İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 30. BİRLEŞİM · SALI

Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

Yakup Kepenek

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 30. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Aralık 2005 · 801 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yakup Kepenek (CHP), 13 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 801 kelime.

Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2005-12-13-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesine İlişkin Yasa Tasarısının 9 uncu maddesi üzerinde söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, söz konusu olan madde, biraz evvel okunduğu gibi, haftalık ders ücretleriyle ilgilidir. Millî Eğitim Bakanlığının her kademesinde, her biriminde, haftalık ders ücreti, bunların dağılımı, ders ücretlerinin kimlere ve hangi koşullarda ödeneceği, millî eğitimin en önemli sorunlarından biridir. Bu konunun, nesnel ölçülere göre, hakça, eşitlik ilkesiyle, bilgi, beceri kurallarına uygun olarak yapılması gerektiği görüşündeyim. Uygulamada bu ilkelerden ayrılındığı yönünde ciddî itirazlar her zaman yükselmiştir. Kimi zaman, ekders ücretlerinin, yöneticilere ödüllenme biçiminde kullanıldığı da bilinen bir gerçektir. Bu yönde kullanılması sonucu, yöneticilerin elinde, ekders ücreti, bir çıkar dağıtımı, bir baskı aracı olabilmektedir. Bu nedenle, Bakanlığın, planlı, programlı bir biçimde, ilkeli bir biçimde, ekders ücretlerine ve bunların ders dağılımına uygun çözümler üretmesini içtenlikle dilemekteyim.

Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan yasa tasarısının en güzel taraflarından biri, en ilginç tarafı, gerekçesidir. Tasarının gerekçesi, 430 sayılı Yasaya gönderme yapmakta ve Tevhidi Tedrisat Yasasından yola çıkmaktadır. Burada böyle bir başlangıç yapılması, hiç kuşkusuz, övgüye değer bir tutumdur; ancak, tevhidi tedrisata bağlanan bu gerekçenin, günümüz koşullarına getirilmek istenen bu gerekçenin, Tevhidi Tedrisat Yasasının çıktığı günlerin düşüncesini, anlayışını, eğitim anlayışını, ulus anlayışını, ülke anlayışını yansıtması en büyük dileğimizdir. Öncelikle şunu belirteyim: 3 Mart 1924 tarihli Tevhidi Tedrisat Yasası, üç yasa birlikte düşünülerek çıkarılmış bir yasadır. Bunlardan bir tanesi, Şeriye ve Evkaf ve Harbiye Bakanlıklarının kaldırılmasıdır; ikincisi, Hilafetin Kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyetinin Dışına Çıkarılmasına Dair Yasadır; 430 sayılı Yasa da, bildiğimiz ve çok kullanılan, bu tasarıya da gerekçe gösterilen Eğitimin Birliği Yasasıdır.

Şimdi, Tevhidi Tedrisat Yasasının gerekçesinde, bakın, ne diyor: "Bir devletin…" Bakın, burayı, lütfen, altını çizerek vurgulamam gerekiyor. Gerekçe aynen şöyle, alıntılandırarak söylüyorum: "Bir devletin, eğitim siyasetinin, ulusun düşünce ve duygu birliğini sağlamasının, en doğru, en bilimsel ve çağdaş ve her yerde yararı ve faydası görülmüş bir ilke olduğu, Osmanlı Devletinin Tanzimat sonrası eğitiminin, eğitim birliğini uygulamak istediği, ancak, bunda başarılı olunamadığı, üstelik, bu hususta bir ikililik bile vücuda gelmiştir" denilmektedir. "Bu ikilik, vahdeti terbiye ve tedris noktai nazarından -bu sözcükleri çok iyi anlayacaksınız- birçok muzır neticeler tevlit etti" denilmektedir. Bu muzır neticeler, bu zararlı sonuçlar nelerdir; bunu, bu toplum, o yıllarda, acıyla yaşamıştır. O yıllarda acıyla yaşanan bölünmüşlükten, toplumun değişik kesimleri arasında yaratılan kin ve düşmanlık duygularından, Osmanlının son yılları, gerekli dersi alamamış ya da gerekli düzeltmeyi, düzenlemeyi yapamamıştır. Orada başarısız olmuştur.

Osmanlı, iki konuda, adliyede ve eğitimde ikili yapıdan, hatta, üçlü yapıdan bir türlü kurtulamamıştır. O kadar ki, çağdaş olan ile eski olan, dinsel kurallara bağlı olan ile çağdaş olan ile eski olan, dinsel kurallara bağlı olan ile çağdaş kurallara bağlı olan bir arada tutulmak istenmiş, böyle bir oluşum sağlanmak istenmiş, ancak, burada başarılı olunamamıştır. Eğitimin birliğinin en önemli noktası, bilgi edinmenin kaynağını, tartışmasız olarak, dogmalar yerine deneylere, olgulara ve araştırmalara dayalı kılmak istemesidir. Burada öğretimin birliğinin düşüncel temelinde, bilimsel anlamda eğitim yapılabilmesi için laiklik ilkesinin konulmuş olduğunu yeniden vurgulamaya bilmem gerek var mı?!

Tasarının gerekçesinde vurgulandığı gibi, ulusal ve toplumsal birliği sağlamanın en temel yolu, duygu ve düşünce birliğidir, eğitim-öğretimle sağlanabilecek ulusal birliktir. Bu noktada, ortak düşünce, bilginin ürünüdür, araştırmanın ürünüdür ve öğretimin birliğinin temelinin, -tekrar edeyim- bu noktada dayanağı laiklik ilkesidir. Şimdi, günümüzde bu ilkeyi sağlamanın yollarını hep birlikte bulmak zorundayız. Türkiye çağdaşlaşma yolunda adım atmak istiyorsa - ki, öyledir- cumhuriyetin mayası olan, devrim yasalarının temelini oluşturan bu görüşü elbirliğiyle uygulamaya koymak zorundayız.

Üzülerek belirteyim ki, Millî Eğitim Bakanlığının şimdiye kadar uygulamalarında, böyle bir yaklaşımın izlerini bulma şansı pek bulunamamaktadır. Ülkemizde, Başbakana rüyasını iletenlerin bulunduğu, ölülerle rabıta kurma yoluna gidenlerin bulunduğu bir toplumsal yapının yeniden düşünce birliğine, duygu birliğine, duygu birliğine ve çağdaş ilerleme düzeyine ulaşmasının en önemli yolu eğitimin birliğinin sağlanmasından geçiyor. Bu nedenle, Millî Eğitim Bakanlığının, cumhuriyetin temel değerlerini, ilkelerini dikkate alan, onları esas kabul eden bir anlayışı sergilemesini diliyorum.

Bu arada, Millî Eğitim Bakanının tutumunun, üniversitelere, kurullara, eğitime yönelik tutumunun en somut örneklerinden biri Van'da yaşananlardır. İzin verirseniz, Van olayını bir cümleyle, bir açıklamayla dikkatinize getirmek istiyorum değerli öğrenciler… Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri… Sözümü geriye aldım, düzelttim sayın, düzelttim efendim.

Üstlenmiş olduğu rektörlük görevini Atatürk ilke ve devrimlerinden ödün vermeden, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkelerinden asla vazgeçmeden yürüten, ödünsüz yurtsever Sayın Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın Türkiye Cumhuriyetinin imzaladığı uluslararası sözleşmelere ve hukuka aykırı düşecek bir şekilde karşılaştığı haksız uygulamalar kamu vicdanını derinden yaralamıştır.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş)Onu hâkime söyleyin!

YAKUP KEPENEK (Devamla)Dinleyin efendim… Dinleyin efendim…

Hırsızlar, mafya babaları, uyuşturucu tacirleri, karakol basanlar, hortumcular, vurguncular, karaparacılar dışarıda elini kolunu sallayarak dolaşırken, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesini çağdaş, laik -biraz evvel saydığım- cumhuriyet üniversitesine dönüştüren, kendini mesleğine, sanatına, doğaya ve dostluğa adamış, düzenlediği uluslararası sempozyumlarla Van'ın ve ülkemizin adını yurt dışında duyurmuş olan bu Rektörümüze yapılanlar, onun şahsında cumhuriyet devrimlerine, laik ve çağdaş üniversitelere, bilim ve insanlığa karşı saldırıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 13 Aralık 2005

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook