Ham Tutanak Metni
Bursa Milletvekili · İYİ Parti
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 3 Kasım 2026 · 1.941 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yüksel Selçuk Türkoğlu (İYİ Parti), 3 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Ham Tutanak Metni); konuşma 1.941 kelime.
Yüksel Selçuk Türkoğlu (İYİ Parti, Bursa). “Ham Tutanak Metni”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 3 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-selcuk-turkoglu-2026-11-03-ham-tutanak-1 (erişim: 3 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/TutanakGoster/5483
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Komisyon üyeleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Efendim, Sayın Bakan giriş cümlesinde 3 Kasım 2002'ye atıf yaparak yirmi dört yıllık AKP iktidarını anlattı ve Sayın Cumhurbaşkanıyla birlikte yaşanan gelişmeleri övdü. Madem 3 Kasım 2002'ye bir atıf yapıldı, biz de o kara günden bu tarafa kadar yirmi dört yılda özellikle çalışma hayatıyla ilgili yani toplumun bütün kesimleriyle yakinen alakalı bu alanda neler olduğunun bir özetini ortaya koyalım. Sürekli atıf yaptığınız, beğenmediğiniz ve hatta hakaretler ettiğiniz o eski Türkiye'de insanlar, emekliler, çalışanlar, asgari ücretliler nasıldı, şimdi nasıl, hemen bir bakalım. O beğenmediğiniz eski Türkiye'de en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 30 fazlasıydı. İşte o beğenmediğiniz eski Türkiye'de insanlar emekli olduğunda tazminatları ya da ikramiyeleriyle bir ev, bir de ikinci el araba alabiliyordu. İşte o beğenmediğiniz eski Türkiye'den bugüne yirmi dört yıl siz ülke yönettiniz, yirmi dört yılın sonunda sendikalaşma oranı çalışma hayatında yüzde 13, kamu çalışanlarını çıkarırsanız toplu sözleşme imzalayabilenlerin oranı yüzde 8'i geçmiyor ve işte o beğenmediğiniz eski Türkiye'de asgari ücretliler tüm çalışanların içerisinde yüzde 12'ydi, şimdi tüm çalışanların yüzde 50'si ve daha fazlası. Asgari ücret bu memlekette yaygın ücret hâline geldi ve asgari ücret ne yazık ki açlık sınırının altında. Efendim, en sağlam hesap altınladır, o beğenmediğiniz eski Türkiye'de asgari ücretliler 7-8 küçük altın alabiliyordu, şimdi 2,5 tane küçük altın alamıyorlar ve yine, o eski Türkiye'de, beğenmediğiniz Türkiye'de ev sahibi olma oranı memlekette yüzde 71'di, şimdi yüzde 55. Hanelerin yüzde 45'i kirada, o da herkese bir daire düştüğünü hesap ederseniz. Bir kişinin 100, 200, 300, 600 dairesi olduğunu öğreniyoruz, onu da hesap ederseniz memleket yalnızca kiraya çalışıyor. Ve yine o çeyrek asır yönettiğiniz memlekette açlık sınırının altında bir asgari ücret, emekliler ise ölüm ücretinin altında. Geniş tanımlı işsizlik en son verilere göre 2014'te yüzde 15 küsurdu, şimdi yüzde 31. Ve işte, bu yirmi dört yıllık, çeyrek asırlık yönettiğiniz ülkede sonuçta zincir marketlere iş başvurusu yapanların listelerini alıyorsunuz, yüzde 90'ı üniversite mezunu. Sayın Bakan, değerli bürokratlar; öncelikle şu bütçenin büyüklüğüne bir bakalım: 2026 yılında 447 milyar 903 milyon lira olan bütçeyi bu yıl 2 trilyon 395 milyar 824 milyon liraya çıkarmışsınız, yaklaşık yüzde 435 artış var. SGK'ye yapılan devlet katkısının bütçe içindeki sınırlandırmasının değiştirilmesi ve kurum açığının Bakanlık bütçesi üzerinden karşılanmasından dolayı bunun böyle Sayfa: 16 olduğunu söyleyeceksiniz. Yoksa bu bütçe artışının ne asgari ücretliye ne de emekliye bir katkısı yok. Nitekim, 2027 yılı ödeneğinin yaklaşık 2 trilyon 390 milyar lirası cari transferlerden oluşuyor. Yani bütçe rakamı büyüyor ama bu büyüme vatandaşın cebine, çalışanın cebine aynı oranda yansımıyor. Sayın Bakan, şimdi, soruyorum: Bu bütçeyi 447 milyar liradan 2 trilyon 396 milyar liraya çıkardınız da emeklinin maaşına ne kadar zam yapacaksınız? İşçinin ücretine, asgari ücrete ne kadar refah payı koyacaksınız? Stajyerin, çırağın gasbedilen sigorta başlangıcını verecek misiniz? Sendikalı olduğu için işinden edilen işçilerin arkasında ne zaman duracak Bakanlık? Kamu mühendislerinin sorunu çözülecek mi? Sokakta kâğıt toplayanlar ne olacaklar? Ve bu ülkede çalışan milyonlarca insanın hayatı cidden bu bütçe artışıyla değişecek mi? Defaten söylendi ve artık Türkiye'de bütün kesimler bunu takip ediyor, her yerde eylemler yapılıyor, Mecliste sürekli gündeme getiriyoruz. Efendim, şu kartı Bakanlığınız vermedi mi? Verdi. Lise çağında çocuğa bunu verdiniz, ortaokul çağında, çocuk zannetti "Ben sigortalı oldum." sonra öğrendi ki bu kısa kolmuş, e uzun kol nerede? Uzun kol yok. Bunun bir tane çözümü var, o da staj başlangıcını sigorta başlangıcı sayacaksınız ya, milletin bu talebini, bu mağdur kesimlerin bu talebini yok sayarak Bakanlık yönetilemez. Şimdi, bu emeklilikte adalet... Türkiye bir mağdurlar cenneti oldu, herkes bir mağdur grubunun üyesi. Staj mağdurları, emeklilikte adalet arayanlar, mülakat mağdurları, TOKİ mağdurları, asgari ücret mağdurları; herkes bir mağdur grubunun üyesi oldu. Çeyrek asır yönettiniz, yönettiğiniz memleket mağdurlar memleketi oldu. 8 Eylül 1999 tarihinde sigortalı olanla 9 Eylül 1999 tarihinde sigortalı olanın arasında -Allah aşkına ya, vicdana sığar mı ya- on yıl, on beş yıl, on yedi yıl emeklilik için bir farkın olması kabul edilebilir mi ya? Örneğin, ilgili koşulları sağlayan 8 Eylül 1999 girişli erkek, 43 yaşında, 5975 prim günüyle emekli oluyor, bir gün sonra giren 7000 gün prim ve 60 yaşa mahkûm ediliyor; sonuç on yedi yıl. Üstelik mesele yalnızca 1999 sınırı da değil, 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun da emeklilik yaşı ve prim koşullarında yeni eşikler hem de aşılamayan eşikler oluşturdu. 30 Nisan 2008'le 1 Mayıs 2008 arasında ilk kez sigortalı olan erkek çalışanlar açısından prim şartında 200 günlük fark ortaya çıkabiliyor. Özetle, 2008'den sonra işe başlayanların vallahi 95 yaşına kadar çalışması lazım. Aksi durumda yüzde 28 maaş bağlamayla ölsün mü bu adamlar ya! Böyle bir emeklilik sistemi olabilir mi? Eşit emeğe eşit hak isteniyor, kademeli ve hakkaniyetli bir düzenleme yapılması gerekiyor. Tabii, emeklilerimizin maaş sorunu var, kök aylık uygulaması var, en düşük emekli aylığı uygulaması var. Seyyanen zamların emeklilere yansıtılmaması... Kanunen emeklilere verilmesi gereken, bir türlü verilmeyen 8.077 lira var. Niye gasp ediyorsunuz bunu? Neden bunları vermiyorsunuz? Yıllarca prim ödemiş insanların bugün açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmesi hak mıdır? Ayrıca siz bağ mı bağışlıyorsunuz ya! Lütuf mu yapıyorsunuz? Emeklilik çalışmışım, primimi ödemişim, yaşım belli bir yere geldikten sonra hak vaki olana kadar insanca yaşayayım diye kazanılan bir haktır ya! Lütuf mudur bu? Kademeli emeklilik düzenlemesini hayata geçirin. Bir günle oluşan adaletsizlikleri mutlaka giderin, emeklinin ödediği prim ile aldığı aylık arasındaki bağı yeniden güçlendirin. Neden sözlerinizin hiç arkasında durmuyorsunuz? Esnafa verdiğiniz 7200 gün sözü ne olacak ya? Ya, hadi bizim ve milletin söylediğinin bir anlamı yok; sözün sahibi Cumhurbaşkanı, onun sözünü niye yere düşürüyorsunuz? Size sormuyor mu hiç "Ben söz verdim, niye bu düzenlemeyi yapmıyorsunuz?" diye. 7200 günü apaçık vadetti seçimlerden önce, esnaf bekliyor. Efendim, memlekette sendikalaşma dünyanın en zor işi. Çeyrek asır ülke yönetiyorsun "Yoksullukla, yasaklarla, yolsuzlukla mücadele edeceğim." diyorsun. Bir işçinin anayasal tek hakkı olan sendikalaşma hakkına iş gelince işten çıkarılıyor, hemen yetki kazanıldığı anda mahkemeye gidiliyor, mahkemeler uzun süreler alıyor; ondan sonra sendikalı olduğu için işten çıkarılan işçilerin iadesi zorlaşıyor. Hasılı, oran yüzde 13, kamuyu çıkarırsanız yüzde 8, yüzde 9. Böyle bir ülke olabilir mi ya? Bir de sendikal özgürlüklerden bahsediyorsunuz, bakın, en son Edirne Keşan'da eyleme gittik, sendikalaştılar diye TYH Tekstil'den çıkarıldılar. Gemlik'te Rodaport'ta, Gemport'ta sırf Liman-İş'e üye oldular diye işçiler işten çıkarıldı. TÜMTİS Bursa'da eylem yapıyor, sendikalı oldular diye işten çıkarıldı. Nedir Allah aşkına? Yani işçi zaten hem geliri itibarıyla toplumun en düşük sosyal dilimi, bir tane hakkı var ya, anayasal hak; sendikalı olma hakkı. Yirmi beş yıldır bakanlık yönetiyor AKP, sendikalaşma oranı ortada. Demek ki siz patronlara çalıştınız, işçiye çalışmadınız. Efendim, devam edelim. Kamu mühendisleri var, anlatıyorlar, anlatıyorlar, feryatlarını defaatle Mecliste gündeme getiriyoruz. Bakın, şu örneğe bakar mısın, bu, Çalışma Bakanlığının sayfası, Çalışma Bakanlığının sayfasında aynen şöyle diyor: "Mühendis ve mimarlar için yurt dışından gelen yabancı mühendis ve mimarlar kamuda görevlendirilirse asgari ücretin 4 katından düşük olamaz." Yabancı mühendise asgari ücretin 4 katı, Türk mühendise gelince yoksulluk sınırının altı; başlangıç maaşları 81 bin lira. Devletin bütün işlerini, bütün devasa ihalelerini... Bu kadar riskli kararların altına bu mühendislere imza attırıyorsunuz, yasal sorumlulukları emeklilikten sonra bile devam ediyor ama iş maaşa gelince ortada yok. Allah aşkına şu kamu mühendislerine bir insaf edin. Sonra diyorsunuz ki "Mühendisler niye durmuyor devlette?" Ne yapsın