Elektronik imza kanunu tasarısı (s. sayısı : 333 )
Adana Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 43. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Ocak 2004 · 1.808 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Tacidar Seyhan (CHP), 15 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ELEKTRONİK İMZA KANUNU TASARISI (S. SAYISI : 333 )); konuşma 1.808 kelime.
Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Elektronik imza kanunu tasarısı (s. sayısı : 333 )”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 15 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2004-01-15-elektronik-imza-kanunu-tasarisi-s-sayisi-333 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektronik İmza Kanunu Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi belirtmek üzere, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, biraz daha yalın tutmak istiyorum; bu tasarıyla ne yapılacak, elektronik imza nedir, elektronik imzayı hangi alanlarda kullanacağız?
Elektronik imza, dünyanın birçok yerinde, 52 ülkede, gerek kanun olarak gerek yönetmelik olarak zaten var ve uygulanmaktadır. Üç yıldır, bu ülke sayısı hızla artmaktadır.
Elektronik imzayı genel bir tanımlama olarak alacak olursak, bugün, zaten, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bunu, bir şekilde kullanıyoruz. Kendi masalarımızda kullanmış olduğumuz parmak izi, bir elektronik imzadır, elektronik imzanın biyometri tekniğidir ve teklik özelliği vardır; hiçbirimizin parmak izi bir diğerine benzemediğinden, teklik özelliği taşır. Önce, kendinizi kodluyorsunuz; sonra, kimliğiniz sistem tarafından tanımlandığı anda, hangi biyometri tekniğiyle, hangi parmağınızla gireceğinizi kodluyor ve kendinizi yeniden tanımlıyorsunuz; daha sonra, veri onayına geçiyorsunuz. Şu anda, onaylayacağımız Elektronik İmza Kanunu Tasarısı da, bu tip yöntemlerden oluşmaktadır.
Dünyanın her tarafında, elektronik imza, 3 temel hususta taranabilir. Bunların en önemlilerinden biri biyometri tekniğidir. Biyometri tekniği, kendi içerisinde, avuç içi izi, göz retinası, parmak izi şeklinde değişik şekillerde tanımlanır; bunun teknik özelliği vardır. Diğer bir tanımlama da, sayısal imza tekniğidir. Bir diğer şekliyle sayarsak bu sayısal imza tekniğini, nümerik ve alfanümerik karakterlerle, bilinen karakterler ile bilinmeyen karakterlerin karışımıyla yapılan bir tanımlamadır. Bu da, ikili onay sistemiyle sunulduğundan, teknik özellik taşımaktadır. Peki, biz, sayısal imzayı şimdiye kadar kullanıyor muyuz; onu da kullanıyoruz. Bankalar, interaktif sistemde, bize, havale yapma yetkisini veriyorlar. Bu, bir enformasyon ve entegre sistem olarak gerçekleşmiyor; ama, bir şekilde, biz, bunu kullanıyoruz; havalemizi yapıyoruz, hesabımız geliyor, hesabımızı kodluyoruz, kendi kodumuzu giriyoruz ve bunları Türkiye'yle paylaşıyoruz veya havalemizi yapıyoruz, ticarete de yansıtıyoruz.
Şimdi, Elektronik İmza Kanunu Tasarısı iki şeyi içeriyor. Bir, elektronik imzayı ve imzanın doğrulamasını içeriyor; bir de, kişinin kimlik bilgilerini oluşturan elektronik sertifikayı içeriyor. Bizim, bir de, elektronik sertifika doğrulama merkezlerimiz var; işte, bu merkezleri oluşturarak, kendi kimlik bilgilerimizle, yurt içinde ve yurt dışında, bizim işlem yapmamızı kolaylaştırıyor. Kısacası, maddeler üzerinde, biz, bunları biraz daha aydınlatıcı şekilde açacağız; ama, arkadaşlar, geneli üzerinde, şunu belirlemek istiyorum: Bu imza bize ne kazandıracak; biz, bugün, elektronik tüm işlemin hukukî altyapısını oluşturacağız. Tamamını mı; hayır, değil. Neden değil; çünkü, elektronik tanımlamaya, elektronik veriye ilişkin, hukuk sistemimizde bir düzenleme yoktur. Bu düzenleme yapılmadıkça, bizim, elektronik imza kanununu güvenli bir kalıba oturtmamız mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım ve değerli çalışma arkadaşları bunun da tedbirini almışlar; çok teşekkür ediyorum. Bunu iki aşamaya bırakmışlar; son derece olumlu bir tercihtir bu. Burada, elektronik imza kanununda, resmî törene tabi tutulan hukukî işlemler ile teminat sözleşmelerini, şu anki uygulamanın dışında bırakmışlar, kapsam dışıdır. Bunlar olmamalı mı; bunlar da olmalı; ama, elektronik sözleşmelerle ilgili hukukî bir düzenleme yoktur. Hukuksal açıdan bu düzenleme yapılmadıkça, bunun güvenilirliği sağlanıp test edilmedikçe, bu kanunda bunların işlerlik kazanması mümkün değildir. Arkadaşlar, elektronik sertifikayla ilgili, başlangıç noktasında bir toplumsal güvensizliğin yaşanmaması için, belli bir süre, bunları uygulamanın dışında tutmuşlardır, doğru yapmışlardır; hep birlikte, bu eksiklikleri giderecek altyapı çalışmalarını birlikte yürütmeliyiz diye düşünüyorum.
Burada en önemli unsur şudur arkadaşlar: Bunların hepsi işlem; ama, eğer biz çağdaş toplumlarda e-ticarete atılacaksak, e-devleti gerçekleştireceksek, elektronik imza kanunu olmadan bunu yapmamız mümkün değil; bunu, kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Bir dolu sıkıntıları var. Devlet neden yapmıyor, devlet neden bizim sorunlarımızı elektronik ortamda gidermiyor; onu da açıyorum: E-devlet yapısının ve elektronik ticaret yapısının aslî unsuru elektronik imzadır. Elektronik imza yoksa, e-devlet de yok, e-ticaret de yok; aslına bakarsanız, e-dönüşüm de yok. Onu sağlamadan, bunların üçünden hiçbirini yapamazsınız.
Biz, Türkiye'de bir yere geldik mi; geldik. Önce, e-devlette nereye geldik: Doğru; yıllardır e-devleti konuştuk konuştuk durduk, vatandaşa "e-devlet" yerine "e be devlet" dedirttik; ama, belli, uygun, düzeyli çalışmalar var; takdir de ediyorum. Bu yolda, teknik donanımı yeterli arkadaşlarımız, uzmanlarımız ciddî şekilde çalışıyorlar. Şimdi, bizim görevimiz bunun önünü açmaktır.
Peki, neredeyiz; biz şuradayız değerli arkadaşlar: E-devletin üç boyutu vardır. Bana göre üç, bazı uzmanlar dört tanım kullanıyor. Birisi, interaktif bilgi verme... İnteraktif bilgi verme aşamasında, bir kurum, İnternet sayfasıyla ilgili bilgiler verir veya o kurumun veri tabanına girerek belli bilgileri sorgulama müsaadesini kullanıcıya verir. Biz bunu yaptık mı; yaptık. Nerede yaptık; maliyede yaptık, sigortada yaptık; yani, devlete bağlı kurumlarda interaktif bilgi verme işlemini yerine getirdik.
İkinci aşama var mı; ikinci aşamayı da bence yaptık. İkinci aşamayı da şöyle tanımlıyorum: Muamele (transaction)... Bir sisteme girerek, kullanıcı, güvenli bilgi alanlarına girerek kendi adına bir muamele gerçekleştiriyor. Birçok kurumda yaptık; bankalarda yapıyor, muamelesini gerçekleştiriyor; ama, eksiklerimiz var.
Üçüncü aşama olan data sharing'i yapamıyoruz. Neden yapamıyoruz data sharing'i; veri güvenliği yok; birincisi bu. Yeterli teknik altyapımız yok; iki. Yeterli hukukî düzenlememiz yoktu; üç. Bir veri alışverişi yapacağınız zaman, mutlaka, siz, birey olarak kendinizi tanımlamalısınız. İşte bunun adı, elektronik sertifikadır, elektronik imzadır. Bir kuruma eğer siz belge gönderecekseniz, siz, sertifikanızı kullanmadan, sorgulandıktan sonra belgenin doğruluğunu onaylamadan, onun altına elektronik imzanızı atmadan o belge yasal bir belge olmayacaktır. Bunun için, kurumlar arasındaki iletişimde, mutlaka, elektronik sertifika, elektronik imza gereksinimi vardır. Önemli olan, bunun altyapısının hazırlanmasıdır.
Burada aksamalar olacak mı; olacak tabiî. Birkaç eksiğimiz var. E-devletin, bir kadrosal altyapısı -uzmanların oluşturulması, yönetici kadrolarının oluşturulması- söz konusudur; ama, bir de, bilişim altyapısının oluşturulması lazım yazılımdan donanıma kadar. Network kurulumlarının gerçekleştirilmesi lazım. Gerekli yazılım ve donanım ihtiyacının mutlak suretle giderilmesi lazım, ülkenin buna açık olması lazım; yenilenmeye açık olması lazım. Mevcut internet yapısının, altyapısının desteklenmesi lazım. Böyle bir niyet var; ama, yeterli değil arkadaşlar.
Bir eksiklik daha var. Biz, bu Elektronik İmza Kanunu Tasarısıyla, teknolojik dönüşümün, teknolojik yenilenmenin başlangıcı olarak bugünü belirlemek zorundayız. Bu ülkenin bir teknolojik dönüşüm ihtiyacı var. Sanayide rekabet etme özelliğini taşıyacak her tür aşama elektronik sertifikadan geçer; çünkü, biz, burada, işgücü tasarrufunu sağlayacağız. Ülke ekonomisinde, dokümantasyondan tutun işgücüne, işgücünden tutun ulaşım masraflarına kadar birçok alanda tasarruf edeceğiz ve zamandan kazanacağız; ama, bu işi yaparken de, biz, bu teknik altyapıyı bilgiye dayandıracağız, bilgi edinme hakkına dayandıracağız. Bilgi toplumu olma özelliğine kavuşabilmek için, bilginin önünü açacağız. Mutlaka internet altyapısının genişletilmesi, yeterli bilgi ağına ve donanıma kavuşturulması, bu alanlar açıldıktan sonra da, her vatandaşımızın bundan, hangi bölge olursa olsun, saydam, şeffaf bir şekilde yararlanması gerekir arkadaşlar.
Lütfen, yönetim biçimimizi bir gözden geçirelim. Yönetimde yeni anlayışları, yeni uygulamaları, yeni yapılanmaları kabul eder düzeye gelelim. Eksiklerimizi görelim. Yönetim eksikliğimiz var mı; var. Türkiye'de bir yetenek arayışı var. Bu ülke, bu ulus, bir tek, yeteneklerini yönetmede eksiklik yaşıyor. Bu ulusun birçok yeteneği vardır; ama, Türkiye Cumhuriyetinde, maalesef, yetenek yönetim anlayışı oturmamıştır. Bunu oturtmak için, paylaşımcı bir idare anlayışının, bilişimin, yönetişimin iyi kavranması lazım. Bu, bir başlangıç noktasıdır, dediğim gibi.
