İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 54. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2003 mali yılı bütçesinde 2 tur görüşmeleri

Süleyman Sarıbaş

Malatya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 54. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Mart 2003 · 709 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Sarıbaş (AK Parti), 24 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 2 TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 709 kelime.

Süleyman Sarıbaş (AK Parti, Malatya). “2003 mali yılı bütçesinde 2 tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2003-03-24-2003-mali-yili-butcesinde-2-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yüksek yargı organlarımızdan Danıştayımızın bütçesi üzerinde, AK Parti Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Danıştay, yüksek yargı organlarımızdan bir tanesi; iki temel görevi var; belirli konularda, idare edenlere görüş belirtmek ve üst yargı organı olarak, idare mahkemelerimizde karara bağlanan dosyaları yüksek yargı organı olarak incelemek ve bidayet mahkemesi olarak da kendisine doğrudan açılan davaları sonuca bağlamak.

Değerli arkadaşlar, Anayasamızın 2 nci maddesinde cumhuriyetimizin temel ilkelerinden sayılan hukuk devleti anlayışı içerisinde hukukun üstünlüğü prensibine bağlı olarak idare edenlerin hukuk dışına çıktığı alanlarda tekrar idareyi hukuk içine çekme faaliyeti olarak belirlenen yargı faaliyetinden Danıştayın faaliyeti önemli bir fonksiyon icra etmektedir; çünkü, Danıştay, idarenin hukukta ayrıldığı her noktada tekrar idareyi hukuk alanına çekmekle önemli bir görev ihtiva eder. Bunun temel özelliği, idare edenlerin belli usul ve esaslara uymalarını sağlamaktır; ama, Türk hukuk sistemimizde, maalesef -dün hükümet programımızda da belirtildiği gibi- idarî usul yasası mevcut değildir; yani, idare edenlerin her türlü işlem ve eylemlerinin bir hukuk nizamına bağlandığı bir idarî usul yasası mevcut olmadığından, öncelikle idarî usul yasasının çıkarılmasında büyük zaruret vardır.

İdarenin verdiği zararların mutlaka yargı kararlarıyla karşılanması gerektiği uygulaması, maalesef, Türkiye'de hazin bir uygulamadır. Hiçbir idarî kurum, vatandaşına vermiş olduğu zararı, sulh esasları dahilinde ödemeye yanaşmamakta, gidermeye yanaşmamakta, mutlaka bir yargı kararı bulunması gerektiğini ileri sürmektedir. Oysa, bu, yargıdaki dosyaların artmasına, usul ekonomisinin uygulanamamasına vesile olmaktadır. Öncelikle, idarî usul yasası hazırlanırken, idarenin vatandaşına verdiği zararların hangi metotlarla yerine getirileceği, tazmin edileceği de belirlenmelidir diye düşünüyorum.

Bazen, idarî işlemlerde ortaya çıkan hukukî görüş, uygulamada onbinlerce kişiyi kapsamasına rağmen, sadece dava açan açısından netice doğurmaktadır. Oysa, yargı, hukukî görüşünü o işlemde ortaya koyduktan sonra, o konuda taraf olan bütün mağdurlar için, bunun öncelikle uygulanması gerektiği kanaatindeyim.

İdarî işlemler, saydam ve şeffaf olmalıdır. Yolsuzluğu önlemenin en önemli özelliğinden biri, idarî işlemlerin şeffaf ve saydamlığıdır. Şeffaf ve saydam olmayan, gizlilik içeren işlemlerde mutlaka kuşku vardır.

Değerli arkadaşlarım, gizlilik noktası da, Türkiye'de, yeni baştan değerlendirilmelidir. İlçe jandarma komutanlığının, şahsın nüfus bilgilerini ilgili makama gönderdiği belge üzerine "gizlidir" ibaresini yazması ve savunma mesleğinde olan avukatların dahi, artık, bu gizlidir belgesini aşamaması hazin bir durumdur.

Devlette mutlaka gizli şeyler olacaktır; ancak, bugünkü uygulama anlamında, gizlilik ilkesinin yeni baştan değerlendirilmesini, yeni baştan bir statüye kavuşturulmasını istemekteyiz.

Savunma hakkı, kutsal bir haktır. İdarî işlem ve eylemlerde zarar gören vatandaşlarımızın, savunma kapsamında, kendilerinin, bu idarî işlem ve eylemi hangi bilgi ve belgeler dahilinde yaptıklarını öğrenme hakkına sahip olması gerekir, yapılan idarî işlem ve eyleme karşı kendini savunabilmesi için. Bu idarî işlem ve eylemi ortaya koyan bilgi ve belgelerin, mutlaka, bu idarî işlemde taraf olan şahıslara açık olması gerekir diye düşünüyorum.

Danıştayımızın her dairesinde onbinlerce dosya birikmiştir. Bu da, yargının geç işlediğini gösteren bir işarettir. Zira, bugün, Danıştayın her dairesinde basit bir iptal davası bile iki üç sene sonra sonuca bağlanmaktadır. Bir de, bunun, bölge idare mahkemelerindeki iki üç yıllık sürecini düşünürseniz, bir idarî dava beş yıl sonra neticeye kavuşmaktadır; ki, geç tecelli eden adaletin, adalet olmadığını herkes bilir; yani, yirmibeş yıl çalışma hayatı olan bir memur, haksızlığa uğradığı bir idarî tasarruftan dolayı ömrünün beş yılını mücadele ederek geçiriyorsa, bu idarî yargı sisteminin hızlandırılması, çabuklaştırılması gerektiği kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlar, Danıştayımızda avukatlık mesleğinin de tam olarak icra edilemediğini, bu noktada birçok engel olduğunu da burada belirtmek istiyorum. Ben, Danıştayda hiçbir bilgi ve belgeyi vekâlet koymadan inceleyemedim; her defasında, gizlilik esasıyla... Mesela, bir kanun sözcüsünün görüşüne bakamazsınız, gizlidir. Oysa kanun sözcüsü, savcılık görevi yapar ve bir mütalaada bulunur, karara etkisi olur veya olmaz, kararı veren yargıçtır; ancak, kanun sözcüsünün görüşü bile çok önemli bir sırmış gibi saklanır, avukatlara gösterilmez, dosyadan belge almanız için çeşitli zorluklar çıkartır. Danıştayda, maalesef, avukatlık mesleği icra edilirken her türlü zorluk avukatın önüne gelmektedir. Avukatın önüne gelen bu zorluk, aynı zamanda, savunma mesleğinin, yani, kişinin kendisini savunmasının önüne gelen zorluk olarak, maalesef, önümüzde durmaktadır. Bunların süratle düzeltilmesi ve Danıştayın çalışma faaliyetlerinin yeni baştan gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlarım, bir başka husus da, idarenin işlem ve eylemlerinde kullanmış olduğu takdir hakkı ile yargının bu takdir hakkına müdahalesidir; yani, bir idare işlem ve eylem yaparken, yürütme erki faaliyeti gösterirken bir takdir kullanmaktadır. Şimdi, yargı, bu yürütme erkinin takdir hakkına yargı erki olarak müdahale ederse, yargı erki ile yürütme erki arasındaki hassas çizginin bazen siyasallaştığı, icranın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 24 Mart 2003

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook