İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · CUMA

2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (hazine müsteşarlığı, basın-yayın ve enformasyon genel müdürlüğü, türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu başkanlığı, türkiye bilimler akademisi başkanlığı ve atatürk kültür, dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı) altıncı tur

Yıldırım Tuğrul Türkeş

Ankara Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 32. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Aralık 2007 · 1.110 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP), 7 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI, TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI VE ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI) ALTINCI TUR); konuşma 1.110 kelime.

Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP, Ankara). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (hazine müsteşarlığı, basın-yayın ve enformasyon genel müdürlüğü, türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu başkanlığı, türkiye bilimler akademisi başkanlığı ve atatürk kültür, dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı) altıncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yildirim-tugrul-turkes-23-2007-12-07-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-hazine-mustesarligi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara)Sayın Başkan, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı ve Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2008 mali yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği üzere çağ değişmiştir. Bu çağın tanımı henüz yapılamamış olmakla birlikte, öyle zannediyorum ki, ileride tarihçiler bu çağa bilgi çağı adını vereceklerdir. Küreselleşme sürecinin devam ettiği ve ulus devletlerin birbirleriyle kıyasıya yarıştığı bu dönemde halkın refahını artırmak ve geleceğe güvenle bakabilmek, ancak ve ancak güçlü bilim kadroları ve ülkemizi çağın ötesine taşıyacak bilgi teknolojileriyle mümkündür, ihtiyacımız olan budur.

TÜBİTAK ve Türkiye Bilimler Akademisiyle alakalı olarak AKP İktidarının son beş yıl içindeki yaklaşımları, 20 Kasım 2007’de yapılan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun 16’ncı toplantısında gerek Sayın Başbakanın gerekse Sayın Devlet Bakanı Aydın’ın yaptığı konuşmalarda ve yine Plan Bütçe Komisyonunda konunun müzakeresi sırasında iktidar milletvekillerinin konuşmalarında açıkça ortaya çıkmıştır.

Bilim ve teknoloji alanında ileri gelen ülkeler olarak Hindistan’ı, Çin’i, İrlanda’yı, Uzak Doğu ülkelerini göz ardı edip, konuşmalarda Avrupa ülkeleri, ABD, Japonya gibi örnekleri ortaya koymak dahi, bu konudaki bakış açısının çok da uzağı görmeyen bir üslupta olduğunu açıkça göstermektedir. Lizbon Kriterleri’nin benimsenmesini ve Yedinci Çerçeve Anlaşması Programı’nın 1 Ocak 2007’den itibaren yürürlüğe girmiş olmasını kendi ulusal hedefimiz açısından yeterli görmek kanaatimce yanlışın başladığı noktadır. Kaldı ki, bunları geçerli hedef olarak kabul etsek dahi, TÜBİTAK’ın içinde bulunduğu yönetim aksaklıkları ve hukuksal problemleriyle bunun sağlanıp sağlanamayacağı da önümüzde büyük bir soru olarak durmaktadır.

Kırk beş yıllık bir maziye sahip olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, son dört yıl içinde, birçok kurum ve kuruluşta yapılageldiği gibi, isminden ve ambleminden başlayarak yapılmaya çalışılan değişiklikler başta olmak üzere, ne yazık ki tüm uygulamalarıyla sürekli olumsuzluklar içerisinde yuvarlanmaktadır.

Öncelikle, AKP İktidarının ilk hükûmet döneminde, yani 2002 seçimlerinden sonra, TÜBİTAK Yasası’nda yaptığı hukuka uymayan değişiklikle ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Mahkeme yapılan itirazı kabul etmiştir. Ancak, gerekçeli karar ne yazık ki hâlâ hazırlanmadığı için, bu dönemdeki yasal boşluktan yararlanarak son dört yıl Kuruma başkan ataması yapılamamış ve ikametgâhı İstanbul’da görünen hâlen, bir başkan vekiliyle yönetilmeye çalışılmaktadır. Az önce Sayın Coşkunoğlu da bu konuya değindi, ama bunun biraz daha üzerinde durmakta fayda var. Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi de TÜBİTAK yönetiminin kendisine yaptığı bir başvuruyu, bu yönetimin TÜBİTAK’ı temsil yetkisi olmadığını ifade ederek reddetmiştir, yani yönetimin yasal olmadığı yargı uygulamasıyla da kanıtlanmıştır.

Bu şartlar neticesinde akla gelebilecek ilk ve önemli soru, bugünkü TÜBİTAK yönetiminin üniversitelerden izin alarak görevlendirdiği öğretim üyelerimizin son dört yıl içindeki durumlarının ne olduğudur? TÜBİTAK’ı temsil yetkisi hukukça kabul edilmeyen mevcut yönetim, bu öğretim üyeleri için rektörlerimizden hangi sıfatla izin istemektedir? Bu durum, ülkemizde meydana gelecek bir iktidar değişikliğiyle yargıya gittiğinde, yasa dışı bir yönetimin yasa dışı olarak verdiği bu mali destekleri, öğretim üyeleri nasıl kabul ettiklerini hangi yasal dayanakla açıklayacak ve nasıl geriye ödeyeceklerdir?

Değerli milletvekilleri, ayrıca, yapılan uygulamaların, bilime, bilim insanına, ülke sorunlarına katkıları da tartışılacak noktadadır. Kurum vekâletlerle yönetilmeye çalışılmaktadır. Bunun dışında, ilginç ve bürokrasi kurallarına ters düşen uygulamalar da yoğun bir şekilde dikkat çekmektedir.

Daha önce medyaya da yansımış olan bir Bilim Kurulu üyesinin Başkan Yardımcılığı ile Yenilik Destek Programları Başkanlığını aynı zamanda asaleten yürüttüğü hususudur. Bilim Kurulu üyesi bir başkan yardımcısının ita amiri kim olacaktır? Eğer bu görevlendirme doğruysa, Bilim Kurulunun diğer üyeleri de niçin Kurumun değişik kademelerinde görevlendirilerek, personel harcamalarında tasarrufa gidilmemiştir?

Teknoloji ve Yenilik Başkan Yardımcısı, kendine bağlı araştırma grubunun yürütme komitesi sek-reterliğine uzun süre vekâlet etmiştir. Yani, söz konusu şahıs, Yürütme Komitesi Sekreteri olarak karar alıyor, sonra başkan yardımcısı olarak kendi aldığı kararı onaylıyor. Daha böyle birçok örneğin üzerine gitmek, tabii, maalesef, Kurumda, mümkün.

Araştırma grupları, bu Kurumun temel görevini yerine getiren en önemli birimleridir. Oysa, araştırma grupları bu dönemde ayrı bir daire başkanlığı altında çalıştırılmaktadır. Araştırma grupları, TÜBİTAK tarihinde en zayıf konuma getirilmiştir.

Bu araştırma gruplarını tek tek irdelemek süre açısından mümkün değil, ancak bazılarına değinmeden geçmek de hiç mümkün değil. Bunlardan birisi SOBAG. Bu grubun açık adı Sosyal ve Beşerİ Bilimler Araştırma Grubudur. Bu alandaki araştırmaları, birinci derecede ve işin gerçek sahibi olan, aynı zamanda TÜBİTAK’a kardeş kuruluş olarak tesis edilen Türkiye Bilimler Akademisine bırakmak, aslında daha doğru bir yaklaşım olacaktı.

Yine, açık adı Kamu Araştırmaları Grubu olan KAMAG, aslında kamudaki araştırmaları desteklemek amacıyla kurulmuştur. Oysa, TÜBİTAK bu yapı aracılığıyla kendine verilen bütçeyi kamu kuruluşlarına dağıtmaktadır. Bu desteğin ağırlıklı kısmı projede yer alanlara proje teşvik ikramiyesi adı altında veya personel ücreti olarak verilmektedir. Özetle, bilim ve teknolojiye ayrıldığı iddia edilen fonlar, özünde, ağırlıklı olarak bu harcama kalemlerinde eriyip gitmektedir. Bu hususu da yüksek takdirlerinize sunuyorum.

Araştırma gruplarının dışındaki TÜBİTAK etkinlikleri de medyada ar-ge merkezlerine yapılan darbeler ile anılmaktadır. “Sanayiciye bilim desteğine TÜBİTAK darbesi” veya “TÜBİTAK’tan ar-ge merkezlerine darbe” hatırlayabileceğiniz başlıklardır. Bu konuyu anlatabilmek için TÜBİTAK ile yollarını ayıran araştırma merkezlerinden birkaçının isimlerinin verilmesi yeterli olur: Tekstil Araştırma Merkezi-İzmir, Otomotiv Teknoloji Araştırma Merkezi-İstanbul, Seramik Araştırma Merkezi-Eskişehir gibi.

Burada arz etmeye çalıştığım husus, TÜBİTAK’ın araştırma gruplarından araştırma merkezlerine, oradan yemekhanesine kadar tüm yapısının değiştirilmiş olması ve bunun da verimliliği olumsuz etkiliyor olmasıdır. Kuruluşunun 45’inci yılında Kurum, anlaşılmaz bir biçimde 5018 Sayılı Yasa’ya tabi duruma getirilmiş ve bu Yasa’ya uyum içinde bugün görev yapmakta olan Maliye kökenli bir Genel Sekreter Vekili bulunmuştur.

Netice olarak Kurum, akademik ortamdan hızla uzaklaşmaktadır. Bir yandan yeni gruplar ve müdürlükler oluştururken, deprem hattında bulunan ülkemizde İnşaat Teknolojileri Araştırmaları Grubunu, hayvancılık sektöründe dünya kıyaslamalarında üst sıralarda yer alan Veteriner ve Hayvancılık Araştırma Grubunu kapatıyorsunuz.

Bu konuları cevaplarken, umarım, Sayın Bakan, geçen sene Sayın Mehmet Ali Şahin’in söylediği gibi, bu grupları kapatmadıklarını, aksine kuvvetlendirdiklerini söylemez. Çünkü, biz, bu eleştirileri, sadece ve sadece ülke bilimi, araştırmalar ve bilim insanları için yapıyoruz. Yoksa birbirimize geçici açıklamalar yapıp, işin özünü savuşturmak için değil.

Keza on üç yıllık bir geçmişe sahip olan Türkiye Bilimler Akademisinde de artırıldığı söylenen bütçe, bilime ve araştırmaya değil, yeni binaya ve sair harcamalara ayrılmıştır. Oysa bu kurumun esas hedefi, Türk bilim adamlarının tespit ve teşvikidir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin aydınlık geleceğini hedefleyerek çalışması ve yürümesi gereken bu saygın bilim kurumlarının maalesef günümüzde içinde bulunduğu durum budur. 57’nci Hükûmet döneminde Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanının direktif ve tavsiyeleri doğrultusunda yirmi beş yıllık bir perspektif hazırlandı “Vizyon 2023 Bilim ve Teknoloji Stratejileri” diye. Bu, daha sonra TÜBİTAK’a bu projenin yürütülmesi görevi verildi. Bu, orta vadeli, bir ülke açısından önemli bir hedefti. Oysa bugün, yine Plan ve Bütçe Komisyonundan alıntıdır, “Lizbon Kriterleri benimsenerek 2010 yılına kadar bilimsel mükemmeliyet ve küresel düzeyde rekabet edebilir olmayı hedeflemek” yeni ve çok kısa vadeli bir öngörüden başka hiçbir şey değildir.

Değerli milletvekilleri, ödünç bilgiyle kalkınan ve gelişen hiçbir ülke bulunmamaktadır. Dünyanın 17’nci büyük ekonomisine sahip olan ve dünyada yaygın kullanılan 5’inci büyük dil ailesine mensup ülkemizin çağı anlayan ve yorumlayabilen bir bakışa sahip olması şarttır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla)Toparlıyorum Sayın Başkan.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

58 konuşma daha · 7 Aralık 2007

58 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook