Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 17. Birleşim · 3. yasama yılı · 13 Kasım 2008 · 926 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Vahap Seçer (CHP), 13 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302); konuşma 926 kelime.
Vahap Seçer (CHP, Mersin). “Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 13 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahap-secer-23-2008-11-13-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi hakkında Grubum Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu yaptığımız düzenleme, Türkiye'nin son küresel krizden sonra ortaya çıkan taze para ihtiyacından kaynaklanan bir düzenleme. Tabii, daha önce böyle bir sorun yoktu, dünyada bir para bolluğu söz konusuydu. İstesek de istemesek de, talep etsek de etmesek de Türkiye bu paraları bulabiliyordu, çünkü yüksek kârlar vaat edebiliyorduk. Yalnız, son gelişen hadiselerden sonra bu imkânları kaybettik.
Geçtiğimiz 2007 yılının sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde konut kredilerinden kaynaklanan sıkıntılar baş gösterdiğinde Sayın Maliye Bakanının bir açıklaması vardı: “Amerika Birleşik Devletleri güçlü bir devlettir, bu sorunları aşar; herkes rahatına baksın, sıkıntı yoktur.” diye bir beyanatı vardı. Ama tabii bu dalga çok kuvvetli geldi. Bunun önünde çok güçlü gördüğümüz Amerika Birleşik Devletleri ve onun ekonomisi de duramadı.
Aslında, bu ülkede hep kriz vardı. Muhalefet olarak bunu söylüyorduk. Türkiye’de ciddi anlamda bir üretim noksanlığı yaşanıyordu. Ekonomi tamamen sanal anlamda dönen piyasalarla eşdeğer tutuluyordu. Sanayide üretim düşüşü vardı, fabrikalar kapanıyordu. Tarımda üretim düşmesi vardı. Tarımda nüfus hızla boşalıyordu. Yoksulluk artıyordu. Bunlar hep konuşuluyordu. Fakat bu uyarılar hep Hükûmet tarafından dikkate alınmıyordu ve hatta tiye alınıyordu. Ama bir gün, maalesef, biz de arzu etmezdik, bu kriz yurt içinde beklenirken şimdi yurt dışından, yurt dışı kaynaklı bir krizle karşı karşıyayız ve istesek de istemesek de bu bize sirayet edecek ve bundan ülke olarak biz de etkileneceğiz.
Hükûmetin daha önceki yaptığı açıklamalarda, iktidara geldiklerinden bu yana gerekli tedbirleri aldıkları, reformlar yaptıkları, ekonomide ciddi, yeni açılımlar yaptıkları, dolayısıyla, Türkiye ekonomisinin gayet rayında gittiği, bir sıkıntının olmadığı söyleniyordu ama tabii ki bakıyorsunuz… Ne oldu? Yani Türkiye’de altı yılda yoksulluk mu ortadan kalktı? Ülkede yaşayan yurttaşlarımızın refah düzeyi mi yükseldi? Bir gün, bakıyorsunuz, bütçeden milyar dolarları, milyar YTL’leri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’na aktarıyoruz. Bu ülkede yoksulluk yoksa, refah düzeyi yüksekse bunların bir gereği var mı? Bakınız, sokağa çıkınız, gecenin birinde, gecenin ikisinde insanlar ucuz ekmek kuyruğuna giriyor. Bu ülkede yoksulluk yok ise bu insanlar niçin ucuz ekmek kuyruğuna giriyor? İnsanlar, bir torba kömür, bir paket gıda yardımı alayım diye birbirlerini çiğniyorlar. Bu ülkede yoksulluk yoksa niçin bunlar oluyor?
Değerli arkadaşlarım, sizlere de seçmenlerinizden yoğun telefonlar geliyordur. Yurttaşlarımız iş için bizi arıyor, çocuğunu okutamıyor, eğitim verdiremiyor, burs için arıyor, çalmadığı kapı kalmıyor. Bu ülkede eğer yoksulluk yoksa bu insanlar niçin bizi arıyor? Biz bu yurttaşlarımızı niçin dilenci durumuna düşürdük?
Değerli arkadaşlarım, ülkede resmî kayıtlara göre 2,5 milyon işsizimiz var. Bir o kadar da istihdam rakamları içerisinde görünüp karın tokluğuna çalışan insanlarımız var. Eğer bu ülkede biz sıkıntıları aştıysak, ekonomimiz iyiye gidiyorsa bu işsizliği niçin önleyemedik?
Değerli arkadaşlarım, artık vatandaşlarımız çalışmaları karşılığında aldığı ücretlerin düşük olduğundan şikâyet etmez oldu. Onların şu anda asıl korkuları işlerini kaybetme korkusu, bunun endişesini yaşıyorlar.
Türkiye bir tüketim toplumu oldu. Daha önceki konuşmalarımda da söyledim. Türkiye'de insanlar alışveriş yapmaya zorlanıyor, alışveriş yapmanın cazibesi artırılıyor. Yurt dışında gidecek yer arayan paralar bizim gibi ülkelere geldi, büyük alışveriş marketleri, hipermarketler kuruldu. Tabii insanımız, Türkiye toplumu bilinçsiz bir şekilde tüketime yönlendi. Bugün bu insanların 100 milyar YTL borçları var. Tabii ki aylardır esnaflarımız bekliyor, hipermarketler yasası çıksın... Esnaflarımız kepenk kapatacak duruma geldi, siftahsız dükkânlarını kapatıyorlar ama tabii ki hipermarket lobileri daha baskın çıktılar, bu yasanın bir türlü Genel Kurula inmesini bizler sağlayamadık.
Değerli arkadaşlarım, ithalat coştu. İhracat anlamında açıklanan rakamları da ben gerçekçi bulmuyorum. Bugün açıklanan rakamlar belki reel anlamda doğru olabilir ama içeriğini incelediğinizde, yaptığımız ihracatın yüzde 25’i üretim kaynaklı. Bu ülke artık üretim yapmaz duruma gelmiş durumda. 180 milyar dolar ithalattan bahsediyoruz. Türkiye bir ithalat cenneti oldu değerli arkadaşlarım.
Sanayici can çekişiyor. Her gün basında takip ediyoruz, Türkiye'nin muhtelif yerlerinde, Türkiye'nin her köşesinde fabrikalar kapatılıyor, işçiler işten çıkartılıyor veya fabrikalar kapasitelerini düşürüyorlar. Sanayi küçülüyor -rakamlar açıklandı- sanayide kapasite kullanım oranları düşüyor.
Tarım, Avrupa Birliğine uyum sürecinde yok edildi. Türkiye’de tarımın sosyal anlamdaki etkisi yok sayılarak “Avrupa Birliğinin istediği normlarda bir tarım sektörü yaratma” adına Türkiye’de son altı yılda 1,5 milyon insan tarım sektöründen koptu. Bu insanlara yeni ikame sektörler de yaratamadık. Bu insanları açlığa, sefilliğe umutsuzluğa mahkûm ettik. Bu insanlar sokaklarda, başıboş, çaresiz kaldılar.
Değerli arkadaşlarım, tabii ki üzerinde çalıştığımız bu yasa tasarısı bugün ülkenin taze para ihtiyacını karşılama anlamında bir çıkış noktası olabilir. Tabii ki sorunların çözümünde yeterli kalmayacaktır. Türkiye'nin bugün bu krizi en hafif yarayla atlatabilmesi için somut birtakım tedbirlere ihtiyacı var. Bu ülkede sanayici borçlu, geriden gelen bu borçlarını çeviremiyor. Bu insanlar yatırım yaptılar. Bu insanlara finans kurumları iyi imkânlar sundu. Bu devran böyle dönecek diye sanayici belki de biraz hesapsız borçlandı ama bugün o aldıkları borçları çevirecek kapasiteden, üretimden yoksun kaldılar. Dolayısıyla, bu insanlara ek mali kaynaklar yaratmak zorundayız, yeni kredi imkânları sunmak zorundayız.
Tarımda, dediğim gibi, ciddi anlamda sıkıntı yaşanıyor. Tarımsal üretim geçtiğimiz yıl kuraklığın da etkisiyle düşmüştü ama uygulanan politikaların büyük etkisi vardı. Şu anda yaşanan küresel kriz, elbette ki tarım sektörünü de etkileyecektir. Dolayısıyla, Türkiye'nin bu gerçeğini göz önüne alıp, tarım konusundaki tedbirlerimizi şimdiden almamız gerekiyor. Üreticinin Ziraat Bankasına borçları var, tarım kredi kooperatiflerine borçları var. Bu borçların yeniden yapılandırılması gerekiyor. Ayrıca, üretim sezonunda bu insanlara yeni kredi imkânları, mali kaynaklar yaratmak zorunluluğumuz söz konusu değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısının beklenen faydayı sağlayacağını düşünemiyorum. Aslında, Sayın Bakan da bu konuda çok kendinden emin değil. Bu, ucu açık bir yasa. Türkiye’ye gelecek para 3 milyar dolar, 5 milyar dolar, 10 milyar dolar, kaç milyar dolar olacak, bu konuda kesin bir hesap yapmamız mümkün değil. Bu, bana göre, göle maya çalmaktan başka bir şey değil. Tabii ki bu yasa yürürlüğe girdikten sonra faydalanacak kesimler, yurt dışında legal anlamda para bulunduran kesimler değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 13 Kasım 2008