Genel Kurulda üst üste yaralayıcı olaylar yaşandığına, "benim kadınım", "senin kadının" şeklindeki kavramsallaştırmanın kadın vekillerin maruz kaldığı şiddetten daha utanç verici olduğuna ve demokratik bir bilinci içselleştirmek için tahammül ve hoşgörünün anahtar kavramlar olduğuna ilişkin açıklaması
Ankara Milletvekili · Halkların Demokratik Partisi
Genel Kurul, 62. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Ocak 2017 · 640 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Süreyya Önder (Halkların Demokratik Partisi), 19 Ocak 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Genel Kurulda üst üste yaralayıcı olaylar yaşandığına, "benim kadınım", "senin kadının" şeklindeki kavramsallaştırmanın kadın vekillerin maruz kaldığı şiddetten daha utanç verici olduğuna ve demokratik bir bilinci içselleştirmek için tahammül ve hoşgörünün anahtar kavramlar olduğuna ilişkin açıklaması); konuşma 640 kelime.
Sırrı Süreyya Önder (Halkların Demokratik Partisi, Ankara). “Genel Kurulda üst üste yaralayıcı olaylar yaşandığına, "benim kadınım", "senin kadının" şeklindeki kavramsallaştırmanın kadın vekillerin maruz kaldığı şiddetten daha utanç verici olduğuna ve demokratik bir bilinci içselleştirmek için tahammül ve hoşgörünün anahtar kavramlar olduğuna ilişkin açıklaması”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 19 Ocak 2017. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sureyya-onder-26-2017-01-19-genel-kurulda-ust-uste-yaralayici-olaylar-yasandigina-benim-kadinim (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=57288
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Bostancı, tarihi beyazların, beyaz ırkçı azınlığın yazdığı dönemden talihsiz bir örnek verdi. O dönemin Güney Afrika rejimi bunun gibi yüzlerce menkıbe uydurdu, öne çıkardı; daha sonra bunlar yalanlar müzesinde teşhir edildi.
Ben daha başka bir, bir Finlandiya halk masalı anlatarak başlamak istiyorum.
Fakat, bütün bunlardan önce, gerek iktidar partisinin gerek muhalefet partisinin kabul edilemez bulduğum bir kavram zehirlenmesine işaret ederek başlamak istiyorum, o da şu: “Benim kadınım, senin kadının.” Kadınlar kimsenin bir şeyi değildirler.(HDP sıralarından alkışlar) Hele iyelik ekiyle sahiplenilecek ya da böyle tariflenecek insanlar asla değildirler. Kadına şiddetin patolojik sebeplerine baktığınızda, tam da bu “Benim kadınım, senin kadının, ötekinin kadını, falancanın kadını.” anlayışı yatar. Keşke bu tanımlama hiç kullanılmasaydı. İnanın, burada kadın vekillerin maruz kaldığı şiddetten daha yaralayıcı, daha utanç verici bir kavramsallaştırmadır bu. Murat ediyorum, diliyorum ki sehven yapılmış olsun. Ben iki grup başkan vekilinin de bu tanımlamadan dolayı genelde kadınlara, özelde de kadın vekillere bir özür borçlu olduğunu düşünüyorum.
Gelelim anekdota. Bir Finlandiya halk masalı, benzer bir versiyonu Şirazi’de de geçer. Finlandiya’dan örnek vermemin sebebi orada ilkokul çocuklarına temel eğitimde anlatılan belirli anekdotlardan biri olması hasebiyledir, çocuğu ilk bununla mücehhez kılarlar. Anekdot şu: Güneş, yağmur ve adalet saklambaç oynamaya karar vermişler. Saklanmış üçü de. Güneşi gitmişler bir dağın ardında bulmuşlar; yağmuru derin bir koyakta, bir vadide bulmuşlar; adaleti bir türlü bulamamışlar. “Pes ettik.” demişler, “Neredeysen çık ortaya.” Derinden bir ses gelmiş “Ben bir kez kayboldum mu bir daha da bulunamam.” diye.