adam ya, geçinemiyor, yaşayamıyor. O kadar meslek edinme maliyeti var, dirsek çürütmüş; o kadar riskli karara imza atıyor ama paraya gelince ecnebi olursan var, Türk olursan yok; bunun mutlaka çözülmesi lazım. Şimdi, bir de sokakta geri dönüşümcüler var, kâğıt toplayıcıları diye bildiğimiz. Bunlar 500 binin üzerinde, aileleriyle milyonlara yaklaşan çok önemli bir sektör. Kâğıt, plastik ve ambalaj atığı topluyorlar, ailelerini geçindiriyorlar. Bunlar hırsızlık yapmıyor, dilencilik yapmıyor, kimsenin malına göz dikmiyor, çöpten kâğıt topluyor, bir nevi geri dönüşüme ekonomik ciddi bir katkı sağlıyor. Siz ne yaptınız biliyor musunuz? İki yıl önce çıkardığınız yönetmelikle bu insanların geçim kapısını daralttınız, marketlerin, Sayfa: 17 AVM'lerin ve büyük işletmelerin ambalaj atıklarını kendi bünyelerinde değerlendirmesinin önünü açtınız. Nedir yani; sinekten yağ çıkarmak zorunda mı bu marketler? Bırak orada iki kartondan da çocuk bir ev geçindirsin. Böylece, yıllardır bu işten geçinen sokak toplayıcılarının gelir kaynakları perperişan oldu. Soruyorum Sayın Bakan: Bu insanların suçu yoksul olmak mı, örgütlerinin, teşkilatlarının olmaması mı, alın teriyle geçinmeye çalışmak mı? Ambalaj atığını ekonomiye kazandıran bu insanları sistemin dışına itmeyin; bunları kayıt altına alın, yetkilendirin, sosyal güvenceye kavuşturun, emeklileri yasal bir sisteme dâhil edilsin. Efendim, 2023 ILO verilerine göre 52 ülke arasında iş cinayetlerinde ülkemiz şampiyon. Artık "iş kazaları" demiyoruz, "iş cinayetleri" diyoruz. Her yıl iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerimiz, evlerine bir daha dönemeyen babalarımız, yetim kalan çocuklarımız, iş güvenliği denetimleri ne yazık ki kâğıt üzerinde kalıyor. İşçinin hayatı işverenin maliyet hesabına kurban edilemez. Önleyici denetimleri artırmak için daha ciddi çalışmalar yapılmalı. İkinci olarak, taşeron ve güvencesiz çalışma meselesi var. Aynı işi yapan iki işçiden birisi kadrolu, diğeri taşeron; birisi güvenceli, diğeri "Yarın işten çıkarılabilirim." korkusu yaşıyor. Kamuda ve özel sektörde aynı işi yapan çalışanların ücret ve özlük hakkı farklarını ne zaman gidereceksiniz? Genç işsizlik, kadın istihdamı meselesi ne zaman çözülecek? 5 milyon ev genci meselesi var, bu ne zaman çözülecek? Bir diğer önemli mesele, kamu çalışanlarımızın özlük hakları... 3600 ek göstergeyi alamayan az bir kesim kaldı. Niye bu düzenlemeyi bir türlü yapmıyorsunuz? Kamuda yıllarca hizmet vermiş, emekliliği yakalamış memurlarımızın ek gösterge, seyyanen zam, emekli aylığı arasındaki adaletsizlikler mutlaka giderilmeli. Efendim, Mecliste defaten dile getirdim, şimdi bir daha söylüyorum, buradan ihbarda bulunuyorum: Van'da ve Diyarbakır'da, Van ve Diyarbakır'daki belediyeler, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere yerel seçimden sonra yeni gelen yönetim sekiz elli yüz gündür orada eylem yapan işçileri gerekçesiz çıkardı. 1.200 işçiden birisi Diyarbakır'da mahkemeyi kazandı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başlatmıyor. Van'da mahkemeyi kazananların bir kısmı yeniden belediye başkanı değişince başladı, hâlen orada 200'ün üzerinde sekiz yüz elli gündür eylem yapan işçi başlatılmıyor. Ya, o haktan vazgeçtik, bu memleket hukuk devleti değil mi ya; mahkeme kararları nasıl uygulanmaz? Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Serra Bucak çıkıyor, diyor ki: "Biz paradigmamıza uygun olanlarla çalışacağız." Yahu, arkadaş, işçinin, şoförün, temizlik işçisinin paradigmasından sana ne, siz rızık verici misiniz? Hadi onlar öyle yapıyor, sahi Bakanlık ne yapıyor? Bu işten çıkarılan, sekiz yüz elli gündür hizmet işiyle birlikte orada eylem yapan işçilerin, bunların hakları ne olacak? Sayın Bakan, iki konu daha kaldı. Efendim, Ankara'da, Kızılay'ın meydanındaki şu bina kimin? Bu bina SGK'nin. Kızılay'ın göbeğinde bulunan, tadilatını tamamladığınız bina Ankara Bilim Üniversitesine kiralanmış. Şimdi, ben soruyorum: Bu bina kime ait? Hangi bedelle kiralandı? Aylık, yıllık kira ne kadar ve kaç yıllığına verildi? TÜRK TELEKOM'un kullanımındayken TÜRK TELEKOM bu binayı kiralamak veya kullanmaya devam etmek istemedi mi, böyle bir talebi oldu mu? Tadilat masraflarını kim karşıladı? Ankara'nın en değerli noktasındaki bu binanın kiralama sürecinde kamuoyunu aydınlatmanızı bekliyorum. Sayın Bakan, memur yoksullaşıyor, emekli geçinemiyor, asgari ücretli ay sonunu getiremiyor. Siz hâlâ sendikalara baraj önermenin mi peşindesiniz? Siz emeğin bakanı mısınız yoksa -kusura bakmayın-kamuda yandaş sendikaların bakanı mısınız? Sendikacılığı kanunla dizayn etmekten, kaybedenleri barajla ayakta tutmaktan vazgeçin. Ayrıca bu sizin göreviniz de değil elinizi sendikal özgürlükten çekin; işçinin, memurun, emeklinin boşalan sofrasına bakın efendim. Efendim, son olarak 10-11 Ekimde bir Emek Çalıştayı yaptık. Emeğin bütün tarafları vardı, bilin kim yoktu? Siz yoktunuz, şahıs olarak da yoktunuz, Bakanlığınız da yoktu. TÜHİS de "Geleceğim." dediği hâlde gelmedi. Size davetiye getirdik. Bütün işçi konfederasyonları, memur konfederasyonları, çalışma ekonomistleri, bilim adamları, emeğin tarafları geldi; iki gün çok verimli bir program yaptık. Ne olurdu orada olsaydı bir temsilciniz, çalışma hayatının bir temsilcisi? Orada neticede mesai arkadaşları var, sendikalar var. Gelmediniz, herhangi bir görevli de göndermediniz. Nasıl olacak diyalog? Biz istiyoruz ki çalışma hayatı gibi devasa problemleri olan bir konuda sadece itiraz etmeyelim. "Gelin, bir çalıştay yapalım. Tam on oturumda, on ayrı kalemde konunun tarafları konuşsun." dedik; bunu gerçekleştirdik. TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR- SEN, KAMU-İŞ, HÜR-SEN; hepsi katıldı ama Çalışma Bakanlığı yoktu. Ezcümle efendim, tabii ki temennimiz bütçemizin hayırlı olması yönünde ancak biz çeyrek asrın sonunda gördük ki ekmeğe muhtaç emekli, ekmeğe muhtaç asgari ücretli, iş bulamayan ve memleketi, yurdu terk eden gençler, bölünmüş bir çalışma hayatıyla karşı karşıyayız diyor; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
9 konuşma daha · 3 Kasım 2026