İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 55. BİRLEŞİM · SALI

Aden körfezi, somali karasuları ve açıkları, arap denizi ve mücevir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahları soygun eylemleri hakkında verilen karar gereğince türk silahlı kuvvetleri deniz unsurlarının bu bölgedeki sürelerinin biryıl daha uzatılması hakkında

Vahit Erdem

Kırıkkale Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 55. Birleşim · 4. yasama yılı · 2 Şubat 2010 · 1.297 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Vahit Erdem (AK Parti), 2 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ADEN KÖRFEZİ, SOMALİ KARASULARI VE AÇIKLARI, ARAP DENİZİ VE MÜCEVİR BÖLGELERDE VUKU BULAN KORSANLIK/DENİZ HAYDUTLUĞU VE SİLAHLARI SOYGUN EYLEMLERİ HAKKINDA VERİLEN KARAR GEREĞİNCE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ DENİZ UNSURLARININ BU BÖLGEDEKİ SÜRELERİNİN BİRYIL DAHA UZATILMASI HAKKINDA); konuşma 1.297 kelime.

Vahit Erdem (AK Parti, Kırıkkale). “Aden körfezi, somali karasuları ve açıkları, arap denizi ve mücevir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahları soygun eylemleri hakkında verilen karar gereğince türk silahlı kuvvetleri deniz unsurlarının bu bölgedeki sürelerinin biryıl daha uzatılması hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 2 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahit-erdem-23-2010-02-02-aden-korfezi-somali-karasulari-ve-aciklari-arap-denizi-ve-mucevir-bo (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA VAHİT ERDEM (Kırıkkale)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için, 10 Şubat 2009 Tarihli ve 934 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin, anılan kararda belirtilen ilke ve esaslar dâhilinde, 10/2/2010 tarihinden itibaren bir yıl uzatılması hususunda Hükûmet tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına görüşlerimizi arz edeceğim. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda dünya güvenlik yapısı çok değişik bir durum göstermektedir. Küçük, belirsiz ve değişken tehditlerin giderek yoğunlaştığı bir yüzyılda bulunuyoruz. Zamanla küresel karakter kazanan bu tehditlere karşı mücadele de yeni savunma konseptinin ve mücadele tarzının geliştirilmesini zorunlu bir hâle getirmiştir. Klasik alan savunması yanında alan dışı savunmalar gittikçe önem kazanmaya başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yoğunluk kazanan askerî operasyonların hepsi, operasyona katılan ülkelerin toprakları ötesinde cereyan etmektedir. Zira, çok uzakta zannedilen bir tehdit, şu veya bu şekilde, o tehdidi kendinden uzak gören herhangi bir ülkeyi de bir gün tehdit eder hâle gelmektedir.

Bugün üzerinde konuştuğumuz ve terörizmin bir başka şekli olan deniz korsanlığı da bu mahiyette ve pek çok ülkeyi ilgilendiren bir tehdit olarak yoğunluk kazanmıştır. Son yıllarda korsanlık ve deniz haydutluğu, gittikçe büyüyen, bölgesel ve küresel tehdit oluşturmaya başlamıştır.

Tarih boyunca bilinen korsanlık olayı, çağımızda daha teçhizatlı, organize bir yapıyla ve cesurane saldırılarla uluslararası deniz taşımacılığını ve ticaretini tehdit eder hâle gelmiştir. 2008’de meydana gelen 290 korsan saldırısının çoğu Somali açıklarında gerçekleşmiştir. Bu saldırılar, insani yardım malzemesi dâhil tüm gemi ve süper tankerlere yöneliktir. Başlangıçta bölgesel kabul edilen saldırılar gittikçe küresel bir mahiyet kazanmıştır.

Uluslararası Denizcilik Bürosunun verilerine göre korsanlık olayı 2006’dan itibaren her yıl artarak devam etmektedir. Bu artış korsanlığın Somali sahillerinde yoğunlaşmasıyla başlamıştır. Dünyanın diğer bölgelerinde azalma olduğu ve özellikle Güneydoğu Asya’da ciddi azalma gösterdiği ifade edilmektedir. Somali’den sonra en çok saldırının olduğu bölge ise Nijerya açıklarıdır.

Korsanlık ve deniz haydutluğu olaylarının Aden Körfezi ve Somali açıklarında bu derece yoğunlaşması ve artmasının nedenlerinin başında Somali’nin devlet olarak çöküntüye uğraması gelmektedir. Muhammed Ziyad Barre rejiminin 1991’de çökmesiyle Somali’de etkin bir merkezî otorite kalmamıştır. Emrivaki otonom bölge oluşumu, silahlı gruplar ve diğer grupların ortaya çıkması ülkede yönetim bütünlüğünü yok etmiştir. Bu durum ülkede organize suç örgütlerinin artmasına ve korsanlık ağının oluşmasına yol açmıştır. Ayrıca, Somali dâhil bölge ülkelerinde fakirlik, açlık, sefalet, yolsuzluk bu suç örgütlerine zemin hazırlamaktadır.

Aden Körfezi’nin coğrafi konumu ve bu bölgedeki küresel deniz trafiğinin önemi nedeniyle, bu bölgedeki saldırılar dünyanın diğer bölgelerine nazaran dünya ticaretine daha tahrip edici etki yapmaktadır.

2008 yılında ve 2009’un ilk dokuz ayında saldırıların çoğunluğu Somali-Yemen arasında, 170 deniz mili genişliğinde, dar bir koridor olan Aden Körfezi’nde yer almıştır. Körfez’de yoğunlaşan uluslararası savaş gemileri sebebiyle, korsanlar, Arap Denizi’nin güneybatı kısmında, Somali havzasında yoğunlaşmaktadırlar. Aden Körfezi’nin beş misli büyüklüğünde olan bu alanın savunulması daha zor bir mahiyet göstermektedir.

Yıllık küresel ticaretin yüzde 20’sinin cereyan ettiği ve 25 bin civarında ticari geminin geçtiği bu alan, uluslararası ticaret güvenliğinin sağlanması açısından öncelikli bir durum arz etmektedir. Bu durum karşısında, ulusal ve uluslararası deniz güvenliği güçlerinin bölgede güvenliği sağlayabilmeleri için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ilave hukuki bir çerçeve oluşturmak üzere birtakım kararlar almıştır.

Korsanlığın geleneksel tarifi Birleşmiş Milletlerin 1982 tarihli Deniz Hukuku Konvansiyonu’nun 101’inci maddesinde yer almaktadır. Bu tarif, bir gemiye saldırıyı korsanlık olarak kabul etmektedir. Bu tarife göre, ülkelerin kıta sahanlığı veya ekonomik zone alanları veya devletlerin hukuki alanlarındaki saldırılar korsanlık tarifinin dışında kalmaktadır. Bu tarife göre, eğer ülkelerin hukuki hakkı olduğu kabul edilen deniz alanlarında bir saldırı olursa bu silahlı soygun sayılmakta ve farklı bir hukuki rejim uygulanması gerekmektedir. Hâlbuki Somali sahillerinde gemilere yapılan saldırı çoğunlukla kıta sahanlığı bölgesinde gerçekleşmektedir. Bu tarifi bugünkü şartlara göre uygulanabilir hâle getirmek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ilave hukuki nitelikli kararlar almıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin oluşturduğu bu hukuki çerçeveye dayanarak, çeşitli ülkeler ve uluslararası kurumlar, bölgeye 2008’den itibaren müdahale etmeye başlamışlardır. Müdahale eden uluslararası kurumların başında Avrupa Birliği ve NATO gelmektedir. Bölgede askerî gemi bulunduran ülkeler ise ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkelerdir.

Bu gelişmeler çerçevesinde, devlet olarak uluslararası güvenliğe katkımızı sağlamak ve söz konusu bölgede Türk bayraklı veya Türkiye’ye ait yük taşıyan gemileri korumak üzere Hükûmetimiz, bölgeye Türk deniz unsurlarını sevk etmek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinden 10 Şubat 2009 tarihinde izin almıştır. Bu iznin gereği olarak, bölgeye fırkateyn göndererek bu alanda güvenliğe katkı sağlanmaktadır. Türk fırkateynleri, verilen görevleri başarıyla yerine getirmektedirler. Bölgede deniz korsanlarının tehdidi devam etmektedir. Dolayısıyla, Türkiye’nin uluslararası kurum ve devletlerle birlikte tehdit alanında varlığını sürdürmesi tabii karşılanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, içinde bulunduğumuz yüzyılda karşılaşılan karmaşık, değişken, belirsiz, münferit ve bölgesel asimetrik tehditler hiçbir ülkenin tek başına karşı koyamayacağı tehditlerdir. Özellikle terörizm, deniz korsanlığı gibi uluslararası içerik kazanan tehditlere karşı ciddi ve samimi bir uluslararası iş birliği kaçınılmaz bir mahiyet arz etmektedir. Zamanında ve yerinde müdahale edilmeyen ve iş birliği yapılmayan yerel tehditler, zamanla gelişerek uluslararası özellik kazanmakta ve bölgesel veya küresel boyuta ulaşmaktadır. Bu tehditler belli boyuta ulaştıktan sonra da mücadele zorlaşmakta ve çok daha pahalı hâle gelmektedir.

Türkiye, otuz yıla yakın, terörizmle mücadelenin içindedir ve yeteri kadar uluslararası iş birliğinin sağlanamamasının da acısını çekmektedir. Türkiye bu yaşadığı tecrübeyle uluslararası iş birliğinin önemine en çok inanan ülkedir. Bu sebeple Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan bölgesel kriz ve çatışmalarda ve terörizmle mücadelede hep uluslararası camiayla birlikte hareket etmiştir. Balkanlardaki operasyonlarda, Afganistan operasyonunda ve Akdeniz’de devam eden NATO’nun aktif davranış operasyonunda Türkiye önemli katkılar sağlamış ve sağlamaya devam etmektedir. Türkiye’nin Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları ile Arap Denizi bölgesindeki korsanlık ve deniz haydutluğu olaylarına karşı deniz unsurlarıyla katkılarının devamı, bu anlayış çerçevesinde sürdürülecektir. Türkiye’nin uluslararası bu operasyonlara katılması, kendi güvenliği ve uluslararası saygınlığının da bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, bu askerî operasyonlar uluslararası camiaya ve devletlere yeni tecrübeler kazandırmakta ve dersler vermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu operasyonlarda büyük tecrübe kazanmaktadır. Uluslararası kurum ve devletlerin aldığı ders ve tecrübelerden biri de askerî operasyonların bazı hâllerde tek başına çare olmadığı, onun yanında, ekonomik, sosyal ve yapısal tedbirlerin gerektiği gerçeğinin ortaya çıkmasıdır. Afganistan operasyonu bu duruma en bariz örnektir. Bu sebeple, NATO’da “kapsamlı yaklaşım stratejisi” geliştirilmiştir. Bu tezkereye konu olan bölgede yapılan askerî operasyonun başarısı da sınırlı kalabilir çünkü deniz korsanları ve haydutları çevre ülkelerde yapılanmakta ve örgütlenmektedirler. Çevre ülkelerde ise -yukarıda bahsettiğim gibi- yönetim zaafı, fakirlik ve hukuksuzluk hâkimdir. Özellikle Somali bu bakımdan deniz korsanlığının kaynağı olmaktadır. Bu sebeple, uluslararası toplum ve ülkeler, korsanlığa kaynak teşkil eden ülkelere kapsamlı bir yaklaşım stratejisi uygulamalıdırlar; ekonomik yardım ve yönetim sistemlerinin iyileştirilmesi, hukuk sisteminin oluşturulması, sahil güvenlik sisteminin güçlendirilmesi gibi. Böylece, korsanlığın organize olduğu ülkeleri bu mücadeleye dâhil etme sağlanmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, Türkiye’nin dış politika açılımıyla ilgili de birkaç husus üzerinde durmak istiyorum.

İçinde bulunduğumuz dönemde dünya çok değişken ve dinamik bir evrim içindedir; küreselleşme ivme kazanarak devam etmekte ve ülkelerin ilgi alanları genişlemektedir. Türkiye tabii ki bu ortamda statik kalamaz, dış politikasını ve ilgi alanlarını genişletmek durumundadır. Özellikle Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve Balkanlar, Türkiye’nin tarihî, ekonomik ve kültürel ilgi alanlarıdır. Diğer yandan, Türkiye, soğuk savaş döneminin başından itibaren de Bati ittifakı içinde, NATO’nun üyesi olarak yer almış, Amerika Birleşik Devletleri’yle özellikle güvenlik ve savunma konusunda kapsamlı iş birliği içinde olmuş ve giderek bu iş birliği stratejik ortaklığa dönüşmüştür. Avrupa Birliğiyle de elli yıldan fazla bir süredir ilişki içindedir ve bu ilişki, 2005 yılında, AK PARTİ Hükûmeti döneminde katılım müzakeresinin başlamasıyla yeni bir süreç içine girmiştir. Türkiye'nin, birtakım sorunlara rağmen Amerika Birleşik Devletleri’yle ilişkileri, ülke menfaati gereği kararlılıkla sürdürülmelidir. Yeni bölgesel ve küresel dış politika açılımları bu dengeleri gözeterek devam etmelidir. Bu çerçevede, Hükûmetimizin dış politikadaki açılımları Türkiye’yi bölgede daha güçlü bir aktör hâline getirebilecektir.

Değerli milletvekilleri, esas gündeme tekrar dönersek, sonuç olarak, Hükûmetimizin, 10/02/2009 tarihli ve 934 sayılı TBMM Kararı’nın bir yıl daha uzatılması talebini, yukarıda açıkladığım gerekçelerle AK PARTİ Grubu olarak uygun bulmaktayız ve destekleyeceğiz.

Yüce Meclisi bu vesileyle tekrar en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 2 Şubat 2010

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook