Çalışma saatleri ve konuları hk.
Malatya Milletvekili ·
Genel Kurul, 18. Birleşim · 4. yasama yılı · 15 Kasım 2005 · 1.075 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Sarıbaş, 15 Kasım 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.075 kelime.
Süleyman Sarıbaş (Malatya). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 15 Kasım 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2005-11-15-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulu önerisi lehine söz istemiş bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Her hafta başında olduğu gibi, hayırlı bir çalışmanın geçeceği ümidiyle, temennilerimi de ifade etmek istiyorum; ancak, ülkemizde gelişen olayların, maalesef, pek de hayra yâd edilmeyen olaylar olduğunu da belirtmek istiyorum. Öncelikle, Van Cezaevinde meydana gelen müessir olay, hepimizi derinden üzmüştür. Bu vesileyle, Enver Arpalı Beyin bütün ailesine başsağlığı diliyorum, kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Olaydan büyük üzüntü duyan ve rahatsızlık geçiren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörüne de acil şifalar diliyorum.
Değerli arkadaşlar, hepimizin gayesi, bu ülkeyi bir hukuk devleti yapmak. Hukuk devletinin özü de hak. Yani, ne kadar felsefî raporlar hazırlarsanız hazırlayın, ne kadar düşüncenizi genişletirseniz genişletin, esas işin önemi, hak dediğimiz üç harflik kavramdan meydana gelmekte. Yani, mazlumun hakkı, yetimin hakkı, işsizin hakkı, açın hakkı, müteşebbisin hakkı, inananın hakkı… Yani, bir ülkede hak ve o hakka bağlı adalet tezahür etmiyorsa, yani, o ülkede hukukun üstünlüğü hâkim kılınamamışsa, meclisleriniz de olsa, hükümetleriniz de olsa, idareleriniz de olsa, kurumlarınız da olsa, o ülkede demokrasiyi oturtmanız mümkün değil.
Van Cezaevindeki, Van'daki olaylara baktığımız zaman, hak kavramı tecelli etmemiştir arkadaşlar. Kişi, sanık olabilir, suç işleyebilir; ama, hukuk devletine düşen, sanığı bir an önce yargının huzuruna, belli olan suçuyla, belirlenen suçuyla, delilleriyle sevk etmek ve yargının emanetine tevdi etmektir. Şimdi, dört ay geçmiş, sanık cezaevinde tutuklu; henüz iddianame yok, neyle suçlandığı, hangi suçun isnat edildiği belirli değil. Peki, bu iddianame bir ay sonra savcılık tarafından mahkeme huzuruna gitseydi, belki iki celse duruşması olup, belki de bugün, intihar eden, hayatta olmayan Enver Arpalı tahliye edilmiş, özgürlüğüne kavuşmuş, bir hak yerini bulmuş olacaktı.
Şimdi, tartışabiliriz, yargı bağımsızdır, evet, kimse müdahale edemez; ama, yargıyı düzenlemek, yargının işlevini düzenlemek bu Meclisin görevi; yani, bizim çıkardığımız yasalar muvacehesinde yargı görev yapıyor. Sonuçta yargı kanun koymuyor. Eğer biz cumhuriyet savcımıza, Ceza Usulü Muhakemeleri Kanununa "tutukladığın sanığı bir ay içerisinde hâkim önüne çıkar kardeşim" diye bir hüküm koymuş olsak, savcı keyfî davranabilir mi? Demek ki, bu Meclisin üzerinde durması gereken ana konu, hak. Hak diyorum, evet hak; Şemdinli'de de bir hak mağduriyeti var. Olay bir muamma. Mutlaka idare, hükümet bunun araştırmasını yapacak, mutlaka olayın gerçek durumu neyse, bu Parlamentonun önüne gelecek; ancak, ben isterdim ki, bugün, bu Meclisin açıldığı salı günü, İçişleri Bakanımız, hiç değilse elinde bulunan bilgilerle, milletin yüreğini soğutmak için, bu Meclisteki arkadaşlarımızın bilgi sahibi olması için herkesten evvel bu kürsüye gelsin, bu olayın nasıl tezahür ettiğini, nasıl geliştiğini ve nasıl önlemler alındığını, ne gibi önlemler alındığını bu milletin Meclisinde açıkyüreklilikle anlatsın arkadaşlar.
Üç siyasî parti grubumuz araştırma önergeleri verdi. İçtüzüğümüz burada; araştırma önergeleri, neticede, olayı araştıran ve Meclise bilgi vermekten ibaret bir müessese; yani, bir netice alıcı müessese değil. Hatta 105 inci maddemizde diyor ki: "Devlet sırları ve ticarî sırlar araştırma konusu olamaz." Biz biliyoruz ki, burada, birçok görevli veya birçok idareci, bu olayın devlet sırrı olduğu teziyle, bu komisyonlara bilgi vermeyecek. Geçmişte olduğu gibi, Susurluk Komisyonunda olduğu gibi Meclisin araştırma komisyonunun raporu çok yüzeysel, sığ olarak kalacak. Ben isterdim ki, hükümet bugün, geçmişte yapmadığı, yani 19 Eylülde Cumhuriyet Halk Partisinin önerisiyle bu Meclise gelen terör konusunun genel görüşme meselesini o gün yapsın, tedbirlerini konuşalım, geniş geniş araştıralım ve bu olaylar meydana gelmesin. Bugün hükümete düşen, görüşme, ki, o zaman söz verdi; yani, İktidar Partisi sözcüleri o gün burada "arkadaşlar, Meclisin açılmasına şurada bir hafta kaldı, 3 Ekimde Meclis açılır açılmaz zaten bu konuda biz Mecliste bir genel görüşmeye fırsat tanıyacağız" dediler. Halbuki, aradan yaklaşık kırkbeş gün geçti -Meclis açılalı- Türkiye'de hadiseler devasa boyutlara ulaştı; ama, İktidar Partisi bu verdiği sözü, milletin huzurunda Mecliste verdiği sözü bir türlü yerine getirmedi. Tam da bugündü; İktidar Partisi getirip, bu konuyu, Şemdinli olaylarını…
Bugün Van Başkale'de de 3 askerimiz mayın patlaması sonucu şehit oldu onlara da Allah'tan rahmet diliyorum. Hâlâ Yüksekova'da olaylar devam ediyor; çatışmalar devam ediyor, şu ana kadar 3 vatandaşımız da hayatını kaybetmiş durumda. Bunlar bu memleketin insanları, bu ülkenin yurttaşları, bu ülkenin hukukunun güvencesi altında, bu ülkenin yürütmesinin can ve mal emniyetini sağlamak zorunda olduğu vatandaşlarımız. Cumartesi günü İstanbul'da 2 vatandaşımız kapkaç terörü kurbanı olarak defnedildiler. İstanbul'un her köşesinde insanlar sokağa çıkmaktan neredeyse korkar duruma geldiler.
Yani, bir ülkede hükümet can ve mal emniyetini, ırz ve namus güvenini sağlayamayacaksa, bir ülkede her taraftan kan ve şiddet kokuları gelecek, siyasî iktidar bunların önlemini almayacaksa, Katar'larda, Kuveyt'lerde İstanbul'un kıymetli arazilerini pazarlamakla uğraşacaksa, bunun ne anlamı var arkadaşlar, bunun ne anlamı var?!
ALİ İBİŞ (İstanbul)Ayıp, ayıp!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Bakın "İstanbul aşkımız, İstanbul aşkımız" dedi Sayın Başbakan. Hiç kimse İstanbul aşkını, Sayın Başbakanın, inkâr etmiyor; ama, İstanbul'un kıymetli arazileri Sayın Başbakanın aşkı değil miydi, bu aşklarını niye satıyor?! Delikanlılıkta aşkı satmak var mı arkadaşlar?! Böyle bir şey yok, böyle bir şey yok…
Ama, bütün bunlar Türkiye'de olurken, Türkiye'de insanlar canlarından, mallarından, güvenliklerinden endişe duyarken, ülkenin bir tarafı, sanki, bu ülkenin bir parçası değilmiş, sanki güvenlik kuvvetlerimiz gidemiyormuş gibi yaygara koparılırken, bu terörün önlenmesinin yolunun uluslararası bir iletişimden, bir müzakereden geçtiği de gerçekken, maalesef, bu konuda, o bölgede siyasî gelecek düşünen uluslararası güçlerin, ticarî gelecek düşünen uluslararası güçlerle bir ortak zeminde, maalesef, anlaşılamadı.
Bu olayların arkasında ne Kürt vatandaşlarımız ne de Türk vatandaşlarımız ne de güvenlik kuvvetlerimizin... Bireysel hatalar olabilir; ama, asıl önemli olan, uluslararası güçlerin o bölgede ne yapmak istedikleri sorusunun net ve kesin o güçlere sorulamamasıdır, o güçlerle masaya oturulamamasıdır. Bunun temeli budur.
Peki, bu iradeyi göstermeyeceksek, ülkemizin bir bölgesinde can ve mal emniyetini sağlayamaz isek, devletin kanun hâkimiyetini, hukuk üstünlüğünü yerine getiremez isek, o zaman, burada oturmamızın bir anlamı yok, burada oturmamız bir şey ifade etmiyor demektir.
Değerli arkadaşlar, bütün bunlar olurken, bir helal gıda-haram gıda tartışması da, başka bir bölücülük anlayışı olarak gündemimize oturmaya başladı.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Nasıl olacak?
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Sanki, ülkede, Kürt-Türk ayırımı, Alevî-Sünnî ayırımı, birsürü ayırımı, nifakı sokanlar yetmiyormuş gibi, şimdi, bir de dönüldü, haram gıda-helal gıda tartışması gibi, insanların bölünmesi yetmiyormuş gibi, gıdaların da bölünmesi yolunda bir yaygaradır koparılmaya başlandı.
VAHİT KİRİŞCİ (Adana)Ayıp, ayıp!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Bu doğru değil arkadaşlar; ama, üç gündür gazeteler bunu yazıyor. Bakın, bence haram gıda nedir biliyor musunuz?
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Avrupa standartları…
YAHYA BAŞ (İstanbul)Bu meseleyi böyle büyük mesele yapma, masum bir mesele bu.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Bakın, Erdal Sağlam bugün yazmış; "bir çikolata üreticisi nişastadan bir fabrika kurdu, bir senedir Rekabet Kurumu bunu kapatamadı, bir senedir diğer kola firmalarına karşılık haksız rekabetle para kazanıyor" diyor. İşte haram gıda bu! Haram gıda, haksız rekabetle cebinize koyduğunuz parayla yediğiniz gıdadır. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 15 Kasım 2005