İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 68. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kozlu'da 263 madencinin vefat ettiği grizu faciasının yıl dönümü münasebetiyle

Taner Yıldız

Kayseri Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 68. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Mart 2010 · 2.123 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Taner Yıldız (AK Parti), 3 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KOZLU'DA 263 MADENCİNİN VEFAT ETTİĞİ GRİZU FACİASININ YIL DÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE); konuşma 2.123 kelime.

Taner Yıldız (AK Parti, Kayseri). “Kozlu'da 263 madencinin vefat ettiği grizu faciasının yıl dönümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/taner-yildiz-23-2010-03-03-kozlu-da-263-madencinin-vefat-ettigi-grizu-faciasinin-yil-donumu-munas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gündem dışı konuşan CHP Zonguldak Milletvekili Sayın Ali Koçal’ın, grizu faciasıyla alakalı konuda aldığı söz üzerine, ben de bu konuyla alakalı birkaç şey bahsetmek istiyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, öncelikle Zonguldak’taki, Kozlu’daki TTK müessesesinde bulunan ve 3 Mart 1992 yılında hayatını kaybeden bütün işçi kardeşlerimizi ben de bir kez daha rahmetle anıyorum ve yaralanmış olanların da sıhhatli bir yaşam sürmesini temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii ki son derece önemli bir konudan bahsediyoruz, hem işçi sağlığımızla alakalı, maden ocaklarında çalışan, kömür ocaklarında çalışan kardeşlerimizin sağlığıyla alakalı hem de Türkiye'deki yerli kaynaklarımızın kullanılabilmesi, yerinde temin edilebilmesi açısından önemli bir konu.

Tabii ki, özellikle biraz sonra rakamlarını vereceğim, Türkiye Taş Kömürü İşletmelerinin kendi işletmelerinde bulunan kaza oranlarıyla alakalı sayıları vereceğim, ama bir kazanın dahi olması hepimizi üzmektedir.

O kadar enteresan bir kaza, 116 tane işçimiz ilk anda vefat ediyor, 147 işçi mahsur kalıyor. 6 Martta başlayan ocaklar kapatılıyor, kısa bir müddet sonra tekrar açılıyor, ama ocakta meydana gelen yangın sebebiyle tekrar durduruluyor ve yaklaşık 5 milyon metreküp su basılıyor bu yangını söndürmek için. 28 Haziranda tekrar ocak açılıyor ve 147 kişiye peyderpey ulaşılıyor. Toplam 865 tane işçinin çalıştığı o bölümde aslında kömür tozuyla başlayan bir yangın oluşuyor, çok farklı sebepleri var tabii ki bunun.

Farklı hükûmetler zamanında farklı kazalar oluyor ve Türkiye Taşkömürü İşletmelerinde 1955 yılından bu tarafa olan iş kazalarında gittikçe düşen bir ölü sayısı var, gittikçe düşen bir kaza sayısı var, kaza oranı var, ama bunların her birinin sıfıra kadar ulaşmasını tabii ki temin etmek zorundayız, yalnızca kamuda değil, özel sektörle de beraber bunu temin etmek zorundayız. Hem teknolojik hizmetlere sahip olabilmesi açısından hem de en son yaşadığımız Bükköy Kemalpaşa’daki, Bursa’daki ve daha sonra yaşadığımız Dursunbey Balıkesir’deki kazalarda da hem teknolojinin gelişimini, bunların yerinde takip edilmesini, kamu ve özel sektör ayırımı yapmaksızın hem de denetimlerinin yapılmasını temin etmek durumundayız. Bununla alakalı yapılan çalışmalarda, bildiğiniz gibi toplam Türkiye’de kömürün de dâhil olduğu ve kıymetli, kıymetsiz, kalker bütün ruhsatların sayısı şu anda 43.653. Bunların arama ruhsatı yaklaşık 32.595, işletmede bulunan 10.923, ön işletmede bulunanlar 135 olmak üzere toplam 43.653.

Bir yandan -arama ruhsat sayısının artışının aramaların arttığı manasına gelmediğini bilerek söylüyorum- hem arama faaliyetlerinin artması hem işletme faaliyetlerinin artmasını temin etmek zorundayız, çünkü yerli kaynağımıza mutlaka ulaşmak zorundayız.