Tasarıyla ilgili bazı endişelerimiz var. Ne var; hukukî açıdan var. Ben, bunlardan birkaçına değinmek istiyorum. Adalet Komisyonuna gitti, o arkadaşlarımız orada çalıştı; ama, Sayın Bakanım da değerlendirirlerse çok sevinirim. Hukukî bilgim olmamasına rağmen, teknolojik bilgimle birleştirdiğimde birkaç alanda eksiklik görüyorum. Örneğin, elektronik imza, elektronik sertifika diyoruz. Arkadaşlar, bu sertifikada beş temel bilgi var. Basite indirgeyerek anlatıyorum; gönderinin tespiti, alındı teyidi, gönderilme yeri, alınma yeri ve alınma zamanı. Bu beş temel bilgi, delil oluşturuyor, delil olarak kabul ediliyor burada; ama, delillere baktığımızda, hukuk "kesin deliller" ve "takdirî deliller" diye, delilleri teker teker tanımlamış. Acaba, bazı kanunlarda değişiklik yapıp, bunların, hangi deliller kapsamında değerlendirileceğinin de tanımlanması gerekmiyor mu diye düşünüyorum; çünkü, elektronik veriyle ilgili bir tanımlamamız yok. Tanımlamadığınız zaman, bu alandaki eksikliklerin tamamı, sadece hâkimin takdirine bırakılacaktır ve elektronik sertifika sağlayıcıları bilirkişilik görevini yerine getirmeden, yargı karar veremeyecektir. Yargının önünü açabilmek için, mutlaka bunun tanımlanması gerektiğine inanıyorum. Birinci eksiklik bu.
İkinci eksiklik, idarî para cezalarında. İdarî para cezalarında -Sayın Bakanımın buraya da özellikle dikkatini çekmek istiyorum- idare mahkemesine başvuruluyor. Biliyorsunuz, idarî para cezalarında, idare mahkemesine -bu kanun tasarısında da öyle deniliyor- başvurmuş olmak, cezanın ödenmesinin önüne geçmiyor; vatandaş o cezayı ödeyecek; ancak, bununla ilgili kurum, Telekomünikasyon Kurumudur. Biz, Telekomünikasyon Kurumunda bir mercie itiraz hakkını, mutlaka doğurmalıyız; yani, ilk itirazın kuruma yapılmasının önünü açmalıyız. Bu bize ne mi sağlar; hazırlıksız kesilmiş, hazırlıksız yapılmış bir teftişin yeniden değerlendirme olanağını sağlar; ikincisi, idare mahkemelerinde dosya birikmesinin önüne geçilir. Eğer burada da bu cezanın kesinleştiği yönünde bir karar verilirse, tabiî ki, vatandaşımız idare mahkemesine gider.
Telekomünikasyon Kurumunda, burada belirlenmeyen, ama, arkadaşlarımızın yönetmelikle belirlemeye çalıştığı -sorumlusu odur- eğer elektronik hizmet sağlayıcılarında, sertifikayı veren kurumlarda iflas olursa, bu görevi yerine getiremeyeceğini, ifa edemeyeceğini söylerse, kapanma durumunda kalırsa "buradaki sertifikalar bir başka kuruma devredilecek", "üç ay önceden bu durumunu bildirmek zorundadır", "haklarıyla birlikte devredilecektir" diyor. Burada bir sigorta sistemi de konulmuştur; o da doğrudur. Onu da saygıyla karşılıyorum; ama, bunun denetlenmesi lazım. Kim denetleyecek; Telekomünikasyon Kurumu.
Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde, mutlaka, teknolojik olarak elektronik sertifika sağlayıcılarının denetlenmesini sağlayabilmek için, test ve onaylama merkezlerinin kurulması esastır. Eğer bu merkezleri kurmazsanız, denetimi sadece organik olarak müdürlükler vasıtasıyla sembolik olarak yaparsanız, biz, elektronik sertifika sağlayıcılarının da hakkını koruyamayız, elektronik sertifika sahiplerinin de hakkını koruyamayız. Bunlar, yürütmeyle ilgili eksiklikler; ama, bu ciddiyette bir kanun hazırlayan kurumların, bu önlemleri alacağı kanaatini de taşıyorum; kendilerine de çok teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, teknik alanda çalışan arkadaşlarıma da bir şey ifade etmek istiyorum. Ne olursunuz, bizim bir dönüşüme ihtiyacımız var. Siz, orada meslekî konumlarınızı yerine getireceksiniz, meslekî bilgilerinizi bizlere aktaracaksınız. Yöneticilerinizin sizi şekillendirmesini beklemeyin. Paylaşım odaklarının hepsini müşterek açılımla, bilgiye, birikime ve faydaya dönüştürmeye çalışın. Türkiye'de, daha çok, son on yılda, idarecinin hissiyatı beklenmeye, o hissiyat doğrultusunda çözümler üretilmeye çalışılmaya başlandı. Bu, ıskaladığımız sanayileşmenin önünde ikinci bir engeldir. Mutlaka, kişi, inandığı doğruyu, inandığı teknik altyapıyı gerçekleştirmek için idarecisini, amirini zorlamak, düzenlemesini yapmak zorundadır. "Yahu, bir bakayım; eğer böyle düşünüyorsa, benim gibi düşünüyorsa, o zaman bunu harekete geçiririm" mantığı yanlış. Bizim toplumda var bu.
Bir örnek geldi aklıma: İki arkadaş gidiyorlarmış, biri "yahu, işlerim rast gitmiyor, ne yapayım" demiş, arkadaşı da "yürüdüğün sürece şeytanı lanetle" deyince "olmaz, daha nereye gideceğim belli değil, o konuda bir fikrim olsun, ondan sonra lanetleyim, başıma şimdiden iş açmayayım" diye cevap vermiş.
Arkadaşlar, bilgide böyle ruhanî bir anlayışa giremeyiz. Bilgide çağdaşlığın ölçüsü, paylaşmaktır, bilgiyi kurumlarına iletmektir, onun gelişmesini sağlamaktır. En büyük tehlikemiz, bilgi kıskançlığıdır, bilginin kullanımının önünü açmamaktır.
Bizim korkularımız var. Burada da şeffaflığı öneriyorum. Ne olursunuz, ticarî sır kavramını değiştirin, bilgideki sır köprülerini aralayın. Gelişmeye yönelik her türlü veriyi, alınabilir özgürlükler çerçevesinde bilgi olarak tanımlayın.
Bizim korkularımız var. Biz, Türkiyeliyiz, Türkiye'de yaşayan insanlarız. Bakın, her birimizin çevresinde vardır; karanlıktan geçerken birçok arkadaşımız ıslık çalar, mezarlıkta yalnız başına korkarız. Neden; bilinmeyenden korkuyoruz, karanlıktan korkuyoruz. Bizi açan, Türk toplumunun dokusunda var olan tek şey, şeffaflık, saydamlık ve anlaşılabilirliktir. Bunu bilgide yapmadığınız sürece, gelişmişliğin önünü açıyorum diyemezsiniz, gelişmişliğin önünde engel olan şeyleri ortadan kaldıramazsınız. Devlet yapısından başlayarak, bilgi yapısına da yeni yatırımlar yapıp, bu ülkenin önünü açmak lazım.
Dikkat edin, özellikle, altyapıyı elektroniğe yapın diyorum; yapın, yazılıma da yapın arkadaşlar. Üçüncü dünya ülkeleri diye tanımlanan birçok ülkenin kendi ulusal yazılımları var. Biz, 70 000 000'luk Türkiye Cumhuriyetinde daha kendi ulusal yazılımımızı oluşturamadık. Ne olursunuz, yazılım sektörünü biz destekleyelim; bunların önünü açalım. Bu yasayla birlikte, onların ülkedeki iletişime katkılarından maksimum derecede faydalanmaya çalışalım. Genç dimağlarımızı yurt dışına göndermek yerine, yurt içinde değerlendirmenin önünü açalım.
Bugün, Hindistan'ın dahi 2002 yılında yazılım ürünleri ihracatı 6 milyar dolara ulaşmışken, 2006 yılı hedefleri 50 milyar dolar olmuşken, Türkiye'nin bir yazılım politikasının olmamasını anlamak ve yazılıma destek vermemesini anlamak mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
12 konuşma daha · 15 Ocak 2004