Emekli sandığı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (ss.72)
Tokat Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 47. Birleşim · 1. yasama yılı · 15 Mart 2003 · 2.033 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Şükrü Ayalan (AK Parti), 15 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMEKLİ SANDIĞI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (SS.72)); konuşma 2.033 kelime.
Şükrü Ayalan (AK Parti, Tokat). “Emekli sandığı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (ss.72)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sukru-ayalan-22-2003-03-15-emekli-sandigi-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-ss-72 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ŞÜKRÜ AYALAN (Tokat)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum.
Bilindiği üzere, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 40 ıncı maddesine göre, sandık iştirakçilerinin görevleriyle ilgilerinin kesilmesinin yaş haddi 65 yaşı doldurdukları tarihtir. Meclise getirilen bu kanun tasarısıyla, kamuda görev yapan personelin dinamizmini artırmak, genç personelin üst göreve yükselmesini sağlamak amacıyla, sandık iştirakçilerinin azamî çalışma yaşları 65'ten 61'e indirilmekte; hizmetin özelliği ve niteliği gereği bazı görevlerde kalmaları zorunlu görülen, özel bilgisi ve ihtisasına gerek duyulan personelin yaş hadlerinin 65 yaşını doldurdukları tarihi geçmemek üzere uzatılması hususunda Bakanlar Kuruluna yetki tanınmaktadır.
Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısına benzer, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili olarak, özellikle de emeklilik yaşına ilişkin konularda Yüce Meclisin çatısı altında çok sayıda görüşmeler ve tartışmalar yaşanmıştır. Zaman zaman, burada çözüldüğü zannedilen sorunların, kanunlaştırıldığı zannedilen tasarıların Anayasa Mahkemesinden geri döndüğü ve Yüce Meclisin bu yasaları tekrar tekrar görüştüğü hepimizin malumudur; ancak, bu yasa tasarısı, önceki yasa tasarılarından farklı olarak, sadece 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununda çok sınırlı bir değişikliği kapsamaktadır. Bu değişikliğe niçin gereksinim duyulduğunu anlayabilmemiz için, kavramlar üzerinde bir gezinti yapmamız gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri, yaşlanma fizyolojik bir süreçtir. Bu süreçte, zamana bağlı olarak, ayrıcalıksız her canlıda biyolojik işlevlerde giderek yetersizleşme, fiziksel ve psişik stres faktörlerine karşı dayanıksızlık ortaya çıkar. Burada, yaşlanmanın fizyolojisini ve tıbbî yönünü anlatacak değilim; ancak, bilimsel veriler bize, yaşlılığın fizyolojik sonuçlarının bireyden bireye büyük farklılık gösterdiğini söylese de, ileri yaşlarda kalp hastalıkları, romatizmal hastalıklar gibi kronik hastalıkların daha sık görüldüğü bilinmektedir; özellikle de, duyum ve algı yetilerinde ve yine, kas gücü ve belleğin, bazı yanlarıyla yaşlılıkla birlikte gerileme eğilimi gösterdiği hepimizin malumudur.
Yaşlanan nüfusun gereksinimleri de değişmektedir. Çalışmalar, yaşlı nüfusun genç nüfusa göre sağlık hizmetlerini daha fazla kullandığını göstermektedir. Yaşlı bireyler daha uzun süre hastanede kalma eğilimindedir. Kronik hastalıklar ve özürlülükteki dramatik artışlar nedeniyle, uzun dönem bakım hizmetlerine duyulan gereksinim bu dönemde artmaktadır. Bu sağlık sorunlarının, yaşlı nüfus için ayrılan tedavi masraflarının artması anlamına geldiği ve bu nedenle, özellikle gelişmiş ülkelerde kurumsal düzenlemelerin yapıldığı da sosyal bir gerçekliktir. Çoğu Avrupa ülkesi, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'da nüfus yaşlanmakta, önümüzdeki on onbeş yıl içerisinde bağımlı nüfusun; yani, pasif nüfusun aktif nüfusa oranının artması beklenmektedir. Nüfusun yaşlanması sadece bağımlılık oranını artırmamakta, yaşlı insanların, tıbbî teknolojinin gelişmesi ve sağlık bilincinin yükselmesi gibi sebeplerle sağlık harcamalarında da önemli miktarlarda artışlar olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde sağlık harcamalarının önemli bir kısmının hayatın son altı ayı için harcanmakta olduğu bilinmektedir. Yine gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus yapısının ve ortalama hayat beklentisinin artması sonucunda, emeklilikten sonra daha uzun emekli aylığı alınmasının yanı sıra, sağlık hizmetlerine artan talep de sosyal güvenliğin yükünün artmasına sebep olmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde bu ekonomik yükün azaltılabilmesi amacıyla mümkün olduğunca emeklilik yaşı yükseltilmektedir ve böylece, emekli aylığı alınan süre azaltılmaya çalışılmaktadır. Ancak, ülkemizde bu durum, gelişmiş ülkelerden oldukça farklılık göstermektedir. Ortalama yaşam süresinin, yani, doğuştan hayatta kalma ümidinin ülkemizde düşük olması nedeniyle emeklilik sonrası yaşam çok kısadır.
Gelişmiş ülkelerdeki doğuştan hayatta kalma ümidiyle ilgili vereceğim rakamlar bu konuda çok çarpıcıdır. Almanya, Avusturya, Belçika gibi ülkelerde ortalama yaşam süresi 77 civarındadır, Fransa, İspanya, İsveç gibi ülkelerde 78 - 79 civarındadır, hatta Yunanistan'da 78 civarındadır; ancak ülkemizde ortalama yaşam süresi 66'dır. Yine, 78 ve 80 arasında değişen ortalama yaşam süresi olan bu ülkelerde emeklilik yaşı 60 - 65 arasında, cinsiyete göre de değişmektedir.
Dünya Sağlık Örgütüne göre 60 yaş üzeri kişiler yaşlı, 75 yaş üzeri ise ileri yaşlı kabul edilmektedir. Ülkemizde yapılan araştırmalarda 60 ilâ 65 yaş üzerindeki kişilerin yüzde 90'ının genellikle bir kronik hastalığı olup, bunların yüzde 35'inde 2, yüzde 23'ünde 3, yüzde 14'ünde ise 4 veya daha fazla hastalık bir arada bulunmaktadır.
Yine, Dünya Sağlık Örgütüne göre, hukuk ve çalışma yaşamı bakımından yaşlılık, bir insanın çalışma performansının ve verimliliğinin azaldığı ve emekli olduğu dönem olarak ifade edilmekte ve genellikle de ülkeden ülkeye değişmekle birlikte sınır 60 veya 65 yaş olarak kabul edilmektedir.
Sayın milletvekilleri, toplumsal statü, yaşlandıkça değişmektedir. Tarım toplumlarında, yaşlıların saygın bir statüsü vardır. Bilginin, kültürün sözlü olarak aktarıldığı, yazının az kullanıldığı toplumlarda, tecrübenin önemi çok fazladır; ancak, sanayileşmiş toplumlarda ise, teknolojinin öne çıkmasıyla, yaşlılar, statü olarak gerilerler. Özellikle, özel eğitim gerektiren teknolojinin sürekli yenilenmesi ve bu yeniliğe yaşlıların ayak uyduramaması sonucu, işlevsellikte kayıpla birlikte verimlilikte düşüş başlar. Bu da, mevcut statünün korunamaması, bazen özsaygının yitirilmesi ve çökkünlük yaşanması anlamına gelebilir.
Yaşlıların özelliği olarak kabul edilen değişime direnme, değişme yeteneğinden yoksunluktan çok, yaşamı olduğu gibi kabul etme eğilimine bağlanabilir ve yaşlılar, bilinçli bir şekilde, hayatın bazı yönlerine karşı edilgen kalabilirler. Aslında, bu, üretmek için elzem olan performans anksiyetesinin yitirilmesinin sonucudur; yani, statüyü korumaya çalışan yaşlı, yeni durum ve olaylar karşısında heyecan yaşamak yerine, durağan bir hayatı tercih eder. Bu da, yaşlılığın bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Sayın milletvekilleri, verimlilik, iktisadî olarak, bir etkinliğin sonucunda elde edilen üretimi ifade eder. Burada konumuz, emeğin ve düşüncenin verimliliğidir. Emeğin verimliliğinde, çalışma saatlerinin süresi, harcanabilen enerjinin miktarı ve zihinsel aktivitelerin üretime katkıları önemli rol oynarlar. Bireysel verimlilik, yaşlanmayla doğrudan ilişkilidir. İnsanların en verimli ve en üretken yaşlarının orta yaş olduğu, en hızlı ve isabetli kararların bu dönemlerde verildiği bilinmektedir.
Emeklilik, memur ya da bağımsız çalışanların, yasayla prim ve kesenek ödeyen işçilerin, belirlenmiş bir süre sonunda işten ayrılarak, aylık almasını sağlayan haktır. Yasalarla saptanan belirli bir süre ya da yaşa kadar çalıştıktan sonra işten ayrılan emekli kişi, emekli aylığı almaya -çalışabilecek durumda olup olmadığına bakılmaksızın- hak kazanır.
Emeklilik yaş sınırının saptanması ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, o ülkedeki, biraz önce bahsettiğim ortalama ölüm yaşı, istihdam düzeyi, çalıştığı koşullar ve çalıştığı işkolu bu yaş sınırının belirlenmesinde dikkate alınır.
Bizim tarihimizde emeklilik sistemi, Osmanlı Devletinin kuruluşuna kadar uzanır. Osmanlı Devletinin kuruluşundan tanzimat dönemine kadar iki ayrı sistem uygulanmıştır. Tanzimat döneminde ise, Batı'da görülen emeklilik işlemlerini yürütmekle görevli sandıklara benzer kuruluşlar, Osmanlı Devletinde de faaliyete geçmiştir.
Cumhuriyet döneminde, 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanunu 3 Haziran 1930 tarihinde, bugünkü 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu ise 17 Haziran 1949'da yürürlüğe girmiştir.
Sayın milletvekilleri, ülkemiz, dünya üzerinde genç nüfusa sahip nadir ülkelerden birisidir. Yaş gruplarına bakıldığı zaman, en fazla yoğunluğun, aktif nüfus olarak değerlendirilen yaş grubunda bulunduğu görülmektedir. İnsanların en çok çalışma güçlerinin bulunduğu, verimliliklerinin ve dolayısıyla performanslarının en yüksek olduğu dönem de bu dönemdir.
İşsizlerimize, yaş grupları açısından baktığımız zaman karşımıza çıkan tablo çok manidardır. Devlet İstatistik Enstitüsünün 2000 yılında 1 500 000 insan üzerinde yaptığı araştırmada, yaklaşık 1 270 000 işsiz insanımızın 15 ilâ 39 yaş grubuna dahil olduğu görülmektedir; yani, işsiz nüfusun yoğunluğu 15-39 yaşları arasındadır. Bu yaş grubundaki işsizlerimizin toplam işsizlerimize oranı yüzde 85,4 gibi çok yüksek bir orandır. Bu demektir ki, işsizlerimizin yoğun olarak görüldüğü yaş grupları, çalışma gücünün, isteğinin ve fizyolojik enerjinin dorukta olduğu dönemdir.
Yine, dünyadaki bazı ülkelerle mukayeseli olarak işsizlik oranımıza baktığımızda, karşımıza çıkan tabloda, İngiltere, İtalya, Japonya gibi ülkelerde işsizlik oranı, yaklaşık olarak yüzde 5'tir. Bizim ülkemizde işsizlik oranı, yine Devlet İstatistik Enstitüsünün verdiği eksik istihdam ile yaklaşık olarak yüzde 15 civarındadır. Yalnız, diğer ülkelerdeki işsizlikten, bizim ülkemizin sahip olduğu işsizliğin en önemli farkı, işsiz kalan insanlarımızın çok büyük bir kısmının genç yaştaki insanlarımız olmasıdır. Oysa, diğer ülkelerde, işsiz kalan insanların büyük bir kısmı, ileri yaşlara ulaşmış durumda olan, başka bir ifadeyle yaşlı olarak kabul edilen insanlardan oluşmaktadır. Bu sebeple, bazı ülkeler, zaman zaman yabancı işgücü kabul etmektedirler.
Anayasamıza göre, Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir. Devletimizin ve hükümetimizin sosyal olma vasfı nedeniyle, işsizlerimize iş bulma konusunda, bütün imkân ve fırsatları sonuna kadar kullanma zorunluluğu bulunmaktadır.