Türkiye’de yürürlükte olan kömür işletme ruhsatlarının sektörlere göre dağılımı ise; TKİ’de şu anda fiili çalışan 21 tane, yani 424 tane toplam ruhsat sayısının 21 tanesi TKİ’de çalışıyor. EÜAŞ’ta 3 tane, özel idarelerde 2 tane, belediyelerde yine 3 tane ve özel sektörde de 217 tane olmak üzere, toplam 246 tane ruhsatımız var kömürde, bunun 143 tanesi açık, 247 tanesi de kapalı işletme olmak üzere.

Denetlenen saha sayısı ise, toplam bu verdiğimiz rakamlar içerisinde denetlenen saha sayısı ise, 2003 yılında, yani AK PARTİ hükûmetlerinin iktidara geldiği yıldan itibaren 2.168’ten başlıyor ve şu anda geldiği rakam tedricen artarak, yıllara sari yine söylüyorum: 2004 yılında 2.897, 2005 yılında 4.794, 2006 yılında 3.915, 2007 yılında 4.804, 2008 yılında 5.389 ve en son 2009 yılı içerisinde ise toplam 6.059 tane denetim yapılıyor. Bunlar son derece önemli, bu sayılar.

Tabii, yapılan denetlemeler yaklaşık 217 tane personel aracılığıyla yapılıyor. Özellikle kömürün bulunduğu 5 tane toplam maden gruplarının içerisinde biliyorsunuz 4’üncü sırada yer alıyor ve bu denetim ekiplerine ek olarak bir denetimin mutlaka düzenlenmesi lazım. Bununla alakalı 1985 yılında yürürlüğe giren Maden Kanunu’nda bir madde var, 48’inci madde bildiğiniz gibi. 48’inci maddede, yeminli teknik bürolar kurulabileceğiyle alakalı bir madde işlenmiş ama -yine, hepinizin de yakinen takip ettiği gibi- 1986 yılında, Anayasa Mahkemesinin ilişkili hüküm kararıyla bu iptal edilmiş. Tabii ki bu, kamunun yerine bir ihdas, bir ikame değil. Normalde bizim düşündüğümüz, kamunun denetiminin yanına mutlaka bir özel sektör, yine yeminli mali müşavirlerde olduğu gibi bir denetim mekanizmasının daha da profesyonelce yerleştirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Tekraren söylüyorum: Bu, kamudaki denetim hizmetlerinin yerine ikame edilecek bir hizmet değil, aynı zamanda, kamuyla beraber bunu yapabilmek açısından son derece önemli. Çünkü, yine bu dönemler arasındaki ithalat oranına baktığımızda, neredeyse yaklaşık 3 milyar dolarlara varan bir kömür ithalatıyla karşı karşıyayız. Bunun miktarına baktığımızda 20 ila 22 milyon ton civarında bir kömürden bahsedebiliriz.

Bizim Türkiye Taşkömürlerinin ve özellikle Zonguldak bölgesindeki taş kömürü havzalarına baktığımızda, mutlaka yerli kaynak olarak bunun çıkartılması lazım ama -dikkat ederseniz, biraz önce Sayın Milletvekilimiz de bu konuyla alakalı, istihdam ve diğer rakamları da verdiler- kârlılıktan vazgeçtik ama zararın mutlaka indirilmesi lazım. Şu anda, Türkiye Taşkömürleri İşletmesiyle alakalı en son geldiğimiz rakam 386 milyon TL civarındaki zarardır. Yalnızca ekonomi, yalnızca fizibilite açısından baktığınızda, “Bu işletmelerin kapatılması doğrudur.” derler ekonomistler ama biz yalnızca bu gözle bakmıyoruz. Oradaki vatandaşımızın, özellikle istihdamla alakalı dengelerin tutturulması ve istihdamın da mutlaka artırılmasına dönük, biliyorsunuz en son, 3 bin kişi civarında oraya eleman alınmıştı… Eğer, tamamen profesyonelce ve tamamen kömür işleme kotlarını dikkate aldığınızda, oradaki o kadar işçi kardeşlerimizin çalıştırılması fizibıl görünmüyor ama hem bir yandan yerli kaynaklara ulaşabilmemiz hem de istihdamın orada azaltılmadan devam etmesini teminen biz şu anda bu stratejiye devam ediyoruz ve edeceğiz de. Oradaki işçi kardeşlerimizin iş güvenliğiyle alakalı konulara bir yandan azami oranda dikkat ederken bir yandan da istihdamla alakalı oranlara mutlaka dikkat etmemiz lazım. Çünkü biraz sonra enerjiyle alakalı genel rakamları verdiğimizde, Türkiye’de 12,3 milyar ton civarında linyitin, 1,34 milyar ton civarında da taş kömürünün rezerv olarak ve çıkartılabilir bir rezerv olarak olduğunu biliyoruz ve aynı zamanda yine şunu da biliyoruz ki: Hem doğal taşlarda hem de kömürde bizim bu kaynakları mutlaka ortaya çıkartmamız lazım. 44.342 civarındaki toplam MİGEM’deki ruhsatlar, özellikle hem kamudaki ruhsatlar hem de özel sektördeki ruhsatlar açısından baktığımızda, bunların işletmeye dönüştüğünü görmemiz gerekiyor.

Biraz önce söylemiştim. Toplam 3,4 milyar dolar civarındaki 2008 yılındaki ithalat miktarımızı, 2009 yılındaki hem fiyatlar itibarıyla hem de miktarlar itibarıyla 3,1 milyar dolara düşürebilmişiz. Gönül ister ki bunların her biri, Türkiye’deki çıkacak, kalorifik değerleri itibarıyla da çıkacak kaynaklarla beraber ikame edilmiş olsun.

Linyit ve taş kömürü açısından baktığımızda, EÜAŞ’ın şu anda linyit rezervlerinin dağılımı açısından 4,8 milyar ton civarında, TKİ’nin 2,5 milyar ton civarında, MTA’nın 2,6 ve özel sektörün de 2,4 milyar ton civarında bir dağılımının olduğunu görüyoruz. Üretimlere baktığımızda ise, hem TKİ’nin hem de fakir ailelere kömür dağıtımı yapılan miktara baktığımızda, toplam 2 milyon ton civarında sırf 2009 yılı içerisinde dağıttığımızı ve bunun bedelinin de yaklaşık 600 milyon TL civarında olduğunu görüyoruz. Kömürün hem yerli olarak çıkartılmasına hem de sosyal amaçlı olarak kullanılmasına aslında bence güzel bir örnektir diye düşünüyorum. Türkiye Taşkömürleri İşletmesinde ise üretim miktarı -yine milyon ton olarak söyleyeceğim- 1,8 milyon ton civarında 2009 yılı içerisinde ve 2010 yılı içerisinde hedeflediğimiz miktar da 2,4 milyon ton civarında. Toplam, yaklaşık 23 milyon ton civarında kömürün kullanıldığını düşünürsek bu sayının mutlaka artırılması gerekmektedir.

Tabii ki 418 milyon TL civarında 2008 yılında zarar etmiş Türkiye Taşkömürleri İşletmesi ve 2009 yılında 347 milyon TL civarında. İnşallah, hem bu zararın azaltılarak devam etmesi, gittikçe düşürülmesi ve sübvansiyonla değil, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir işletmenin hem işçi kardeşlerimiz açısından hem de işletmelerimiz açısından ve kamunun işletmesi açısından son derece önemli olduğu kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlar, bu denetimlerde, yaklaşık 10.923 tane işletme sahasından -bütün kömür, artı diğer madenlerle alakalı söylüyorum- 2.170 tanesinin faaliyetleri durduruldu bu dönem içerisinde. Bu az bir rakam değil. Şimdi, bazı açıklamaları görüyorum, deniyor ki: “Riskin sıfır olabilmesinin tek yolu var.” Bizim stratejilerimizde, yerli kömür ve yerli kaynakların kullanılmasında hiç de akılcı olmayan bir yol. “Riski sıfıra indirmenin tek yolu var: Bütün maden ocaklarını kapatırsınız, ithalatını getirirsiniz, ithalatınızı artırırsınız.” Bu, bizim hiçbir zaman için tercih etmediğimiz bir yol. Bazı yorumları görüyorum “Bunlar nasıl aza indirilir?” diye.

Değerli arkadaşlar, ister kamu ister özel sektör, hiçbir idareci, hiçbir yönetici bu kazaların olmasını istemez. En son Dursunbey’deki kaza yerine gittiğimizde, en kaliteli malzemeden, gerek bilgisayar kontrollü… Önceki ocak için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, Bükköy’deki ocak için ama Dursunbey’deki ocakta gerek uzaktan kumandalı gerekse manuel olarak bütün gaz seviyelerinin ölçümleriyle alakalı gerekli tedbirler yerinde alınmış. Yaklaşık bir ay önce Çalışma Bakanlığı tarafından gönderilen denetimde de bir kısım eksikler tespit edilmiş ama bunlar fonksiyonel eksikler değil yani oranın çalışmasına, faaliyetini sürdürmesine mâni eksikler değil. Yine, Maden İşlerinden, MİGEM’den gönderilen denetimlerde de, oranın işletmesine mâni olacak, faaliyetlerini durduracak herhangi bir eksiklik o anda tespit edilmemiş. Bakıyorsunuz…

ALİ KOÇAL (Zonguldak)Jeolojik bir sıkıntı var.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)Ha, jeolojik olarak, evet, bazı riskler var.

ALİ KOÇAL (Zonguldak)Valiliğe yazı yazmışsınız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)Bakın, önceki maden kazasında, aynı işletmede… Çok enteresandır, sosyal yapıyı incelediğimizde, oradaki vatandaşlarımızla konuştuğumuzda, muhtarıyla, nakliyecisiyle, kamyoncusuyla, kahvede bulunan kardeşlerimizle konuştuğumuzda şöyle bir gözleme vardık: Her iki kazada da bizzat köyleri dolaştık, taziyelerimizi verdik, geçmiş olsun dileklerimizi yerinde ilettik. Çok enteresan bir şey; önceki kazada ölen 17 işçiden sonra, köylü vatandaşımız, nakliyeciler, kamyoncular, muhtarlar hepsi toplanıyor ve diyorlar ki: “Bu maden ocağını kapatmayın lütfen.” Özel sektörün kendisine gidiyorlar: “Lütfen kapatmayın, burası bizim ekmek kapımız.” O anki üzüntüsünden dolayı maden ocağı sahibi diyor ki: “Hayır, ben kapatacağım, ben de bu acıya dayanamıyorum. Biraz param eksik olsun, ben buradan kazanmayayım ama ben burayı kapatacağım.”

Değerli arkadaşlar, oradaki bütün vatandaşlar toplanıyor ve diyorlar ki: “Hayır, burayı kapatma, çalışalım.” Allah vermesin, böyle bir kaza oldu, şimdi bana orada soruyorlar, bir televizyoncu arkadaşımız sordu: “Kader mi diyorsunuz bu işe?”

Değerli arkadaşlar, her şey kader içerisinde, ama biz, sebepleriyle alakalı orada incelemeye gittik. Hangi sebepten kaynaklandığını incelemeye gittik. Burada bir ihmal var mı, herhangi bir işletmeye dayalı bir sıkıntı var mı? İster kamudan kaynaklansın ister özel sektörden, orada hiçbir işçi kardeşimizin bir tanesinin bile canına, tırnağına değişmeyeceğimiz bir işletmeden bahsediyoruz ve üzerinden siyaset yapılmayacak tek konu belki oradaki işçi kardeşlerimizin ölümüyle alakalı konu. Dikkat ederseniz bu konudaki üslubumuz son derece itinalıdır. Hiçbir konuda, özellikle bu konuda partiyle alakalı hiçbir laf etmeden tamamen sorumluluklarımızla alakalı çalıştık.

Çok enteresandır, maden çalışmaya devam ediyor. Tekrar kaza oldu ve tekrar işçi kardeşlerimiz, en son 14’üncü yaralı olan yoğun bakımdaki kardeşimiz de, Allah rahmet etsin, hayatını kaybetti. Ben orada cenazedeyken, babası, işletme sahibine “Geçmiş olsun, benim de oğlum burada gitti, diğer oğlumu işe alır mısın?” diyor, cenaze ortada. Bakın, çok enteresan, acı bir gerçektir bu, çok acı bir tercihtir bu.

FARUK BAL (Konya)İşsizlik, işsizlik Sayın Bakan, işsizlik.

TACİDAR SEYHAN (Adana)Bunlar çok kötü bir örnek.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)Ha, evet...

Orada, ormanla alakalı, doğru söylüyorsunuz, ormanla alakalı… Geçim kaynağı tamamen hayvancılık ve ormancılık olan köylerde dolaştık, tek tek dolaştık. “Ben bu maden ocağının hâlâ kapatılmasını istemiyorum.” diyor. Özel sektörle beraber oturduk ne yapabiliriz diye. Adam hüngür hüngür ağlıyor, diyor ki: “Ben bununla alakalı gece gündüz demedim, en son Bük köy’deki, Kemalpaşa’daki kazadan sonra dedim ki, buranın tekrar eksiği var mı arkadaşlar?” Takdirdir, Bükköy’deki kazaya ilk müdahale eden de bu ocak. Kurtarma ekipleri olarak Dursunbey’den, Soma’dan, Tunçbilek’ten ve Zonguldak’tan giden kurtarma ekiplerinden daha önce, yakın olduğu için, ulaşan bu ekip ve o arkadaşlarımız dediler ki: “Biz bir tane demir testeresiyle alakalı daha gelişmiş bir eksiğimiz olduğunu gördük ve -ben ambalajıyla beraber gördüm orada- beraber gittik, ambalajıyla bunu da aldık. Bu da en son aldığımız aletlerden biridir. Hiç kullanma imkânımız olmadı.”

Ocağa bakıyorsunuz, bütün tedbirleri almış ve ama buna rağmen, bilirkişi raporunu bekliyorum. Yine basına da söyledim, kamuoyuna da söyledim, erken konuşmak istemiyoruz, ihmali, kusuru olan varsa, tabii ki o cezasını çekecek ama olaya da net bir teşhis koymamız lazım.

ALİ KOÇAL (Zonguldak)Geçen sene nisanda orada bir tespit yapmışsınız Sayın Bakan. Jeolojik yapısından kaynaklandığını ve üniversiteden bir heyeti…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)Ha, şimdi jeolojik yapısından kaynaklanan eksik varsa, Ali Bey, bunun da sonucunu hep beraber göreceğiz. Üniversiteden de, kamudan da, özel sektörden de… Bizim amacımız, oraya net bir teşhis koyup gereğini yapmak.

ALİ KOÇAL (Zonguldak)Valilik görevini yapmamış orada.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)Özel sektör kalkmış okul yapmış oradaki köylere, oradan kazandığı paranın bir kısmıyla. Bir kısmına yardımda bulunmuş. Oradaki vatandaş bize “Lütfen Sayın Bakanım, burayı kapatmayın.” diyor. Biz dedik, “Hayır; biz teknik incelememizi yapacağız, ondan sonra karar vereceğiz.” Bir kahveye gittik. Yaklaşık 120-130 tane genç toplandı. “Arkadaşlar, bütün yetki sizde olsa, imza yetkisi sizde olsa bu maden ocağını kapatmak isteyenler ile kapatmak istemeyenler bir konuşalım” dedik. Arkadaşın biri dedi ki: “Ben dayımın oğlunu kaybettim, bu maden ocağı kapatılsın.” Daha ben cevap vermeden kalktı bir tanesi dedi ki: “Bir dakika, ben de kardeşimi kaybettim. Nerede çalışmayı düşünüyorsun? Burası bir ekmek kapımız.” Biz hiç müdahale etmeden yaklaşık yirmi dakika kahvedeki konuşmaları dinledik. Dedik ki: “Arkadaşlar, imza yetkisi sizde, siz karar verin.” Bize dediler ki: “Lütfen burayı kapatmayın.”

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Bakan, kapatmayı savunan yok.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)Biliyorum, kapatmayı savunan yok ama hep beraberce daha iyi işletilmesini sağlamamız lazım. Yapılan denetimler… Bakın, biraz önce rakamlarını verdim. Yapılan denetimlerde, özellikle bu konuda sayının İktidarımız döneminde 4 katı arttığını görüyoruz.

Artı bir şey daha söylüyoruz. Bu da yetmezse, evet, Anayasa Mahkemesinin 1985 yılında almış olduğu kararı gerekçelendirerek tekrar bunu gündeme getirelim. Nedir o?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

61 konuşma daha · 3 Mart 2010

61 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook