Çalışma saatleri ve konuları hk.
Adana Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 97. Birleşim · 3. yasama yılı · 11 Mayıs 2005 · 1.095 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Uğur Aksöz (CHP), 11 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.095 kelime.
Uğur Aksöz (CHP, Adana). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 11 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ugur-aksoz-22-2005-05-11-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
UĞUR AKSÖZ (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu dokunulmazlık konusu defalarca gündemimize geldi, bunu konuştuk; ancak, Adalet ve Kalkınma Partisinin dokunulmazlık konusunda gerekli hassasiyeti göstermediğini ve bir türlü işin önemine akıllarının yatmadığını -bu kelimeyi bilerek kullanıyorum- gördüğüm için, burada birkaç şeyi söylemek istiyorum.
Birincisi şu: Hiçbir Meclisin Anayasanın aleyhine tutum alma gibi bir hakkı yoktur. Anayasanın 36 ncı maddesi şudur: Herkes yargı mercileri önünde hak arama hürriyetine ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Bu, anayasal bir hak. Peki, bir milletvekili geliyor, diyor ki: "Benim dokunulmazlık dosyam var; dokunulmazlığımı kaldırın ve ben Anayasa madde 36'daki yargılanma hakkımı kullanmak istiyorum." Peki, Yüce Heyet ne diyor: "Hayır, ben seni yargılatmıyorum." Buna hakkınız var mı arkadaşlar, hakkımız var mı?! Yani, bir milletvekili, buraya geliyor, diyor ki: "Benim iradem, benim yargılanmam yönünde. Lütfen, benim irademe saygı duyun." Bu Meclis ona saygı duymuyor "hayır, ben seni yargılatmıyorum" diyor, "dokunulmazlığını da kaldırmıyorum, erteliyorum" diyor. O zaman, şunu düşünmemiz lazım: Bu milletvekilinin iradesine değer vermiyorsak, aynı milletvekili ülkeyi savaşa sokarken oy kullanıyor, o oyuna değer veriyoruz; aynı milletvekili Anayasayı değiştiriyor, ona da şapka çıkarıyoruz, sen milletin vekilisin, haklısın, oyun saygındır diyoruz; ama, aynı milletvekili "kardeşim, benim dokunulmazlığımı kaldır" deyince "hayır, biz buna saygı duymuyoruz. Biz senin dokunulmazlığını da kaldırmıyoruz, biz seni de yargılatmıyoruz" diyoruz. Bakın, olay bu kadar net, bu kadar vahimdir.
O bakımdan, değerli milletvekilleri, yine, Anayasanın 38/4'ünü okumamız lazım. Bir yanlış yapıyor bu Meclis. Bakın, 38/4 ne diyor: "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." Peki, Türkiye'de herkesin bildiği bir söz var: "Bir olayın şüyuu vukuundan beterdir." Şimdi, bu Parlamentoda fezlekesi olan bir milletvekilini, siz halka suçsuz diye anlatabilir misiniz?! Hadi gidelim bir köy kahvesine, burada, şu şu şu suçtan dolayı, şu ihaleden, şundan bundan dolayı fezlekesi olan bir milletvekili için "o suçsuzdur" diyelim, bakalım inandıra bilecek misiniz?! Vatandaş der ki: "Kardeşim savcı fezlekeyi hazırlamış, dokunulmazlık dosyası orada. Kaldırmadığınıza göre, bu suçludur." Vatandaş olaya böyle yalın bakar, sade bakar; bilmez ki yargılanıp yargılanmadığını. O zaman, bizim, burada dosyası bulunan arkadaşlara böyle bir kötülük yapmaya hakkımız var mı?!
Bakın, dün bir arkadaşımız geldi... Bu bir milletvekili. Eğer, milletvekili bu kadar çaresizse, vatandaş ne yapar, ben merak ediyorum. Dün bir milletvekilimiz, Sayın Hakkı Ülkü geldi Anayasa Komisyonuna başvurdum, dokunulmazlığımı kaldırın, yargılanayım, aklanayım dedim, dinlemediler; her makama gittim, dinlemediler; bu başvurma nasıl bir şeyse, huzurunuzda şu kürsüye başvurayım dedi, koca milletvekili, bu kürsüye baş vurdu, alnı kızardı, alnı şişti. Yani, bu hoş bir şey mi; bu arkadaş bunu şov için mi yapıyor zannediyorsunuz; bu arkadaş bunu televizyona çıkmak için mi yapıyor; hayır, arkadaş sizden hakkını istiyor, benim yargılanma hakkımı verin, ben bağımsız yargıya gideyim diyor. Hayır... Çoğunluk Adalet ve Kalkınma Partisinde. Çünkü, bizim CHP Grubunda sorun yok; biz, hepsini kaldıralım, buyurun, bütün CHP'lilerin dokunulmazlığını kaldıralım diyoruz; ama, sorun bu tarafta. Bu taraf diyor ki, hayır, biz kaldırmayız. Peki arkadaşlar, neden kaldırmıyorsunuz; neden?! Birisi çıkıp, bu kürsüde veya şu kuliste -ben, bir hukukçuyum, kırk yılın hukukçusuyum- bana desin ki, şu nedenle kaldırmıyoruz; beni de ikna etsin, ben de grubumu ikna edeyim. Bunu kaldırmamanın, ne gerekçesi var ne hakkı var ne adaleti var.
O bakımdan, bakın, biz, hepsini kaldırın demiyoruz; en azından, şimdilik, geçici bir çözüm olarak, dokunulmazlığını kaldırmak isteyen milletvekilleri başvurduğu zaman, onun dokunulmazlığını kaldırmak adalet değil mi ve kaldırmamak günah değil mi, vebal değil mi; niçin kaldırmıyoruz?! Vatandaş gibi, milletvekili geliyor, diyor ki, yahu, beni gönderin, ben seçmenimin karşısına gidip, ben yargılandım ve aklandım diyeyim. Bunu bile ona tanımıyoruz. Bence, çok yanlış yapıyoruz değerli arkadaşlar.
Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisinin programında, dokunulmazlığın ele alınacağı yazılmış -yazılar orada- halka bu söz verilmiş. Diyorsanız ki, halkımızın hafızası zayıftır, unutur; bu halk unutmaz. Unutsaydı, geçen dönem burada olan parlamenterlerin hepsi burada olurdu. Halk unutsaydı, hep aynı kişiler mebus olurdu. Yok böyle bir şey; halk, hiçbir şeyi unutmuyor, verdiğiniz hiçbir vaadi unutmuyor ki, bu Parlamento her dönem değişiyor böyle.
Değerli arkadaşlar, o bakımdan, Adalet ve Kalkınma Partisi de Cumhuriyet Halk Partisi de söz verdik, seçim meydanlarında dokunulmazlığı ele alacağız dedik. Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi demagoji yapıyor, kelime oyunu yapıyor; herkesin dokunulmazlığı var, memurun var... Bunlar hikâye, arkadaşlar. Dokunulmazlık, sadece milletvekilinde var; bir. Dokunulmazlığın milletvekilinde olduğu kısım da yanlış anlaşılıyor, Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi de yanlış anlaşılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi, dokunulmazlığı kaldıralım demiyor; bakın, gelin görüşelim, bu konuyu ele alalım diyor. Yahu, siz, daha konuyu görüşmeye oturmadan, bizim önerilerimizi incelemeden, bizim ne dediğimizi bir komisyonda görüşmeden, ne biliyorsunuz bu dokunulmazlığın tümünü kaldırmak istediğimizi? Çoğunluk sizde değil mi, neden korkuyorsunuz?! Kuracağımız komisyonda da veya Anayasa Komisyonunda da çoğunluk sizde değil mi; önerimizi beğenmezseniz, oyunuz çok, reddedersiniz; ama, bir kere olsun, gelin, şunu görüşelim, ele alalım. Sizin itirazlarınızı biz ele alalım, bizim itirazlarımızı siz inceleyin, bir orta yolda buluşalım; ama, bu dokunulmazlığı görüşmeye başlayalım. Bakın, bu Parlamento, dokunulmazlığı görüşmeye bile yanaşmayan parlamento olarak damgalanırsa, bu hiç iyi olmaz, yaptığımız bütün güzel şeyler unutulur.
Değerli arkadaşlar, o bakımdan, Adalet ve Kalkınma Partisini, ben, uyarma gereği duyuyorum; çünkü, ben, bu kürsüye 5-6 kere çıktım, 5-6'sında da, bu gelen yasanın Anayasaya aykırı olduğunu söyledim o günkü şartlarda ve o yasa, yine, Adalet ve Kalkınma Partisinin çoğunluğuyla çıktı, onbeş gün sonra ya Cumhurbaşkanından döndü ya da Anayasa Mahkemesinden döndü, hiç firemiz yok. Biz, nerede Anayasaya aykırı dediysek, Anayasa Mahkemesi onu geri gönderdi. Şimdi de diyoruz ki, bakın, bu dokunulmazlık, Adalet ve Kalkınma Partisinin yumuşak karnıdır. Bakın söylüyorum, bu dokunulmazlığı ele almazsanız, bu dokunulmazlığı bu dönem şu veya bu şekilde çıkarırız -sizin dediğiniz şekilde çıkar, bizim dediğimiz olur, orta yol olur, önemli değil- ama, bunu, bir şekilde bir yola getirmeniz lazım. En azından, bakın, milletvekilinin iradesine saygı duyarak, benim dokunulmazlığımı kaldırın diyenin dokunulmazlığını derhal kaldırmamız lazım. Dünyada böyle bir şey yok. Yani, milletvekilinin iradesini yok saymak gibi bir lüksümüz, bir hakkımız yok.
O bakımdan, ben, Adalet ve Kalkınma Partisine şunu hatırlatmak istiyorum: Bakınız, iktidarların sayı çokluğu iktidarları şaşırtır. Ben bunu beş kere yaşadım, siz de göreceksiniz; sayı çokluğu insanları şaşırtır. Ben şunu yaparım, ben bunu yaparım zanneder.
Bir zamanlar, yine, bu Mecliste, Refah Partisi İktidarında, ben bu kürsüye çıktım, Başbakanlık konutunda bir yemek olmuştu, hatırlarsınız, iktidar partisi yine çoktu, şunu söyledim: Sayınız çok; ama, bu kadar yanlış yaparsanız, bu terazi bu sıkleti çekmez. Oradan birileri bağırdı, nolur molur... "Bakın, ne olur: Bugün Anıtkabir'e yürüyen 1 000 000, yarın bu Meclise yürür, altında kalırsınız" dedim. Onbeş gün sonra hükümet istifa etti. Çoğunluğu vardı; ama, istifa etti. Ben bunu yaşadım.
Adalet ve Kalkınma Partisine diyorum ki: Bakın, bu dokunulmazlık konusunu ele alıp görüşmezseniz -kaldırın demiyorum, ama ele alıp görüşmezseniz- bir şekilde bunu bir nizama bağlamazsanız... Adalet ve Kalkınma Partisinin dünkü istifayla 16 ncı istifası -16 işarettir- benim sizi uyarmam da 17 nci olsun; inşallah uyanırsınız.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 11 Mayıs 2005