Yeni istihdam imkânları hazırlamanın yolu, ya yeni iş imkânları açmak ya da mevcut imkânları en iyi şekilde değerlendirmekten geçmektedir. Burada, özel sektör, çeşitli imkânlarla ve teşviklerle desteklenebilir. İstihdam garantili kurslar, istihdama yönelik projelerin desteklenmesi, sigorta indirimleri, bu alandaki çalışmalara örnek olarak verilebilir.
Hükümetimiz, kaynağını Anayasamızdan alan, istihdamı artırıcı, dolayısıyla işsizliği önlemeye yönelik çalışmalara, bütün imkânları kullanarak ağırlık vermektedir. Bu kapsamda, emeklilik şartlarını cazip hale getirerek, belli bir süre çalışan ve belli bir yaşa gelen çalışanlarımızın, emekliliklerini teşvik ederek yeni alanların açılması, buralarda yeni işsizlerin istihdam edilmesi, işsizlik nedeniyle muhtelif sorunlarla uğraşan; hatta, öyle ki, fizyolojik ihtiyaçlarını dahi karşılamada zorlanan insanlarımıza imkân sağlamak için, kısmen de olsa bir çözüm olarak düşünülebilir.
Ülkemizde, toplam istihdam içerisinde kamunun; yani, devletin payı önemli bir yere sahiptir. İnsanlık tarihi boyunca, yönetici konumdaki otoriteler, her zaman istihdamın sağlanması noktasında en önemli rolleri üstlenmişlerdir. Ahilik sisteminde Ahilik teşkilatının, daha sonraki dönemlerde loncaların ve sanayileşme hareketlerinin ortaya çıkmasından sonra, devletin çalışma hayatına müdahalesi, zaman içerisinde sosyal devlet anlayışının ve refah devleti anlayışının yerleşmesi, iş hayatına yönelik normatif düzenlemelerin hazırlanarak yürürlüğe konulması ve zaman içerisinde çeşitli ilave ve düzenlemelerin yapılması, işgücü piyasasını düzenlemeye yönelik çalışmalardır.
Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının maddeleri üzerindeki düşüncelerimize gelince.
Kamuda, halen, Emekli Sandığına tabi olarak çalışan personelin emekliye ayrılmalarında yaş haddi 65'tir; ancak, kamu çalışanlarının dinamizminin artırılması ve genç personelin üst görevlere yükselebilmesi için, azamî çalışma yaşının 61'e çekilmesi; diğer yandan, hizmetin özelliği ve niteliği gereği görevde kalmasına ihtiyaç duyulan personelin yaş haddinin ise -kamu yönetiminde, yönetim boşluğuna yol açmamak amacıyla- 65 yaşı geçmemek üzere uzatılması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi düşünülmüş ve tasarı bu amaçla hazırlanmıştır.
Geçtiğimiz yıllarda, Emeklilik Kanunu üzerinde yapılan çalışmalarda, ortalama yaşam süresinin yükselmesi de dikkate alınarak, çalışma yaşı haddinin yükseltildiği hepinizce bilinmektedir. Bu tasarıyla çalışma yaşı sınırının aşağıya çekilmesinin, daha önce yapılan düzenlemelere ters düştüğü gözlenirse de, ülkemizde işsizlik sorununun hızla arttığı, özellikle yükseköğrenim mezunlarının yüzde 31,6 gibi çok yüksek bir oranının işsiz olduğu ve kamuda atıl istihdamın da bulunduğu gözönüne alınırsa, bunları kısmen de olsa önlemeye, bu tasarının, bir ölçüde katkıda bulunacağını dikkate almak zorundayız.
Yine bu tasarıyla, kamuda verimlilik artışı ve dinamizmi sağlayacak bir düzenlemenin mümkün olduğuna da inanmaktayız.
Gelişmiş ülkelerde çalışma yaşı haddinin yüksek olduğu, ancak, bu ülkelerde yaşam süresinin buna paralel olarak uzun olduğu hepimizce bilinmektedir. Gelişmiş ülkelerde, insanların -emeklilik yaşı haddinden sonra- 10 ilâ 15 yıl emekli olarak yaşayabildiği; ancak, bu sürenin, ülkemizde -65 yaş sınır olarak alındığında- 1 ya da 1 yılı biraz aştığı gerçekliğini inkâr edemeyiz. Bu nedenlerle de, gelişmiş ülkelerdeki emeklilik yaş haddinin emsal alınmasının gerçekçi olamayacağını düşünmekteyiz.
Ayrıca, çalışan insanların emeklilikten sonra kendi meslekî birikimlerini değişik şekillerde değerlendirme şansına ve imkânına sahip olmaları, bu insanların yaşam sürelerine ve yaşam kalitesine olumlu katkıda bulunacaktır inancındayız.
Sayın milletvekilleri, gelişmiş ülkelerde zorunlu emeklilik yaşının yüksek olmasıyla birlikte, personelin, sürekli olarak, emekli olana kadar hizmetiçi eğitime tabi tutulduğu, çağdaş gelişmeleri takip ettiği, bilgi ve becerisini sürekli olarak geliştirdiği bilinmektedir; ancak, ülkemizde hizmetiçi eğitimin hiçbir zaman gerektiği şekilde yürütülemediği ve bekleneni de veremediği ortadadır. Bu nedenle, yaşı ilerleyen personelin emekli edilmesinin, hizmetin nitelik ve niceliğine olumlu katkıda bulunacağını düşünüyoruz. Bu tasarıyla, her ne kadar atıl istihdamın önleneceğine bir miktar katkı sağlanacağını söylesek bile, bu konuda çok daha kapsamlı bir personel reformuna gidilmesinin gerekli olduğu da aşikârdır.
Yine bu tasarıyla Bakanlar Kuruluna tanınan yaş haddine ilişkin yetki çerçevesinin, özel nitelikli görevleri yürütenleri kapsadığı ve son derece sınırlı tutulacağı için, Bakanlar Kurulu tarafından amacına uygun bir şekilde kullanılacağına olan inancımız tamdır.
Sayın milletvekilleri, cumhuriyetin ilk yıllarında, eğitimli insanların işgücünden azamî düzeyde faydalanılması düşünülmüş; hatta, onlara birtakım istisnalar tanınarak, emeklilik yaş haddi yüksek tutulmuştur; ancak, hepimizce malum olduğu üzere, ülkemizde artık eğitimli işgücü sorunu bulunmamaktadır. Bu nedenle, yaş haddinin aşağıya çekilmesi bir problem oluşturmayacaktır; tam tersine, çağdaş teknolojik bilgi ve becerilerle donanımlı gençlerin önü açılarak, kamu yönetimine bir dinamizm ve kısmen verimlilik kazandırılabilecektir.
Yine, tasarıyı hazırlayanların ifadeleri ve bizim de inancımız odur ki, 61-65 yaş arası personelin emekli edilmesi, sosyal güvenlik kuruluşlarının dengeleri üzerinde olumsuz bir etki doğurmayacaktır.
Sosyal güvenlik sistemimizin zaaflarından biri olan ucuz borçlanma konusuna da bu tasarıyla getirilen düzenlemenin, günün ekonomik şartlarına uygun kanunî faiz uygulaması olarak değiştirilmesi doğru bir yaklaşım modelidir. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 14 üncü maddesinin (a) fıkrasında yer alan ve sandık iştirakçilerinin emekli keseneklerine ilişkin yüzde 15 oranının, sandığın aktuaryel dengesinin düzeltilmesine katkı sağlanması amacıyla yüzde 16 oranına çıkarılmasının iştirakçilere önemli bir yük getirmediği kanaatindeyiz. Ayrıca, yüzde 1 oranındaki kesintinin emekli, malul, dul ve yetim aylıklarına yapılmasının sosyal devlet ilkeleriyle bağdaşmayan bir tarafı yoktur; çünkü, gelişmiş ülkelerde de, sağlık giderlerindeki artış nedeniyle benzer uygulamalar vardır.
Sayın milletvekilleri, gelin, bir an hayal edelim; iyi bir makam sahibisiniz, yüksek maaş alıyorsunuz, sekreteriniz var, lüks makam aracınız var, belki, sınırsız harcama yetkiniz de var; ancak, teknolojiye hâkim değilsiniz, zaman zaman hastalanıyor, işe gelemiyorsunuz, sürekli "üzerime fazla gelinirse nasıl olsa emekliye ayrılırım" düşüncesiyle, hiçbir heyecan duymadan ve mümkün olduğunca risk almadan günü kurtarmak adına çalışıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 15 Mart 2003