2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.(başbakanlık,mit müsteşarlığı,mgk genel sekreterliği,atatürk kültür,dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı)ikinci tur
Kayseri Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 32. Birleşim · 4. yasama yılı · 15 Aralık 2005 · 1.179 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Taner Yıldız (AK Parti), 15 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS.(BAŞBAKANLIK,MİT MÜSTEŞARLIĞI,MGK GENEL SEKRETERLİĞİ,ATATÜRK KÜLTÜR,DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI)İKİNCİ TUR); konuşma 1.179 kelime.
Taner Yıldız (AK Parti, Kayseri). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.(başbakanlık,mit müsteşarlığı,mgk genel sekreterliği,atatürk kültür,dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı)ikinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 15 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/taner-yildiz-22-2005-12-15-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-basbakanlik-mit-mustesarligi-mgk-g (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA TANER YILDIZ (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, çok zor şartlar altında göreve gelmiş olan AK Parti Hükümetleri ve Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın dirayetli ve basiretli Başbakanlığıyla, bir yandan halkımızın birikmiş sorunlarına acil çözüm ararken, diğer yandan da bir daha böylesi bir sorunla karşılaşmamak üzere, gerekli yapısal değişiklikleri ve son derece önemli olan reformları gerçekleştirmek üzere ciddî adımlar atılmıştır.
AK Partinin hükümet etme mantığı, genel olarak, devlet ve toplum arasındaki bağları daha güçlü hale getirmeye, siyaset alanını kırılganlıktan kurtarmaya, siyasetin itibarını artırmaya ve milletin siyasete güvenini yeniden tesis etmeye ve halkın taleplerine tam olarak cevap vermeye dönük olarak işlemektedir; yani, ülkemizin her yönüyle normalleşmesi çalışmasına devam edilmektedir.
Bir ifadeyle, 3 Kasımla birlikte, sadece Başbakanlık makamındaki hasta yatağı kaldırılmadı, sadece Başbakanlık önündeki demir parmaklıklar kaldırılmadı, aynı zamanda millet ile devlet arasındaki demirperde kaldırıldı. Hatırlayın, koalisyon hükümetleri döneminde Bakanlar Kurulunun iki ay toplanmadığı dönemler olmuştu. Bakanlar Kurulunun toplanmaması ne demek; Meclisin çalışmaması, bakanlıkların çalışamaması demek, kısaca sistemin tıkanması demek.
Hükümetimiz işbaşına gelir gelmez, Başbakanlık kurumunu, görevlerinden birisi olarak, parlamento ve hükümet arası koordinatör statüsüne kavuşturdu. Geçmişte siyasî amaçlarla kurulan bakanlıklar tasfiye edildi. Tek kurumdan sorumlu bakanlık vardı. Hava durumundan sorumlu tek başına bir bakanlık olabilir miydi; evet, bizden önceki hükümetler döneminde vardı. Başbakanlığa bağlı 70 tane kuruluş vardı ve bunların büyük çoğunluğunun da Başbakanlıkta gereği yoktu. İlk iş olarak da bunlar azaltıldı. Bakanlıkların birleştirilmesinin ekonomiye olan katkılarını hep beraber gözledik.
Değerli arkadaşlar, artık Başbakanlığın önünde, iş yapmak için gelen müteşebbis var. Hükümet krizleri unutuldu. Türkiye siyasî istikrara kavuştu. Avrupa Birliğinden tam üyelik tarihi almış ülke olarak bölgenin parlayan yıldızı oldu. Hasta yatağından kalkan Türkiye, yeni ufuklara koşuyor ve koşturmaya da devam edecek.
Milletlerarası platformlarda Türkiye'yi hakkıyla temsil eden Başbakandan kimsenin şikâyeti yok. Millet "aman Ankara'ya, iktidara sahip çık. Siyasî istikrar bu ülkeye lazım. Bunu biz kolay elde etmedik. Sana emanet ettik. Sizlere güveniyoruz, iyi koru" diyor. Bu istikrarı bozmak isteyenlere de bizim müsaade etmemiz mümkün değil.
Başbakanlık makamı, iktidarı kullanma yeridir. Halk ona "başımızı yastığa koyunca yarın krizin çıkmayacağından emin olarak bu Türkiye'yi sevdik. Bunun muhafaza edilmesi lazımdır" diyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Partinin 3 Kasım seçimleriyle tasfiye ettiği siyaset, hantal ve merkeziyetçi yapıyı kurmuş, kendi dar çıkarları ve Türkiye'nin geleceğini yönetme kaygısından uzak bir siyaset anlayışıydı. Eski siyaset mantığı ve köhnemiş siyasî akıl tarafından uygulanan ekonomi politikaları başarısızlıkla sonuçlanmış, cumhuriyet tarihinin en büyük krizleri yaşanmıştı ve halkımız, görülmemiş bir şekilde yoksulluğa maruz bırakılmıştı. Bu acı tablodan kurtulma iradesi AK Parti hükümeti zamanında ortaya çıkmış ve milletimizin aktif desteğine muhatap olmuştur. AK Parti, milletin verdiği bu krediyi lüzumsuz israf etmemiştir; bunu hep beraber gördük ve bundan sonra da etmeyecektir inşallah. Başbakanımız ve hükümetimiz, dürüst, cesur, bilgili ve ehliyetli kadroların öncülüğünde siyaseti ve devleti yeniden milletle buluşturmak için, kapsamlı bir programla umut ve güven dolu bir geleceği yeniden tesis etmek üzere yola çıkmıştır.
Değerli arkadaşlar, demokratik ülkelerde, hukukun evrensel ilkelerine saygı, hak arama yollarının açık tutulması, kanun önünde eşitlik, bireysel veya örgütlü olarak hak ve özgürlüklerin kullanılması ve idarenin hukuka bağlılığının sağlanması temel değerlerdir. Bunlar, AK Partinin hükümet etme mantığının olmazsa olmazlarıdır. AK Parti, kamu yönetiminde güvenin kalıcı olarak tesis edilmesinin yolunun da bu değerlerden geçtiğine inanmaktadır. Merkezî idare reformuna Başbakanlıktan başlanmış olup, Başbakanlığa bağlı kuruluşlar ilgili icracı bakanlıklara devredilmiş ve Başbakanlık önemli oranda icracı bir bakanlık konumundan çıkarılmıştır. Hükümetimizin reformist yapısını ortaya koyan bu ilk icraatlar, toplumun geniş kesimlerinden büyük takdirler görmüş ve piyasalarda güvenin oluşumuna katkıda bulunmuştur.
Ülkemizde kamu yönetimi reformu veya kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması, bütün hükümetlerin ve halkın gündeminde daima ön sıralarda yer almıştır. Bu konuda yüzlerce kitap ve makaleler yazılmış ve birçok toplantı, konferans ve paneller düzenlenmiştir. Son yıllarda ise, kamu yönetimindeki reform tartışmaları, sistem tartışmaları gibi algılanmıştır. Bütün bu tartışmaların bu noktaya gelmesinin bir başlangıcı vardır ki, o da, Türk kamu yönetiminden halkın büyük bir kısmının memnun ve hoşnut olmadığı şeklindeydi.
Arkadaşlar, bir gün işyerimizde ortaklarımızla beraber çalışırken, bundan beş altı yıl kadar önce, işçilerimizin yedi sekiz saat bir vizite için gittiğini gördük. Ben de aynı şekilde sıraya girmeye karar verdim. Gittim, 48 inci sırada, Sosyal Sigortalar Kurumu hastanesinde, bir hastanede, midemden rahatsızım ve onun muayenesini olmaya gittim. Çok enteresandır, iki tane dahiliye polikliniğinin önünde uzunca kuyruklar ve kuyrukların arkasına ben de girdim. Normalde, bunun sebebini yerinde tespit etmek için. Böyle, sıra, tık tık sırayla ilerliyor, çok hızlı bir şekilde ilerliyor. Diyorum ki, içeride herhalde bir mekanizma kurulmuş, beşerli doktor arkadaşlarımız oturmuşlar ve ayrı ayrı muayene ediyorlar.
15 dakika kadar sonra sıra bize geldiğinde gördüm ki içeride bir tane doktor, yanında bir tane hemşire; soruyor hastaya, neyin var; midem diye başladığında, 3 tane, o sırada ilaç yazıyor ve yanındaki hemşireye veriyor; hemşire damgalıyor, kaşesini basıyor, işte, doktorun adını yazıyor ve tarihiyle beraber veriyor. Hemen, bir konverüs sistemi gibi devam ediyor.
İçeride 15 kadar hasta vardı. Bana sıra geldi, işte 7-8 dakikanın içerisinde. Fakat, bu arada, ben de masanın önüne iyice eğildim. Dedi, sen ne yapıyorsun yerde? Dedim, belki hastanızı görmek istersiniz, doktora. Dedi, kardeşim ukalalığı bırak; ben şu anda bunu yetiştirmekle memurum. Neyin var, çabuk söyle dedi. Midem ağrıyor demeye kalmadan hemen iki üç tane daha ilaç bize yazdı, yine hemşire hanıma verdi, bizim adımızı, soyadımızı yazdıktan sonra. İlaç kuyruğuna gittik, sonuna kadar da beklemeye niyetli bir şekilde. Yaklaşık ikibuçuk saatte de orada geldi. 6 ncı saatte hastaneden çıktık ve tabiî, işyerine giderken 6-7 saati buluyor.
Başhekim arkadaşlar da tanıdık; gittim, dedim, niye böyle yapılmıştı? Dedi ki, o, bugün -kayıtları çıkardılar- 143 hastasına ancak görmeyerek bakabilir, hastasını görmeyerek bakabilir. Geçen, ilimizde, Kayseri'de bir hastaneyi ziyaret ediyoruz; 36 yaşıma geldim, SSK'lıydım ve ilk defa muayene oldum diyor.
Şimdi, arkadaşlar, bunlar dile kolay şeyler değil. Bununla alakalı, sağlık alanında, dün de Başbakanımız genişçe belirtti, bunu birçok sektöre yaymak mümkün; reform niteliğinde değişiklikler yapılmıştır. Bunları gözmezlikten gelmemek gerekir.
Tabiî, ayrıca, ülkeyi yönetenler ile halk arasında büyük uçurumlar meydana gelmiş ve devlet ile milletin arasında büyük bir güven bunalımı doğmuştu ve çatışmalar, tabiî ki, kaçınılmazdı; bu sebeple de siyasî istikrar yakalanamamış ve 80 yılda 59 tane hükümete görev vermişti. Türkiye, beraber yola çıktığı ülkelerden çok, ama çok gerilerde kalmıştı ve o ülkelerin halkı yıllık fert başına 20-30 bin dolarlar seviyesine ulaşmışken, böyle bir alım gücüne ulaşmışken, bizim halkımız ise 2-3 bin dolarlık millî gelirle, normal bir yaşama standardından bile uzaklaşmıştı. İşte, ülkemizin bu geri kalmışlığı, her hükümeti, kamu yönetimi reformunu programlarına almaya mecbur etmiş; hatta, bütün beş yıllık kalkınma planlarında bunlar açıkça belirtilmiş; ama, bir sonraki toplantıda, bunların başarılamadığıyla alakalı da itiraflarda bulunmuşlardı.
Cumhuriyet öncesi dönemde de ıslahat hareketleri adı altında kamu yönetimi reformu çalışmaları yapılmış; cumhuriyet döneminde de, her hükümet, kamu yönetiminde reform yapmak için çeşitli projeler hazırlamıştı.
Kamu yönetiminde ciddî ve kapsamlı bir reform kaçınılmazdır. Kısır çekişmeleri bir tarafa bırakarak, iktidarıyla, muhalefetiyle bütün siyasî partiler, sivil toplum örgütleri, bürokrasi ve tüm kurumlarımız bu değişime destek olmalı ve Türkiye, gerçekten, çağdaş, demokratik, saygın bir hukuk devleti haline getirilmelidir.
Dün burada bahsedildi -ben, şimdi özellikle rakamlara girmek istemedim- "bütçe rakamlarını bırakalım, bütçeyi bırakalım; Edirne'den Kars'a, Hatay'dan Sinop'a kadar, işte, falan yerdeki falan isimli vatandaşımız ne yapıyor, buna bakalım..." Hay hay; zaten içerisindeyiz, buna bakıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 15 Aralık 2005