İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · SALI

Çalışma saatleri ve konuları hk.

Süleyman Sarıbaş

Malatya Milletvekili ·

Genel Kurul, 89. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Nisan 2005 · 735 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Sarıbaş, 26 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 735 kelime.

Süleyman Sarıbaş (Malatya). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 26 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2005-04-26-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulunun bugün Genel Kurula sunduğu kararı aleyhine söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, anlaşılıyor ki, bu Danışma Kurulumuzla, Anamuhalefet Partimiz ve İktidar Partimiz, 876 sıra sayılı siyasî partilere yardımı öngören, 2820 sayılı Yasanın geçici 16 ncı maddesini kaldıran kanun teklifini görüşmek üzere irade beyanında buluşmuşlardır. Geçmişten beri, Cumhuriyet Halk Partimizin, bu 22 nci Dönemde bir kurgusu vardı. Bu kurgu, Sayın Cumhurbaşkanınca veto edilen yasaların, Sayın Cumhurbaşkanının yüksek hukukçuluğuna güvenilerek, enine boyuna tartışılması ve Anayasaya aykırılıktan çıkarılması noktasında bir kurgu kurmuşlardı ve sürekli olarak da, Sayın Cumhurbaşkanının veto ederek gönderdiği yasaların mutlaka geçirilmemesi gerektiği, Anayasaya aykırı olacağı, Anayasa Mahkemesinden döneceği noktasında milletle bütünleşen bir taahhütleri vardı. İlk defa, Anamuhalefet Partimiz, bu kurgusundan vazgeçti; yani, herhalde, Anamuhalefet Partimiz, Sayın Cumhurbaşkanının da artık çok büyük hukukçu olmadığını, onun da vetolarının siyasî olduğunu kabullenmiş gibi bir anlayışın içine girdi. Aslında, bu, kendileri açısından da hakikaten ileri bir anlayış.(!)

Şimdi, demokrasilerde iktidar her rejimde var. Geçenlerde de söyledim, iktidar her rejimde var; ama, demokrasiyi demokrasi kılan, o demokrasilerde muhalefetin olması. Daha da ileri kılan demokrasiyi, çoğunlukların, azınlık haklarının korunduğu bir sistemi hâkim kılması. Sayın Cumhurbaşkanımız da, nihayet, bu veto gerekçesinde, siyasî partilere yardımın süreç içerisinde gelişme gösterdiğini ve siyasetin, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasî partilere devlet yardımının yapılmasının zaruret olduğu noktasından veto etmiştir ve -bir şey daha belirtmiştir Sayın Cumhurbaşkanımız- bunun bir kurallar bütünü halinde yeniden düzenlenmesinde fayda olacağını da ortaya koymuştur; ancak, ne yazık ki, gerek İktidar Partimiz gerekse Cumhuriyet Halk Partisi, Anamuhalefet Partimiz, bu kanunu birlikte yürütme kararı almışlar ve kendilerinden başka kimsenin bu Mecliste sesinin çıkmaması için her türlü elbirliğini, işbirliğini bir gayret içerisinde yerine getirmektedirler.

Şimdi, gündemimize baktığımız zaman, gündemimizde köylüyü ilgilendiren, gündemimizde esnafı ilgilendiren, gündemimizde 56 000 muhtarımızı ilgilendiren, gündemimizde siyaseti ilgilendiren siyasî etik yasası gibi çok önemli yasalar varken, sadece demokrasinin sesini kısmak noktasında anlaşan her iki partimizin demokrasi anlayışını da milletin şahitliğine havale etmek istiyorum.

Konu, para değil. Bu parayı, biz, almayacağımızı da, buradan açık seçik beyan edebiliriz. Konu, İktidar Partisi ile Anamuhalefet Partisinin çoğunluklarına dayanarak demokraside azınlıkların haklarını nasıl gasbettiklerinin, nasıl onu gözardı ettiklerinin demokrasi açısından irdelenme meselesidir.

Daha üç gün evvel kutladığımız egemenlik bayramımızda, egemenliğin milletin iradesine dayandığını, millet iradesinin de Parlamentoda milletvekilleri vasıtasıyla temsil edildiğini, Parlamentoda çoğunluğu ele geçirenlerin diğer haklara da saygı göstermesi gerektiğini, hem burada beyan ettiler liderler hem de her iki partimizin de parti programında, maalesef, var. Demek ki, siyasî ikbal ve siyasî çıkar söz konusu olduğunda, siyasî partilerimiz, ikbal uğruna, çıkar uğruna, kendi programlarına yazdıkları ana ilkelerden de vazgeçme noktasında hemen bir irade birliği, bir bütünlük gösterebiliyorlar.

Ben isterdim ki, bu birlik, bu bütünlük, perşembe günü burada okunan Danışma Kurulu önerisinde ileri sürülen siyasî etik yasasında olsun. Siyasî etik yasasında anlaşamayanlar, muhtarların maaşlarının düzeltilmesinde anlaşamayanlar, esnafın örgütlü durumunun siyasetin bulaşması noktasında, esnafı susturma noktasında görüşülecek kanunda anlaşamayanlar, birliği gösteremeyenler, siyasetin sesini kısma noktasında bu birliği gayet rahat gösterdiler.

Değerli arkadaşlarım, ülkenin hakiki gündemi bu değildir. Ülkenin hakiki gündemi, bugün inim inim inleyen köylümüzdür; ektiği ürünün bedelini alamayan, yaptığı masrafı çıkaramayan köylümüzdür. Ülkenin hakiki gündemi, üniversiteyi bitirip, askerliğini bitirip kahve köşelerinde, iş isteyen, aş isteyen gençlerimizdir. Ülkenin hakiki gündemi, 120 000 000 lira maaş aldığı halde 240 000 000 lira Bağ-Kur primi ödeyen muhtarlarımızın burada bulunan tasarısıdır. Ülkenin gündemi, federasyonlara siyaset sokmak, sendikalara siyaset sokmak, esnaf derneklerini, esnaf birliklerini, esnaf konfederasyonlarını susturmak, siyaset sokmak değil; ülkenin gündemi, dış dayatmalara karşı ülkenin millî birlik ve beraberliğini korumaktır.

Bakın, Kıbrıs'ı, kulağı ters göstererek, bir oldubittiyle, Güney Kıbrıs Devletini Kıbrıs'ın tüm temsilcisi olarak tanımak gibi önemli bir gündem varken, ülkenin gündemi, bu hususları dillendirecek siyasî partileri, kamuoyu oluşturacak ve kamu görevi görecek siyasî partileri yakıt parasız, su parasız, elektrik parasız bırakmak değildir. Bu bakımdan, önünüzde, kiliselerin ekümenlik hakları var, önünüzde azınlık vakıflarının katrilyonlar değerindeki mallarının iadesi var.

Şimdi, bütün bunlar varken, sadece siyasî partilerin paralarını kesmek bu ülkelerin hakiki gündemiyse, bunu, milletin hakemliğine bırakıyorum. İktidar Partimiz 32 trilyon lira almış, hele Anamuhalefet Partimiz 18 trilyon lira almış ki, elli senedir bu Anamuhalefet Partimizin ülkeye çaktığı 18 kuruşluk çivi de yok.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Yapma ya!..

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Evet, bir tane eseri yok; köprüsü yok, barajı yok, yolu yok. Bir tane çivisi yok; ama, 18 trilyon lirayı, kendine verilen bir mükafat gibi cebine koyabiliyor.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Ne demek?!.

OSMAN ÖZCAN (Antalya)Şeker fabrikalarını baban mı yaptı?!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Sen 18 trilyonu cebine koyarken, nasıl demokrasi anlayışıdır ki...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

39 konuşma daha · 26 Nisan 2005

39 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook