen barışık olmadığınızı siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz.

Birkaç gündür Türkiye kamuoyunda tartışılıp konuşulan ve uzun süredir partili arkadaşlarımızın yargılandığı, Diyarbakır’da bir dava var. Kendi ana dilleriyle kendilerini savunmak istiyorlar ama oradaki yargıçlar “Bilinmeyen bir dil.” diyor. Daha önce de burada… Yani, bir atasözümüz var, “Balık baştan kokar.” ya, işte Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarına eğer siz “Bilinmeyen bir dil.” olarak bunu dâhil ederseniz yargıçlar da aynı şeyi söyler.

Şimdi, vicdanlarınıza böyle bir danışırsanız, birlikte yaşadığınız bir halk, Orta Doğu’da 40 milyon insan ve hâlen “Bilinmeyen bir dil.” Kendi aranızdaki hukuku oluşturmadan diğer halklarla, ülkelerle bir hukuk oluşturmaya çalışırsınız. E, siz iç barışınızı sağlamadan nasıl bir hukuk oluşturabilirsiniz? Onun için, on dokuz aydır yargılanan… Neden dolayı yargılanıyor? Dilinden ve kültüründen dolayı yargılanıyor. Ben yargılandığım dilimden kendimi savunmak istiyorum, “Hayır, siz kendi dilinizi kullanamazsınız.” diyor. Kim diyor? İşte, yargıçlar diyor. Kim diyor? Meclis Başkanı diyor. Kim diyor? Sayın Cumhurbaşkanı diyor.

Olaylar o kadar birbirini takip ediyor ki… Diyarbakır’da İl Genel Meclisi üyeleri bir karar alıyor. Sözüm ona, bir açılımdan bahsediyoruz -demokratik bir açılım- Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesi için çaba sarf ettiğimizi söylüyoruz ve İl Genel Meclisi üyeleri bir karar alıyor, Türkçenin yanında, doksan bir tane köyün Kürtçe ismini koymak istiyor. Oradaki bir bürokrat, Vali hemen bunu reddediyor ve bu kararı alan İl Genel Meclisi üyeleriyle ilgili yasal işlemlere başvuruyor. İşte, biz de hep söylüyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisinin çözümle ilgili bir projesi yok.

Vali bunu yapıyor, burada bugün Meclis Başkanımız ne yapıyor? Meclis Başkanımız da… Dün, bir tepki olsun diye, bu dile saygısızlık yapıldı diye, Grup Başkan Vekilimiz bir açılışta, Kürtçe bir dildir, buna herkesin saygı göstermesi gerektiğini söyledi, hemen arkasından Meclis Başkanımızın açıklamasına bakalım, diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzüğü’nün 67’nci maddesinin kaba ve yaralayıcı söz söylememeyi ve temiz bir dille siyaset yapmayı amir olduğunu hatırlatan Şahin, şöyle konuştu: Dolayısıyla toplumun önderleri durumundaki siyasi partilerimiz ve onların değerli yöneticileri kaba ve yaralayıcı söz söylemekten uzak durmalı ve temiz bir dille konuşmaları gerekir.”

Şimdi, Sayın Meclis Başkanımıza sormak gerekir, kaba ve yaralayıcı söz nedir? Bir halkın dilini, kültürünü, kimliğini yok sayarsanız bu kaba ve yaralayıcı değil midir? Siz hiç aynanın karşısına geçip bunları söylerken kendinizi aynada gördünüz mü? Sizin bu sözleriniz emir kipleriyle bir halkı yok saymaktır. Sayın Meclis Başkanı, sizin bize bu konuda ders vermeye hakkınız yoktur. Hele hele yasalar, Anayasa bir dili, bir kimliği reddediyorsa biz o Anayasa’nın da o yasaların da değişmesi için bu kadar çaba ve emek sarf ediyoruz.

Bugün içeride olan, KCK’den yargılanan arkadaşlarımız ne yaptı? Ellerinde silah mı vardı? Hayır, bu dilin özgürleşmesi için on sekiz yirmi aydır cezaevinde, daha önce de yirmi yıl, yirmi beş yıl cezaevinde kalarak bu dilin özgürleşmesi için bedel ödemişler. Ve savcılar iddianameyi izlerken aynen şunu söylüyor, 1980’lerdeki askerî savcıların söylemi neyse bugün aradan otuz yıl geçmiş, hâlen Diyarbakır’daki savcıların iddiası aynı, klişe sözler: İşte “Bağımsız birleşik kürdistan isteyen PKK” diyor, “Marksist-Leninist bir örgüt.” PKK bağımsız birleşik kürdistan’dan vazgeçti, ortak bir vatan istiyor. Kendi dilinin, kültürünün, kimliğinin… Yasalar ve Anayasa düzeyinde güvence istiyor ama ne yazık ki hâlen, savcılar, 1930’lardaki Rus savcılarının mantığıyla orada Kürtleri yargılamaya çalışıyor ve muhalif olan herkesi cezalandırmaya çalışıyor ve arkadaşlarımız da buna direniyor. Arkadaşlarımız siyaseten birer aktör. Sizler ne kadar siyaseten halkın vicdanında aklanmışsanız, o arkadaşlarımız da bir o kadar halkın vicdanından oyla gelen belediye başkanlarımızdır, yöneticilerimizdir. Ve iddia makamı şunu diyor: “Efendim, bunlar hukuk komisyonu oluşturdular, bunlar seçim komisyonu oluşturdular.” Bunlar ne yaptılar? Diyor ki: “Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Avrupa’ya gitti, Avrupa’daki Kürt iş adamlarına ‘Gelin Diyarbakır’da yatırım yapın.’ diyor.” Yuh be! Yani bir ilin belediye başkanı eğer çıkıp gidiyorsa Avrupa’ya “Gelin buraya, bu ilde yatırım yapın.” diyorsa, bununla ilgili iddianame açılıyor ve bir halk yargılanıyorsa o savcılara yuh derim. Başka söylenecek bir şey yok. Çünkü Başbakandan Cumhurbaşkanına ve sayın bakanlarımıza kadar her gün uluslararası seyahatleri var, gidiyorlar, iş adamlarından, sadece Türk iş adamlarından değil, uluslararası sermayeden de destek isteyerek “Gelin, bizim ülkemizde yatırım yapın.” diyorlar ama ne yazık ki bizim belediye başkanımızın bu talepleri bir örgüt üyeliğiyle cezalandırılmak isteniyor.

Şimdi, bilinmeyen bir dil… Peki, sevgili arkadaşlar, biz bugünlerde çok önemli bir süreçten hep geçtiğimizi söylüyoruz. Bir eylemsizlik kararı var ve bu eylemsizlik kararında çözülmeyen bir sorunumuzun çözümü için diyalog oluşturuyoruz ve bizim dışımızdaki aktörler görüşmeler yapıyor ama siyaset dünyasının bu noktada yapabileceği bir şey yok mudur? Biz, silahlar sustuğunda, geçmişten bugüne kadar, eğer Kürt sorununda silahlar susuyorsa sorun yoktur anlayışıyla hareket edemeyiz. Yıllarca silahlar sustu ve sorunu yok saydık. Biz bugün bu rehavete kapılmamalıyız. Sorunumuz var. Sorunun adı Kürt sorunudur. Sorunun çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Onun için diyalog ve müzakere sürecinin Parlamentoda başlaması gerektiğini yani bu sorunu yeniden önümüzdeki seçimlerde heba etmeye hakkımızın olmadığını söylüyoruz. Geçmişten bugüne kadar sekiz kez devam eden, zaman zaman eylemsizlik kararı, zaman zaman silahlı güçlerin ülke dışına çıkması ve dört yıllık bir süreci heba eden bir dönemi birlikte yaşadık. Onun için bugünkü dönemde de siyaset sırtını bu soruna dönmemelidir. Hep birlikte, yani, evet, seçimler var, seçimler devam ediyor ama biz de bu süreç içerisinde sorunun çözümüyle ilgili görüş alışverişinde bulunmalıyız ve diyalog ve müzakereleri birlikte sürdürmeliyiz.

Şimdi, bize burada örf ve adeti, yasaları hatırlatan Sayın Meclis Başkanımız, peki, bugün, Karma Komisyonunda BDP’nin 2.500 yılla nasıl yargılandığını bilmiyor mu? Şimdi, hepimizle ilgili yüzlerce dosya var. Her arkadaşımız 100 yıl, 150 yıl… Hatta 165 yılla yargılanan arkadaşlarımız var.

Şimdi, 2.500 yıl ceza istenen bir parti… Biz ne yaptık burada? Düşüncelerimizi ifade ettiğimiz içindir hakkımızda bu kadar davalar açılıyor. Eğer biz zaten bunlardan, yani bu antidemokratik yasalardan korkmuş olsaydık, bu ret ve inkârcı politikalara boyun eğmiş olsaydık hakkımızda bu davalar açılmamış olacaktı ama Sayın Meclis Başkanı hâlen bunu görmemektedir. Yani Barış ve Demokrasi Partisinin bu tür yasalara ve bu tür antidemokratik yasalara boyun eğmeyeceğini en çok Meclis…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 10 Kasım 2010

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook