İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 47. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)

Tayfur Süner

Antalya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 47. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Ocak 2008 · 1.030 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Tayfur Süner (CHP), 9 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEMEL CEZA KANUNLARINA UYUM AMACIYLA ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 56)); konuşma 1.030 kelime.

Tayfur Süner (CHP, Antalya). “Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 9 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tayfur-suner-23-2008-01-09-temel-ceza-kanunlarina-uyum-amaciyla-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yap (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TAYFUR SÜNER (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın beşinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu tasarının geneli üzerinde birkaç cümle söyleyerek konuşmama başlamak istiyorum.

Bu düzenleme geçen dönem Adalet Komisyonunun gündemine gelmiş, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun haklı itirazlarına rağmen kabul edilmiş, bu dönem ise, yine Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyelerine “Sizin bakmanıza gerek yok.” denmiş, AKP’liler el kaldırarak kabul etmişler.

Tasarıya bakıyorsunuz, aşureyi aratmıyor, içinde yok yok. Adalet Komisyonu Başkanı ve AKP’li üyeler de bir rapor yazmışlar. Kendilerini kutlamak istiyorum. Diyorlar ki: “Bu tasarıda yer alan yetmişi aşkın madde daha önce yasalaşmış, ama olsun, Genel Kurula yine gitsin, orada düzeltilsin.” demişler. Bu nasıl bir anlayıştır, ben anlayamadım. Komisyonlar niçin var, niye gerekli incelemeyi yapmıyor?

Şimdi, benim konuşma alanıma giren beşinci bölüme bakalım. İçinde neler var? İçinde tam dokuz kanun var; 4473, 4654, 4922, 5442, 5539, 5584, 5681, 5683 ve 5846 sayılı Kanunlar. On dakika içinde bu kanun üzerindeki değişiklikleri incelemeye çalışacağız. Bunu yapmak pek olanaklı değildir. Bu nedenle de ben şimdi, Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun üzerinde yapılacak değişiklikler üzerinde durmaya çalışacağım.

Getirilmek istenen düzenlemelerle, yasaya aykırı taşımacılık yapan kaptan ve gemi sahiplerine verilen para cezalarında artış öngörülüyor. Ancak, ben, burada, belgesiz kaçak taşımacılık yapanlar için hapis cezasının kaldırılmasını anlamakta zorlanıyorum. Geçtiğimiz aylarda çok çarpıcı örneklerini yaşadık. Akdeniz ve Ege sahillerinde onlarca insan, kolay yoldan para kazanmak isteyen dolandırıcıların yüzünden denizde canlarını kaybettiler. Tabii, göçmen kaçakçılığı Türk Ceza Kanunu’nda düzenleniyor. Ama, yine burada da eğer yasa dışı yollarla izinsiz, belgesiz insan taşımacılığı yapılıyorsa bunun hapis cezası da olmalı. Hapis cezası vermek için illa da birilerinin ölmesi gerekmiyor. İnsanlar daha iyi şartlarda yaşama, iş bulma veya kendi ülkelerindeki çeşitli sorunlar nedeniyle batı ülkelerine göç etmek istiyorlar. Bunu da kaçak yollardan yapmaya çalışıyorlar. Türkiye bu noktada önemli bir geçiş noktası. Genelkurmay Başkanlığının sayfasındaki bilgilere göre yalnızca 1 ila 6 Ocak 2008 döneminde yakalanan kişi sayısı 516. Son on iki yılda Türkiye’de 617 bin kaçak göçmen yakalanmış. Bunların büyük bölümü deniz yoluyla Avrupa ülkelerine gitmeye çalışıyorlar. Bu da Türkiye’deki umut tacirlerini ortaya çıkarıyor çünkü talep yüksek. Kişi başı 1.500-2 bin dolar arası para alınıyor. Yani kolay kazanç. Şimdi göçmen kaçakçılığı kapsamına girmese de, bence caydırıcılığı sağlamak için, yasa dışı insan taşımacılığının önlenmesi için buraya hapis cezası konulmasının yararlı olacağını düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, yasa dışı deniz taşımacılığıyla ilgili yaptırımların belirlenmesi önemli ancak bir de denizciliğimizin bugün yaşadığı sorunlar var. Unutulmamalı ki, yaklaşık 780 bin metrekare olan vatanımızın yanı sıra, buraya dikkatinizi çekmek istiyorum, 300 bin kilometrekare civarında ülke karasularımız, daha doğru bir tanımla, bir mavi vatanımız vardır. Her tarafımız deniz ama deniz taşımacılığımızın payı, kabotaj dâhilinde, yani ülke karasularımızda yüzde 3’e bile ulaşmıyor. Daha güvenli, daha ucuz olmasına karşın deniz ulaşımını maalesef bir türlü geliştiremiyoruz. Bugün Türkiye’nin deniz yoluyla yapılan 113,4 milyon tonluk ithalat ve ihracat taşımalarında Türk Bayraklı gemilerin payı sadece yüzde 25’tir. Yabancı bayraklı gemilere, taşıdıkları yüklerimiz için her yıl peşin olarak 3 milyar dolar ödenmektedir. Türkiye de bugün görüntüsüyle, yük taşıyan değil, yük taşıtan bir ülke konumundadır. Bu durum ülkemize hiç yakışmamaktadır. Türk armatörünün yabancı bayrakla çalıştırmakta olduğu gemileri yeniden Türk Bayrağı’na kazandırmak için gerekli düzenlemeler yapılmalı ve yabancı bayrağa kaçış önlenmelidir.

