Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)
Malatya Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 72. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Mart 2006 · 1.066 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi), 8 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BANKACILIK KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S. 1078)); konuşma 1.066 kelime.
Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi, Malatya). “Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 8 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2006-03-08-bankacilik-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1078 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Bankacılık Yasasında değişiklik öngören kanun tasarısının 2 nci maddesi hakkında, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, aslında, tasarı, tümü itibariyle, Anavatan Partisi Grubu olarak desteklediğimiz bir tasarı. Sonuç itibariyle, sıra cetvelini yeniden düzenleyen, devletin alacaklarını, yani vergi alacaklarını ve sosyal güvenlik alacaklarını sıra cetvelinde ön sıraya getiren bir tasarı; teknik itibariyle de, kanun itibariyle de desteklediğimiz bir tasarı. Söz alışımın sebebi, biraz önce, Sayın Bakanımın açıklamasıdır. Sayın Bakanım, Türkiye'deki bankaların, hakikaten, büyüklük olarak Avrupa'daki bir bankaya dahi kavuşmadığını ifade ettiler; doğrudur.
Değerli arkadaşlar, bir banka nasıl büyür; halkın tasarruflarıyla büyür. Kim tasarruf eder; orta direk tasarruf eder. Yani, orta direk dediğimiz kesim, tarifi şu: Kişi, kişiler, kendi ihtiyaçlarını, sosyal ihtiyaçlarını, normal ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, gelirlerinin bir kısmını tasarruf eden kişiye orta sınıf, ortadirek denir. Şimdi, bugünün Türkiyesinde Türkiye'ye bir bakalım, orta sınıf var mı. 5 000 000 asgarî ücretli var, 380 000 000 maaş alıyorlar. Yani, bu insanlar, gelirlerinin bir kısmını, ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra tasarruf edebilecek durumdalar mı; hayır. Türkiye'nin 30 000 000 insanı köylü, çiftçi; 10 000 000 çiftçi ailesi var, inim inim inliyor. Bunlar tasarruf edecek durumda mı; hayır. Aksi takdirde, devletten destek istemezler; aksi takdirde, devlete "açız, tarım işletmelerimizi yürütemiyoruz" diye feryat etmezler. Bunlar da tasarruf edemiyorlar. Memurlar… En üst memurlar, milletvekili arkadaşlarım. Tasarruf eden arkadaşımız var mı içlerinde, aldığı ücreti o ay götürüp kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra bir kısmını bankada tasarruf eden arkadaşımız var mı; bu da yok. Esnaf… İşte biraz önce arkadaşlarım söyledi; aylık 90 000 senet protesto oluyor. Bağ-Kur alacaklarını daha geçen gün yapılandırdık; esnafımız Bağ-Kurunu yatıramıyor. Peki, esnafınız da tasarrufta bulunamıyor, normal ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra bir tasarrufu yok; çiftçi tasarruf etmeyecek, çalışan tasarruf etmeyecek, esnafınız tasarruf etmeyecek, edemeyecek daha doğrusu; herkes bir bunalımın, bir krizin sürekliliğinde yaşayacak, normal ihtiyaçlarını karşılayamayacak, ülkede bankaların büyümesi beklenecek!
Sayın Bakanım bir şeyde bulundu, dedi ki: "Tasarruflar büyüyor." Acaba -bakmak lazım- bu bankalarda büyüyen tasarrufların hesap sahipleri yerli mi yabancı mı veya ne kadarı yerli ne kadarı yabancı?! Değerli arkadaşlar, Türkiye'de büyüyen tasarruflar tamamen yabancıların parasıdır. Sayın Bakanımın elinde rakamlar vardır. Bu hesap sahiplerinin, tasarrufta bulunanların kimlik adreslerine, ikamet adreslerine baktığı zaman ne kadarının yabancı ne kadarının yerli olduğunu görmek mümkün. Türkiye'de tasarruf edemeyecek durumda yaşayan halkımızın bankaların büyümemesinden sorumlu olması mümkün mü; değil. Yani, bu halka "niye tasarruf yapmıyorsunuz" diyemezsiniz; çünkü, halkın kazancının yüzde 50'sini, yüzde 70'ini dolaylı vergi olarak zaten elinden alıyorsunuz. Yani siz, halkın tasarruflarını, tasarruf edeceği kısımları dolaylı vergi olarak elinden aldıktan sonra, halk normal ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyorsa, çiftçi mazotunu alamıyorsa, memur çocuğuna bir ayakkabı alamıyorsa, esnaf senedini ödeyemiyorsa, çekini ödeyemiyorsa, nasıl tasarruf edecek?! Elbette tasarruf edemeyecek. Yani, bu ülkede tasarruf eden olmadığına göre, bu ülkenin ortadireği kalmamıştır. Bir ülkede ortadireği yok ederseniz, değerli arkadaşlar, kriz yaşanır; demokraside kriz yaşanır, sosyal hayatta kriz yaşanır, geleceğimizde kriz yaşanır.
Bakın, meydan meydan söylüyoruz, burada da söylüyorum: Eğer bu çıpalı kur durumunu düzeltmez iseniz, eğer ülkeyi ithalat cenneti yapmaya devam eder iseniz, vallahi bunun arkasından gelecek, sosyal bir patlamadır. Artık 2001 krizi gibi falan filan geçiştirilecek krizler gelmez. Bu ülkede kapkaç artmışsa, bu ülkede hırsızlık artmışsa, bu ülkede insanlar geçim sıkıntısı yaşıyorsa, bundan sonra gelecek kriz, sosyal bir kriz olur. Allah korusun diyorum.
İşin başındasınız. Bakın, Kemal Bey geldi, bir laf söyledi, dedi ki: "Türk parası aşırı değerlenmiştir." İki gündür borsa yüzde 4, yüzde 4 gitti, yaklaşık yüzde 8 değer kaybetti. Demek ki hâlâ ekonomimiz kırılgan. Hani kırılganlık geçmişti, hani çok güzel gidiyordu, hani cari açıklar artık sorun değildi, sekiz on yıl cari açık vermemizde hiçbir sakınca yoktu?! Bakın, bir beyan, yüzde 10'a yakın borsayı düşürdü. Borsayı düşürmesi vatandaşı fazla ilgilendiren bir konu da değil; yani, borsa çıksa ne olur vatandaşa göre, inse ne olur, vatandaşın borsada parası mı var!.. Para sahipleri, borsayı yükseltenler, yabancılar; borsa düşüyorsa bundan zarar eden de yabancılar.
Biraz önce, bir arkadaşım, burada ilk 1 000 şirketin durumunu açıkladı. İşte, Türkiye'de 250 şirketin -ki, bunların çoğuna da baktığın zaman mutlaka yabancı tekellerle iştirakleri olan şirketler- durumu iyi. Bu şirketler bu ülkenin kaymağını yiyor. Deyin ki beşer ortaklarından, onar ortaklarından yaklaşık olarak 1 000 kişi bu ülkenin kaymağını yiyor. 72 000 000'un 1 000 kişisi kâr etmiş. Peki, 71 999 000 kişi ne yapıyor; inim inim inliyor, ağlıyor arkadaşlar. Vallahi Anadolu ağlıyor! Geçen hafta Eskişehir'deydik. Dükkân dükkân gezdim Eskişehir'i, en iyi caddesini, Hamamönü Caddesini... Esnaf, siftah etmediğini söylüyor; esnaf, Bağ-Kurunu yatıramadığını söylüyor; esnaf, kirasını veremediğini söylüyor; esnaf, senedini, çekini ödeyemediğini, sahtekâr duruma düştüğünü, dolandırıcı duruma düştüğünü söylüyor. Şimdi, Türkiye manzarası bu. Türkiye manzarasında orta sınıf diye bir sınıf kalmamış, hiç kimse tasarruf edemiyor, hiç kimse gelirlerinin kendi ihtiyacının dışında bir kısmını tasarrufa ayıramıyor; ama, diyoruz ki, bankalar, tasarruf bakımından, işte, Avrupa'nın bankaları kadar değil bütün bankalarımızı toplasak. Doğru... Doğru... Yani, üretimin durduğu, ara malı üretimlerinin dahi ithalatla karşılandığı, KOBİ'lerin artık üretemediği, rekabet edemediği, işletme girdilerinin dünyanın en pahalı ülkesi olduğu bir ülkede kim tasarruf edecek? Herkes, bir an önce şu işletmeyi başımdan kurtarsam da, daha fazla zarar etmeden bunun altından çıksam diye feryat ediyor; ama, alıcı da bulamıyorlar. İşte, kârlı, kaymaklı sektörlere geliyor yabancılar, basıyor parayı, alıyor, millî şirketler birer birer el değiştiriyor; ondan sonra, ülke güllük gülistanlık! Açıyorsunuz televizyonları, açıyorsunuz gazeteleri, her şey iyi, her şey tozpembe...
Değerli arkadaşlar, bu senaryoyu 2001'de de gördük. Bakın, 2001 Ekim krizi çıkmadan evvelki gazeteleri bir açın bakın. Aynı gazeteler o günkü iktidara da, her şey iyi, her şey güzel, enflasyon yüzde 100'lerden yüzde 30'a düşmüş, cari açık yüzde 2 civarlarında, Türkiye iyi gidiyor, bu iktidar başardı, IMF programı başarılı olacak… O IMF temsilcisi de geliyor gidiyordu, boy veriyordu, Türkiye'de ofis açmaya falan filan… Bir anda ne oldu; bir anda bir 5 milyar dolar çıktı, Türkiye, şap, ekonomisi oturdu.
Değişen ne arkadaşlar? Aynı sistem... Yabancılar para getirmiş, borsa yükselmiş, 250 şirket kaymağı yiyor; halk gene malını ürettiği maliyetine satamıyor, halk gene perişan, halk gene tasarruf edemiyor, halkın orta direği kalmamış. Neye bağlıyız şimdi? Yabancılara yalvarmak durumundayız, aman paralarınızı çekmeyin… Aman paralarınızı çekmeyin, kriz gelir. Herkes söylüyor... Ben ekonomist değilim; ama, bütün ekonomistler diyor ki, yabancı sıcakpara çekildiği an Türkiye 2001 krizinden daha beter kriz yaşar.
İşin özü şu: Kendi yerli programınız yoksa, kendi halkınızın üretimine dayanan programlar yapmamışsanız, kendi halkınızın rekabet önceliklerini göz önünde bulunduran programlar yapmamışsanız, IMF'nin dördüncü sınıf, beşinci sınıf bürokratlarının geri kalmış üçüncü dünya ülkeleri için hazırladığı programları abartarak uyguluyorsanız, bunun sonu, bu filmin sonu kötü biter arkadaşlar ve kötü bitmesin diyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
30 konuşma daha · 8 Mart 2006