Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)
Trabzon Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 56. Birleşim · 3. yasama yılı · 11 Şubat 2009 · 977 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP), 11 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)); konuşma 977 kelime.
Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP, Trabzon). “Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 11 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-latif-yunusoglu-23-2009-02-11-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN LATİF YUNUSOĞLU (Trabzon)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Fırsat Eşitliği Komisyonu hakkındaki kanunun 5’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bizler, Yüce Allah’ın “eşrefi mahlukat” olarak yarattığı kadın ve erkeği en mukaddes varlık olarak tanır ve inanırız. Yan yana sefer eden ulu atalarımızla, ak saçlı ninelerimizden miras aldığımız asil Türk terbiyesi kadını, erkeği ve anneyi başına taç etmiştir. Bizim anlayışımız “Cennet anaların ayakları altındadır.” anlayışıdır. “Annene “of” bile demeyeceksin.” diyen bir inancımız, itikadımız var. Bu inançla, kadın ve erkeği birbirinin sağında solunda, önünde ve arkasında yer alan, çatışan iki güç değil, birbirini tamamlayan, birbiri için var olan ve birbirine eş olan iki varlık olarak kabul ediyoruz. Kadın ve erkek fırsatları, fıtratları, görevleri ve fonksiyonları farklı olmakla beraber, yaradılış gayeleri, insan olmaları ve birbirlerinin eksikliklerini tamamlamaları sebebiyle bir bütünün iki eşit unsurlarıdır çünkü kadın ve erkek aynı özden yaratılmıştır. Dinimiz kadının bizatihi varlığını, şahsiyetini ön plana çıkartırken Türk aile ve devlet geleneğinde de kadının çok önemli bir mevkisinin olduğuna tarihin kendisi şahittir. Bizim kültürümüzde Türk kadını asla ikinci sınıf bir varlık olarak değerlendirilmemiştir. Bu durum, millet hayatında kültür belirleyicisi ve yaşatanı olarak, ekonomik anlamda üreten ve tüketen bir birey olarak, sosyal anlamda da aile içi bir eğitici ve öğretici olarak kadınlarımızı daha belirleyici ve etkileyici bir konuma getirir. Bu duruş, daha seviyeli, daha saygın, toplumun ahenginin devamlılığına ve de yaradılış nizamına daha uygun bir davranış biçimi olacaktır. Yani kadın, toplumun problemi değil problemleri bizatihi çözen bir fert hâline gelecektir. Türk kadını, Türk kültür ve medeniyetinin yaşatılmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan bir köprü vazifesi görür, bir kültür taşıyıcısıdır. Esasen Türk kadını, Türk aile hayatında da eşiyle aynı haklara sahip olduğu gibi geleceğimiz olan evlatlarımızı millî ve manevi değerler istikametinde yetiştirmek, aynı zamanda onlara yön vermek görev ve sorumluluğunu da üstlenmiş bir öğretmendir. Kadının ihmal edildiği bir toplumun varlığını sağlıklı bir şekilde sürdürmesinin mümkün olmadığına inanıyorum. Ziya Gökalp’in “Kadın tamam olmadıkça eksik kalır bu hayat.” veciz ifadesi bu gerçeğe işaret etmektedir.
Özetle, geleneksel Türk toplumunda kadın daima Batı ve Doğudaki diğer örneklerine göre oldukça ileri sayılabilecek bir konumda bulunmuştur. Orhun Abideleri’ndeki ifadelerden eski Türk devletlerinin yönetimine kadar bunun birçok örneğini görmek mümkündür ancak çağdaş gelişmeler doğrultusunda ülkemizde kadınlar sosyal, kültürel ve ekonomik hayata iştirak için Tanzimat Fermanı’ndan itibaren, özellikle de 19’uncu yüzyıl başından beri yoğun mücadele vermişlerdir. Bu mücadele cumhuriyetimizin ilanından sonra oldukça ileri bir düzeye ulaşmıştır. Bu çerçevede cumhuriyetin ilk yıllarında Kadın Halk Fırkası kurma girişiminden “Türk Kadınlar Birliği” adıyla bir derneğin faaliyete geçmesine kadar birçok gelişmeye şahit olmuşuzdur. Türk kadınları 1930 yılında belediye meclislerine, 1933 yılında muhtarlığa, 1934 yılında milletvekilliğine seçilme hakkı elde etmişlerdir. Bu düzenlemelerle, parlamenterlikten yöneticiliğe ve yargıya kadar hemen her alanda önemli kurumlara gelen kadınlarımız, böylece Batı’daki hemcinslerinin asırlar süren mücadeleler ve çekilen büyük acılarla ulaştıkları haklara kısa sürede kavuşmuşlardır. Ancak, bu durum, kadınlarımızın elde ettikleri hakları etkin şekilde kullanmalarını ve geliştirmelerini sağlayamamıştır.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde kamu sektörü başta olmak üzere çalışma hayatında giderek artan bir oranda yer almalarına rağmen, kadınlarımızın hâlâ çözüm bekleyen çok önemli sorunları bulunmaktadır. Ülkemizde kadın nüfusunun önemli bir bölümünün eğitim sorunu vardır. Bilhassa kırsal kesimde, okuma yazma bilmeyen, örgün öğretim imkânlarından yararlanamadığı için kendini yetiştirememiş kadınlarımızın sayısı oldukça fazladır. Köyünde tarlasında veya şehirde fabrikada, büroda, evinde bütün gün çalışan ama sosyal güvencesi olmayan milyonlarca kadınımız vardır. Köyünü, yuvasını bırakıp büyük kentlere göçen kadınlarımızın sosyal güvence dışında da birçok sorunları bulunmaktadır. Hayatın her alanında tutunmaya çalışan, bunu yaparken gerçekten çok büyük sorunlarla boğuşan, âdeta varlık yokluk mücadelesi veren kadınlarımız da vardır. Gecekonduda, derme çatma barakalarda, sağlıksız konutlarda oturmak zorunda kalan, kocası işsiz olduğu veya aldığı ücret evini geçindirmeye yetmediği için ailesine, çocuklarına bakmaya çalışan kadınlarımız vardır.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Türk kadınının birçok alanda başarıdan başarıya koştuğu da bir gerçektir. Ev kadınından sanatçısına, çiftçiden politikacısına kadar her düzeyde Türk kadını, sürekli gelişen bir bilinçle toplumdaki konumunu sorgulamaktadır, sorunlarını ve bunların çözümü talebini her geçen gün daha yüksek sesle dile getirmektedir.
Kadın sorunu, esasen bir demokrasi sorunudur da. Türkiye demokratlaştıkça, özgürlük alanları genişledikçe, kadınlarımızın sorunlarının çözümleri de kolaylaşacaktır. Özellikle eğitim düzeyinin yükselmesi kadının iş hayatındaki yerini artırmakta ve konumunu güçlendirmektedir.
Değerli arkadaşlar, kadınlar insanlık birikiminin ve medeniyetimizin eşit ortaklarıyken bilhassa tarihin belli dönemlerinde ve hâlen çeşitli toplumsal katmanlarda eşitlikle bağdaşmayan ve kabul edilemez ayrımcılıklara maruz kalmaktadırlar. Kadınlarımızın emekleri, çabaları, heyecanları, yaşadıkları toplumda mücadele etme istekleri birtakım zorluklarla karşılaşmaktadır. İletişim ve bilgi çağında bu arzu ve istekler hem küresel bir şekle bürünüyor hem de çok boyutlu bir süreci zorunlu kılıyor. Çalışan kadın, okuyan kadın, siyasette rol alan ve almak isteyen kadın erkeklere kıyasla daha zor şartlara katlanmak durumunda. Bu durum ne yazık ki mevzuatı aşan bir pratiğe sahiptir. Bu yüzden de kadınların eşit haklara sahip olması hususunda mevzuat değişikliklerinin ötesinde bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır.
Türkiye, Osmanlı modernleşme tarihinden beri kadın hakları hareketine sahip olagelmiştir. Bu mücadeleler ve onun etrafında gelişen tartışmalar Türkiye kamuoyunda derin bir birikim yaratmayı başarmıştır. Bu birikimin neticesinde hukuki, kültürel, iktisadi ve toplumsal alanlarda kadın hakları lehinde ilerlemeler sağlanmıştır. Bu ilerlemeler, kadın haklarının yarattığı ivmeyi destekleyen cumhuriyet döneminde Atatürk’ün gayretleriyle de sıçramaya dönüşmüştür. Medeni ve siyasi haklarda sağlanan eşitlik neticesinde cumhuriyet vatandaşı olarak kadınlarımız eşit bir statüye sahip olmuşlardır. Bu sıçrama çağın birçok Avrupa ülkesine göre de takdir edilecek değerlerdedir.
Kıymetli arkadaşlar, kadınlarımızın sosyal, siyasi, ekonomik karar verme ve yönetim kademelerine tam ve eşit katılımını sağlamak için engelleri, bariyerleri kaldırmak gerekiyor. Siyasi irade, kadını güçlendirmenin gereğine inanmalı ve bu doğrultuda bütün kurumları yönlendirmelidir. Fırsat Eşitliği Komisyonu da bu anlayışla kurulmalı, çalışmalarını bu yönde yoğunlaştırmalıdır. Ancak, kabul etmeliyiz ki, olumlu hukuki düzenlemelere rağmen, hayatın içinde kadın erkek eşitliğinden hâlâ daha çok uzaklardayız. Eğitim kademelerine eşit erişim hedefi kadınlarımızın sosyoekonomik statülerinin güçlendirilmesiyle mümkün olabilecektir. Ümit ediyorum ki bu komisyonun kurulması zihniyet değişikliği için bir ilham kaynağı, kadın zarafetinin daha geniş bir alana yansıması için tetikleyici bir unsur olacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, bu kanun teklifinin kabulü için oy kullanacağımızı belirtmek istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
53 konuşma daha · 11 Şubat 2009