Burada üst üste yaralayıcı gelişmelere tanık olduk. Birincisi: Kadın vekillere dönük tahammülsüz ve şiddet içeren yaklaşım.
İkincisi: Bu şiddet anlayışının neşvünema bulduğu “Bu benim kadınım, senin kadının.” zihniyetinin burada pörtlemesi.
Fakat bütün bunlardan daha vahimi... Şiddet yaraları geçer, darbedilir bir vekil, belki yapan bir müddet sonra utanır; büyük bir ihtimalle de böyle olur, üç dönem vekillik yapan bir arkadaşınız olarak söylüyorum, buradaki şiddet içeren yaklaşımlara sonra baktığında mahcup olmayan vekil azdır. Sel gider, kum kalır. Kimse bir kere bu mahcubiyet mirasına talip olmamalı; böyle bir yükü üzerinde taşımamalı, çok ağır bir yüktür bu. Bir arkadaşınıza, en az sizin kadar meşru, en az sizin kadar hak etmiş, en az sizin kadar saygın bir arkadaşınıza -hele engelli, dezavantajlı, buralara girmek bile istemiyorum- şiddet üstünlüğüyle ya da kalabalıkla müdahale etmek belki bugünün hamaseti içerisinde arada kaynar gider ama bunlar hep bir yere yazılır ve bir utanç vesilesi, hadi, en hafif deyimle bir mahcubiyet vesilesi olarak bir yerlerde asılı kalır.
Hepsinden yaralayıcı olan şuydu: Şiddet geçer fakat burada bir teessür ve bir duyarlılık görmedik; insanı yaralayan budur. Yumruk, fiziken yaralanma, en vahimi işte yirmi bir günde iyileşir ama “Yahu, kendini bilen hiç kimse bir teessür içerisine, en azından bir suskunluk içerisine girmez mi?” diye sormaz mı insan? Bizim şu an içinde bulunduğumuz ruh hâli, tam da bu. Bir kez kaybolunca adaletin bir daha bulunamayacağı gerçekliğinden hareketle, tam tersine yapılan işi bir maharetmiş gibi, bir hünermiş gibi savunan milletvekili arkadaşlarımızı müşahede ettik. Bu, kötülüğü, ayıpsa ayıbı, sıkıntıysa sıkıntıyı çoğaltan bir şeydir. Mecliste daha da derin, yapısal bir soruna işaret etmektedir, o da tahammülsüzlüktür. Biz, eğer demokratik siyasete inanıyorsak, demokratik bir bilinci içselleştirmek gayreti içerisindeysek ya da bunun iddiası içerisindeysek anahtar kavramımız “hoşgörü” olmamalıdır, anahtar kavramımız “anlayış göstermek” de olmamalıdır; anahtar kavramımız “tahammül etmek”tir. Bizi yaralayıcı gelebilir, şok edici olabilir; bütün bunlar da Anayasa içtihatlarında ayrıntılı olarak tarif edilmiştir. Tahammüllü olmalıyız ve gelişen, bizi yaralayan ya da endişeye sevk eden ya da itirazımıza sebep olan şey her ne ise bu fiilin kendisiyle doğru orantılı olmalıdır yani bu, eğer bir sözse bunun karşılığı da bir söz olarak serdedilmelidir. Burada biz bunu görmüyoruz. Şiddet içermeyen durumlarda da -en yakınını üç dört gün önce gördük- bir kavrama, inandığı bir tercihe, bir dünya görüşüne ve bunun getirdiği tanımlamalara dair bu kürsüden ne sarf edildiyse, nabzı hızlı atan, tansiyonu çabuk yükselen ve bu tahammül duygusundan fazlaca nasibini almamış bir kısım arkadaşlarımız kürsüye yönelmek şeklinde bir tutum belirliyorlar.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
73 konuşma daha · 19 Ocak 2017