İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında
Trabzon Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 131. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Temmuz 2010 · 896 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP), 8 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 896 kelime.
Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP, Trabzon). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-latif-yunusoglu-23-2010-07-08-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde sayıları milyonları bulan engelli ve yakınlarının fiziki zorluklarının, maddi imkânsızlıklarının, içinde bulundukları sosyal ve psikolojik sorunların tespiti ve çözümlerini gerçekleştirmek amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz Meclis araştırma önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle bütün vatandaşlarımızın Miraç Kandillerini kutluyor, hayırlara vesile olması dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu hafta zihinsel engelli çocuklar ve aileleri Meclis grubumuzu ziyaret ederek, gerek sosyal gerek sağlık gerek eğitim konularında karşılaştıkları zorlukları dile getirerek aracılığımızla bu problemlerinin çözümünde yardım talebinde bulunmuşlardır. Daha önce de bu kürsüden engelli vatandaşlarımızın sorunlarını dile getirmiş, yapılması gerekenler hususunda görüşlerimizi aktarmıştım. Bu vesileyle bir daha engellilerimizin sorunlarını yüce Meclisimize aktarıp çözüm önerilerimizi sıralayarak Sayın Hükûmetimizi uyarmayı bir görev addediyorum. Dolayısıyla da bütün engellilerimize ve ailelerine saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan bir raporda ülkemizdeki engelli vatandaşların sayısı 7,5 milyon, Hükûmet tarafından hazırlanan kanun gerekçesinde ise 8,5 milyon olarak ifade edilmektedir. Bu oran ülke nüfusumuzun yüzde 12,29’una tekabül etmektedir. Engellilerimizin birçoğu eğitim, sağlık, istihdam, sosyal, ekonomik ve gelişen teknolojinin imkânlarından maalesef yeterince yararlanamamaktadırlar. Sosyal hayat standartları oldukça kötü olan engellilerimizin, problemlerinin çözülmesiyle, kendilerine fırsat tanındığında her türlü başarıya imza atabilecekleri bilinmektedir. Böylece engellilerimiz hayatlarını, tüketen değil, üreten vatandaşlar olarak devam ettirebilme imkânına kavuşacaklardır.
Türkiye’de 1889 yılında başlayan özürlülerle ilgili çalışmalardan günümüze kadar geçen yüz on sekiz yılda birçok yasalar, yönetmelikler çıkartılıp uygulanmasına rağmen, maalesef, engellilerimizin problemlerinin hâlâ çözüme kavuşturulabildiğini söylemek mümkün değildir. Hâlâ ülkemizde kaç engelli vatandaşımızın var olduğunu tespit edebilmiş değiliz.
Günümüzde engelli vatandaşlarımız fiziki, mimari engellerle evlerine hapsolunmaktadırlar. İş bulup üretken olabilmeleri sadece çalışma kotasıyla sınırlı kalmaktadır. Asgari eğitim seviyesinin ilerisine çıkamadıkları için iş bulmaları da güçleşmiştir.
Vatandaşlarının bugününü ve yarınını güvence altına almakla sorumlu olan devletimiz, özürlü olma sebeplerini ortadan kaldırmayı ya da asgari seviyeye indirmeyi maalesef başaramamıştır. Alınan tedbirlerin yetersiz oluşu sebebiyle, her yıl binlerce insan trafik kazalarıyla engelli hâle gelmektedir. Her yıl tam olarak kaç çocuğumuzun engelli olarak doğduğunu dahi bilmiyoruz!
Engellilerimizin sosyal hayatın, eğitim hayatının, çalışma hayatının içinde olmaları gerekmektedir. Kamu kurumlarının yüzde 3 özürlü personel çalıştırma kriterinin uygulanmadığı, Devlet Personel Dairesi Başkanlığı verilerine dayanılarak tespit edilmektedir. Hatta bazı kurumların hiç özürlü personel çalıştırmadığı da ortadadır. Devlet kurumlarında çalıştırılması gereken özürlü personelin sadece yüzde 18’inin istihdam edilebilmesi engellilerimize yapılan en büyük haksızlıktır. Oysa sosyal devlet anlayışının gereği olarak kamunun öncelikle engelli vatandaşlarımıza sahip çıkması gerektiğini düşünüyoruz.
Okuma yazma bilen engelli oranının yüzde 36 civarında olduğu ülkemizde, bu vatandaşlarımızın eğitim görecekleri okul, rehabilitasyon merkezleri ve benzeri kurumların artırılması bir ihtiyaç hâlini almıştır. Ayrıca, engellilerimizin özür derecelerinin tespitinde zaman zaman yaşanan sorunların giderilebilmesi için tıbbi standartların yeniden gözden geçirilmesinde fayda mülahaza ediyoruz. Engellilere yönelik mesleki rehabilitasyonların gerçekleştirilerek yerel yönetimlerin bu konudaki hizmetlerinde etkinlik sağlanmalıdır. Engellilerin günlük hayatını kolaylaştıran araç gereç ve ortez, protez temininde destek sağlanmalı, sağlık kuruluşları engelliler için ulaşılabilir olmalı, engelli bakım hizmetleri sosyal bir hak olarak kabul edilmelidir. Engellilere çeşitli kamu kurum ve kuruluşları için sağlanan sosyal yardım ve hizmetler için aranan muhtaçlık ölçütleri gerçekçi ve objektif esaslara dayandırılmalıdır. İmar mevzuatının engelliler ile ilgili hükümleri etkin biçimde mutlaka uygulanmalıdır. Engellilerin karşılaştıkları hastalıkların teşhis ve tedavisi koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında ücretsiz yapılmalıdır. Engelli gençlerin eğitimlerine normal olarak devam edebilmeleri için, fiziki ve sosyal çevrelerin oluşturduğu engeller ortadan kaldırılarak gerekli eğitimin altyapısı ve teknolojik imkânlar arttırılmalıdır. Engelli ve korunmaya muhtaç çocukların öncelikle aile yanında yetişmelerini sağlayacak şekilde muhtaç durumdaki ailelere sosyal destek verilmelidir.
Değerli milletvekilleri, soruyorum size: Sayısını dahi net bilemediğimiz insanlarımız için ne yapabiliriz? Burada Hükûmete sesleniyorum: Gelin, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu temsilcilerinin içinde bulunacağı bir komisyon kurularak bu işi bitirelim; bitirelim ki engelli vatandaşlarımızın hak ettikleri insanca yaşama haklarını kendilerine verelim. Şimdiye kadar gasbedilmiş olan bu haklarını vermek sosyal sorumluluk çerçevesinde ele alınmalıdır.
Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, devletin bireylerine eğitim, sağlık, istihdam gibi konularda fırsat eşitliği yaratılmasını ve ayrımcılığın kesin olarak yasaklanması konusunda yükümlü kılmıştır. Bu sebeple, kendisini demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlayan modern Türkiye Cumhuriyeti devletinin özürlü vatandaşlarına her alanda diğer vatandaşlarıyla fırsat eşitliği sunması ve ayrımcılığı engellemesi çağdaş demokrasinin ve insan hak ve özgürlüklerinin de bir gereğidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli vatandaşlarımızın tespit edilen başka sorunları da vardır; bunları kısaca sıralamak istiyorum: Özürlü kişi istihdam, eğitim ve binalara erişim, mal ve hizmetlerin sağlanması gibi kamu hayatının birçok alanında özürlü olmayan kişilere göre mağdur durumdadır. Bu mağduriyetin giderilmesi gerekmektedir.
Sağlık kurulu raporlarında, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan işlevsellik, yeti yitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırılması kriterleri esas alınmalıdır.
Özürlülerde mesleki eğitim de yetersizdir. Dolayısıyla mesleki eğitim sadece kurslarla değil, temel eğitimden başlamak üzere eğitim sürecinin bütün aşamalarında yeniden ele alınmalıdır.
Bütün iş yerlerinde özürlü çalışanların kariyer yükseltilmesine fırsat eşitliğinin sağlanması için gerekli düzenlemeler yapılmalı, yeterlilik ve liyakat esas alınmalıdır.
Ayrımcılık konusunda iş verenlerin, işe alan kişilerin, özürlülerin ve son olarak da toplumun yaygın biçimde eğitilmesi gerekmektedir.
Özürlülerin istihdamı konusunda acilen çalışmalar yapılarak daha çok özürlünün iş ve meslek sahibi olması sağlanmalıdır. Ayrıca zihinsel özürlülerin istihdamı konusunda da çalışmalar yapılmalı, görme özürlüler meslekleriyle ilgili alanlarda çalıştırılmalıdırlar.
Özürlüler Yasası’nda işitme engellilerle yine en büyük kazınım işaret dilinin resmî olarak tanınması olmuştur. Ancak aradan geçen süre içinde, Türk işaret dilinin konulması hususunda çıkan yönetmelikler hayata geçirilemediği için, Türk işaret dili uygulaması gerçekleşememiştir. İşaret dili hakkında materyal ve doküman eksikliği, işaret dilini bilen öğretmen yetiştirilememesini, öğretmensizlik de işitme engelli bireylerin eğitimini engellemektedir. Borçlar Yasası’nda 15’inci madde tasarı metninde “Usulüne göre onaylanmadıkça veya imza ettikleri sırada metnin içeriğini bildikleri ispatlanmadıkça körlerin imzaları onları bağlamaz.” hükmü görme engelli kardeşlerimizin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
59 konuşma daha · 8 Temmuz 2010