Halkımızın denizciliğe ilgisini artırmak ve armatör denizciliğinin gelişmesine büyük katkı sağlamak ülkemiz denizciliği ve deniz turizmi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu konularda sektörde Türk Bayrağı vergisi, “mantıksız taşıt vergisi” olarak adlandırılmaya başlanan motorlu taşıt vergisinde bir düzenlemeye gidilmesi gerekmektedir. Süratle gelişen dünya denizciliği ve acımasız rekabet ortamı dikkate alındığında daha çok yol almamız gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Denizcilik sektörünün tüm dinamikleriyle ülkemizin lokomotif sektöründen biri olması gerektiği tartışılmaz bir gerçektir. Hele ülkemizin ekonomik açıdan ciddi kaynağa ihtiyacı olduğu bir durumda denizcilik sektörü ekonominin cankurtaranı olabilecek durumdadır. Bu kaynağımızı iyi değerlendirmeli, ilgili tarafların yıllardır gündeme getirdiği konular ciddiyetle ele alınmalı ve sonuçlandırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, biraz da fikir ve sanat eserleri üzerindeki cezalardan bahsetmek istiyorum: Bu fikir ve sanat eserleri konusunda cezalarda da değişikliğe gidiliyor ve bazı cezalarda indirim getiriliyor. Bunun nedenini anlayamadım. Yani ne oldu da, uygulamada ne gibi sonuçlarla karşılaşıldı da fikir hırsızlarına verilecek cezalarda indirime gidiliyor?

2004 yılında “Korsanla Mücadele Yasası” olarak adlandırılan bir yasa çıktı. Biraz baktım, uzlaşma ile çıkmış. Ciddi yaptırımlar getirilmiş ama şimdi bundan da geri adımlar atılıyor. Fikir ve sanat eseri bir mal değildir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. İnsanın yaratıcılığının sonucudur. Bu açıdan bakıldığında yaratıcının korunmasının malların korunmasından daha önemli olması gerektiğini düşünüyorum. Sanatta, sanatçıya, yeni fikirlere sahip çıkmanın yolu, bu eserlerin sahiplerinin haklarını korumaktan geçer. Fikir ve sanat üretimi çok zor şartlarda, büyük özverilerle gerçekleşiyor. Bunun için, bu hakların korunmasında biz de gerekli hassasiyeti göstermeliyiz. Ancak, görüştüğümüz tasarıda bu hassasiyetin olduğunu söylemek çok olanaklı değildir. Daha önce, bir eseri izinsiz olarak çoğaltan, satan veya yayanlara, başkasına ait esere kendi eseri gibi ad koyanlara, bir eserden kaynak göstermeksizin alıntı yapanlara, yanlış kaynak gösterenlere iki ila dört yıl arasında hapis cezası, 50 ila 150 milyar arasında para cezası veriliyordu. 2004 yılında bu cezaların her ikisinin de aynı, yani, hem hapis hem de para cezası verilmesinin yolu açıldı. Yani, 2004 yılında “Korsanla mücadele ediyoruz.” diyerek cezaları artırıyorsunuz, aradan üç yıl geçiyor cezalar indiriliyor. Niye, korsanla mücadele etmekten vaz mı geçiliyor? Korsan sorunu çözüldü mü bu ülkede? 2004 yılında yapılan düzenlemede fikir hırsızlığı kapsamına giren tüm suçlara da aynı ceza miktarının uygulanması öngörülüyor.

Şimdi, bu tasarıda fikir hırsızlığının türüne göre cezalarda da ayırım yapılıyor, intihal gibi suçlarda ciddi indirimler getiriliyor. Kolay para kazanma hevesindeki dolandırıcı insanlar ne yapıyor? Kaçak olarak eserleri çoğaltıyor, orada burada satıyor, sattırılıyor. Bunlara verilecek ceza da bu tasarıya göre bir ila beş yıl olarak değiştiriliyor. Alt sınır iki yıldan bir yıla indiriliyor. Neden yapılıyor bu değişiklikler?

Peki, bir esere kendi eseri gibi ad koyanlara iki yıl ila dört yıl olan cezayı altı aydan iki yıla kadar düşürmektesiniz. Niye? Biri tamamen dolandırıcı zihniyette, kolay yoldan para kazanma amacıyla eseri çoğaltıp satıyor; biri ise kişi tamamen fikir hırsızlığı yapıyor, adamın eserini çalıyor, kendi eseriymiş gibi sunuyor.

Bir başka nokta da, intihal konusu. Şimdi, bu intihal konusunda da iki ila dört yıl hapis cezası şimdi altı aydan başlatılıyor. Üst sınır iki yıl. Ben burada da sormak istiyorum: Bu cezada niye indirime gidiyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

69 konuşma daha · 9 Ocak 2008

69 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook