Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kayseri Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 80. Birleşim · 5. yasama yılı · 19 Mart 2015 · 1.043 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yusuf Halaçoğlu (MHP), 19 Mart 2015 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair); konuşma 1.043 kelime.
Yusuf Halaçoğlu (MHP, Kayseri). “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 19 Mart 2015. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yusuf-halacoglu-24-2015-03-19-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-katar-devleti-hukumeti-arasinda-asker (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=39198
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Şimdi, değerli arkadaşlar, biz tabii ki özellikle Osmanlı coğrafyası içerisinde bulunan ülkelerle her alanda iş birliği yapılmasına hiçbir zaman karşı değiliz ancak burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Son yıllarda AKP Hükûmetinin Orta Doğu politikalarında çok büyük hatalar işlediğini herkes kabul ediyor. Bütün otoriteler de bunu bu şekilde ifade ediyor ki AKP’nin kendisi de zannediyorum ki yapmış olduğu politikalarda büyük hatalar işlediğini biliyordur. Nitekim, bugün, aslında, şu anki Sayın Başbakanın Dışişleri Bakanıyken “sıfır problem” olarak ilk attığı adımlar gerçekten herhangi bir şekilde tenkit edilmek yerine beğenilen bir politikaydı. Çünkü Orta Doğu devletleriyle yakın bir ilişki kuruldu, ticaret anlaşmaları yapıldı, sınırlar âdeta açılır derecesinde vize muafiyeti de sağlandı. Bu, Batı tarafından da hoş karşılanmadı ve âdeta Türkiye'nin kulvar değiştirdiği, mecra değiştirdiği şeklinde ifade edildi ama aslında gerçek olan şey şuydu: Türkiye asli mecrasına dönüyordu. Nitekim, bu ilk adımlar Türkiye'nin Orta Doğu’da önemli bir mevki kazanmasına, prestij kazanmasına, nüfuz kazanmasına da sebep oldu. Nitekim, Suriye’ye gittiğimizde, bu vizeler kaldırıldıktan sonra, çok rahat bir şekilde Suriye’ye intikal ettik. Ben kendim, bizzat, Halep Üniversitesinde “Türkiye'nin Orta Doğu Politikasında Suriye’nin Yeri ve Önemi” adı altında bir konferans da verdim ve son derecede de beğenildi. Şu açıdan söylüyorum beğenildi derken, kendimi övmek için söylemiyorum: Suriye bu adımın, Türkiye’yle, şu anki Başkanın babası zamanındaki sorunların ortadan kaldırılması açısından son derece önemli bir adım olduğunu düşünüyordu. Nitekim, bu konferansım sırasında Halep’teki Türkmenler ve Halep Üniversitesindeki Türkmen öğrenciler bana Türkçe sorular yöneltebilecek kadar rahatlamışlardı. Dolayısıyla iyi bir başlangıç sergilendi. Ama birdenbire Orta Doğu’da Türkiye’nin politikalarında bir gecede sanki rüyada bir darbe yenmiş gibi büyük bir değişiklik söz konusu oldu ve Türkiye doğru girdiği mecradan birdenbire çıktı. Şu an Cumhurbaşkanı olan o zamanki Sayın Başbakan, çok yakın ilişkiler içerisinde olduğu Suriye’yle, Suriye Başkanıyla birdenbire âdeta eli bıçaklı düşman hâline geldi. Bu doğru muydu? Doğru değildi ama Amerika Birleşik Devletleri “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altında, Orta Doğu’da, aslında var olan ama yeni bir stratejiyle başlattığı bir projenin parçası olarak ortaya çıktı. Bizim o tarihteki Başbakan da “Ben Büyük Orta Doğu Projesi’nin Eş Başkanıyım.” demek durumunda kaldı. Ama şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyordu ki o tarihteki Amerika Dışişleri Bakanı olan Rice’ın Orta Doğu’daki sınırların değişeceğine dair olan beyanları, aslında bugünkü çanların hangi sebeple çalacağını ortaya koyuyordu. Sonuçta, Suriye ile Türkiye arasında -akıl almaz- aksi olması gerekirken, sorunsuz devam etmesi gereken bir politika olması gerekirken birdenbire âdeta düşman kardeşler hâline geldiler.
Ama enteresan olan şey şuydu: O tarihteki Başbakan, şu anki Cumhurbaşkanı 2011 yılında Avrupa Konseyinde şöyle bir konuşma yapıyordu: “Haçlı Seferleri doğuya medeniyet getirmiştir.” Aslında konunun çekirdeği buradaydı, ana fikri buradaydı. Şimdi, herkes biliyordu ki Haçlı Seferleri doğuya medeniyet getirmemiştir, yıkım getirmiştir. Bunu hepimiz biliyoruz. İslam’ın yeniden Hicaz’a, Arabistan çöllerine sürülmesinden başka bir şey değildi Haçlı Seferleri ve doğuda…
MEHMET METİNER (Adıyaman)Kim demiş bunu?
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla)O tarihteki Başbakan Avrupa Konseyinde. Videosunu gösteririm Mehmet Bey. Göstereyim yani Avrupa Konseyindeki konuşmasını göstereyim.
Hatta “Yemek kültürümüz bile bununla değişti.” dedi o konuşmasında. Aslında, dediğim gibi, kilit noktası burasıydı, Başbakanın bu bölgedeki politikasının Amerika politikasıyla örtüştüğünü gösteren. Haçlı Seferleri hem Anadolu’ya yıkım getirmişti hem de İslam dünyasına yıkım getirmişti. Anadolu’yu biliyorsunuz, Kılıçarslan karşı çıktı ama Aslan Yürekli Richard Kudüs’ü aldı ve ne kadar sivil, çocuk ve kadın varsa katletti. İşte, bunu yapan insanlarla iş birliği hâline girdiniz ve dedi ki: “Eş Başkanıyım.” Aslında bugün Orta Doğu’da kan gövdeyi götürürken, yüz binlerce insan hayatını kaybederken bu hayat kayıplarının ana müsebbibi kimdi? Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere ittifak kuvvetleriydi yani müttefikleriydi, Avrupa’daki müttefikleriydi. Bombalar yağarken hepimiz televizyondan sanki film seyreder gibi seyrettik. Doğru değil mi? Irak’ta milyonlarca insan katledildi, göç etmeye mecbur kaldı. Aynı şey Suriye’de meydana geldi, bugün belirtilen 200 bin civarında insan hayatını kaybetti. Bunun hangisi olursa olsun, her iki taraftan bu çatışmalar içerisinde ölenler, ikisi de “Allah” diyen, ikisi de Müslüman olan insanlar. Ama, bunun müsebbibi kimdi? Maalesef, bunun içerisinde Türkiye ve Türkiye’yi yönetenler de yer aldılar. Bunun vebalinden kurtulmak mümkün değil. Tarih bunu böyle yazacak. Ama, şurasını iyi düşünün arkadaşlar: Bakın, bugün Orta Doğu’da meydana gelen şu anki görüntü kimin hayrınadır? Türkiye'nin hayrına mıdır? Orta Doğu’daki İslam dünyasının hayrına mıdır? Batı’nın hayrına mıdır? Bunu iyi bir düşünmek gerekiyor.
Bugün, IŞİD’in ortaya çıkmış olması, Esad’ın veya onun karşısındaki muhalifler, işte Kürt kantonları veya Irak’taki durum. Bunlar kimin hayrınadır? İslam dünyasının hayrına mı, yoksa Batı emperyalizminin hayrına mı?
Bakın, İslam dünyası, bugüne kadar, maalesef -İslam dünyasını genel olarak alıyorum- hep sömürgesi ve pazarı hâlindedir Batı emperyalizminin, hep geri kalmıştır, hep yönetilmektedir ve maalesef, enerji yönünden de dünyanın en zengin bölgesi olmasına rağmen hep Batı’nın kontrolünde yürümüştür. Batı, ne zaman ki burada kendilerine karşı bir güç oluşmaya başlamıştır, bir bahane bulmak suretiyle bu bölgelere müdahale etmiştir; birbirine düşürmüştür Irak ile İran’ı, Irak ile Kuveyt’i.
İşte, ardından kendi iç çatışmalarını ortaya çıkardı. Sözde, hani insan hakları ve demokrasi gelecekti? Libya’da; geldi mi? Mısır’da; geldi mi? Irak’ta; geldi mi? Suriye’de; geldi mi? Hiçbirine “Evet.” diyemezsiniz. Sadece yıkım ve ölüm geldi. Sadece İslam dünyasının bu ülkelerinde parçalanma ve birbirine düşman kardeşler ortaya çıktı. Kan gövdeyi götürüyor, birbirlerine düşman. Çünkü aslında Birinci Dünya Savaşı’nda bu devletler oluşturulurken çok ciddi bir stratejiyle oluşturuldu. Hepiniz haritaları gözünüzde canlandırın. Devlet sınırları tam cetvelle çizilmiş şekildedir. Niçin sizce? Hiç düşündünüz mü? Aslında bu devletlerin kendi iç dinamikleri içerisinde farklı mezhepler vardır. Bunları birbirine düşürmek çok kolaydır. Nitekim, geçmiş dönemde de bu şekilde katliamlar yaşanmıştır. İşte, Batı, ne zaman müdahale etmesi gerektiğini iyi bildiği bir dönemde buralara müdahale etmiştir ve bugün, gördüğünüz gibi, kan gövdeyi götürüyor.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin güney sınırları bugün kalbura dönmüştür, siz de biliyorsunuz. Peki, bana söyler misiniz, Türkiye’de terörü besleyen unsurlar nelerdir -sadece kendi içimizdeki birtakım etnik grupları düşünmeyin- kimdir? Geçmiş dönemde kimse, aynı kişilerdir. Nasıl, Kürt Teali Cemiyeti varsa, nasıl, Şeyh Said’in ayaklanmasında birilerinin desteği varsa veya nasıl, Dersim hadisesinde Fransa’nın, İtalya’nın, Rusya’nın, İngiltere’nin dahli varsa bu işlerde de dikkat ederseniz bu devletler vardır.
MEHMET METİNER (Adıyaman)Kürt Teali Cemiyeti isyan etmedi.
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla)1914 öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına hangi devletler imza atmışsa ve pay istiyorsa bugün Orta Doğu’da bu devletlerin parmağı ve eli vardır. Dolayısıyla, bunları göz önünde tutmamanız sizin hatalı bir politika izlemenize sebep olur.
MEHMET METİNER (Adıyaman)Hocam, Kürt Teali Cemiyeti’nin bir isyanı yok tarihte.
YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla)İngilizlerle beraberdir.
Onu sonra sizinle tartışırım, benim sözlerimi kesmeyin lütfen.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
77 konuşma daha · 19 Mart 2015