İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2006 merkezi bütçe kan.tas.(adalet bak.,ceza ve infaz kur.ile tutukevleri iş yurtları kur.,türkiye adalet akademisi başk.,yargıtay başk.) 9 uncu tur

Zafer Hıdıroğlu

Bursa Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 36. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Aralık 2005 · 949 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Zafer Hıdıroğlu (AK Parti), 19 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(ADALET BAK.,CEZA VE İNFAZ KUR.İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KUR.,TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞK.,YARGITAY BAŞK.) 9 UNCU TUR); konuşma 949 kelime.

Zafer Hıdıroğlu (AK Parti, Bursa). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(adalet bak.,ceza ve infaz kur.ile tutukevleri iş yurtları kur.,türkiye adalet akademisi başk.,yargıtay başk.) 9 uncu tur”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zafer-hidiroglu-22-2005-12-19-2006-merkezi-butce-kan-tas-adalet-bak-ceza-ve-infaz-kur-ile-tutukevl (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA ZAFER HIDIROĞLU (Bursa)Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; Adalet Bakanlığı bütçesi ve buna bağlı olarak Ceza ve İnfaz Kurumları ile İş Yurtları Kurumuyla ilgili Grubum adına konuşmak üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bütçe görüşmeleri esnasında birçok şeyler duyduk. Bakanlarımızın icraatlarını dinlerken, hepsini de anlatamadıklarına şahit oldum; ama, tenkitler sınırlarını o derece aştı ki, yapılanlar bile yapılmamış gibi, belgeleriyle yapılanlar da yapılmamış gibi gösterilmeye çalışıldı zaman zaman.

Değerli arkadaşlar, ben konuşmama başlarken, özellikle bu anlamda şu hususu da belirtmek istiyorum: Kasım 2002 seçimlerinden önce, başta Başbakanımız olmak üzere bizler seçmenden oy isterken, üç beş ayda ülkenin sorunlarını halledeceğiz, 100 günde bu işi çözeceğiz filan gibi uçuk kaçık vaatlerde bulunmadık. Aksine, ülkenin devasa problemlerini bildiğimiz için, bizden üç sene bir şey beklemeyin, üç sene sonra ülkede birtakım sorunların halledildiğini, çözüme kavuşturulduğunu görmeye başlayacaksınız dedik. Sizler, bizler, bütün vatandaşlar izlediler; sayın bakanlarımızın yaptığı icraatlardan anlaşılıyor ki, hükümetimizin tarihî rekorlar kıran 100'ün üzerinde "en"lerin, "ilk"lerin bu ülkede yaşandığı bir ortama geldik.

Değerli arkadaşlar, bunun yanında, bütün bunlar yapılırken, millî eğitimden sağlığa, ulaştırmaya, enerjiye, maliyeye, ekonomiye varana kadar, birçok şeyler başarıldı. Hani, Atatürk demişti ya: "Az zamanda çok iş başardık." Bu bütçe görüşmeleri vesilesiyle şahit olduk ki, üç sene içinde, biz de, gerçekten, az zamanda çok iş başardık; ama, bundan sonraki az zamanlarda da çok işler başarmamız gerektiğini biliyoruz.

Arkadaşlarımız bütçenin yetersiz olduğunu söylüyorlar; ama, Adalet Bakanlığı bütçemiz, 2005 yılında ilk defa yüzde 1'in üzerine çıktı ve bu yıl yüzde 1,03 olan bütçe, 2006 yılında 1,12 civarına çıktı. Bununla birlikte, demin arkadaşım söyledi, birçok yasa, yani 55 tane Avrupa Birliğine uyum yasası çıkarıldı ve bu yasaların tamamı, hem adliyemizin iyi çalışabilmesi, zamanında kararların verilebilmesi için yapılan çalışmalar hem de cezaevleriyle ilgili Avrupa standartlarında oluşumların sağlanması idi.

Sayın milletvekilleri, adliyede yeniden yapılanma ve cezaevleri konusundaki yeniden yapılanma, Adalet Bakanlığımız bünyesinde ülkemize çok şeyler kazandırdı. 137 tane ilçe adliyesinin kapatılmasından ne doğdu?..

Değerli arkadaşlarım, ülkenin küçük ilçelerinde yılda 35-40 tane davaya bakan hâkimler varken, bir taraftan da 3 000'in üzerinde dosyaya bakan hâkimler vardı. Bu dengesizliğin ortadan kaldırılması ve hukukun tam işleyebilmesi için, adalet mekanizması içindeki hâkim ve savcılarımız arasında da dengeli bölüşüm gerekiyordu. Onun için, yeni adliye binalarımızın yapılması ve ilçe adliye binalarının birçoğunun kapatılması, uluslararası normlarda çalışmanın bir sonucudur.

Sayın milletvekilleri, bazı adliye binalarının kapatılmasıyla ceza ve infaz kurumlarında da bu yola gidildi. Geçmişte, ne hikmetse, her ilçeye bir cezaevi politikasıyla hareket edilmiş. Yani, ibret alınsın "sen bu suçu işledin, öyleyse, karşılığında da biz seni buraya kapatalım" gibi bir mantıkla hareket edilmiş. Oysa, devletin ve hükümetin görevi, birilerinin, ibret alması veya suç karşılığı bir yere kapatılmasından ziyade, o suçun işlenmediği ortamların sağlanması ve mümkün olduğu kadar, suçu bir daha işlememesinin sağlanması ve çıktıktan sonra da, rehabilite edilerek iş sahibi olabilmesinin sağlanmasıdır. Yani, cezaevlerimiz toplama kampları değil; oradan, topluma faydalı olan insanların da çıkabilmelerinin sağlanması gerekmektedir. Yeni yapılan cezaevleri -44 tane cezaevimiz yapılmış- bilgisayar sistemleriyle donatılmış, 2, 4, 6, 8'er kişilik koğuşlarda, bir taraftan, cezasını evrensel hukuk normları içerisinde çekerken, bir taraftan da, tabiî ki, insan hakları çerçevesinde çok önemli gelişmeler sağlanmıştır.

Bir de, Türkiye'deki cezaevlerini diğer ülkelerle kıyasladığımızda da çarpıcı bir örnek karşımıza çıkıyor; cezaevlerinin kapatılmasında ve yerine, modernize edilmiş yenilerinin eklenmesindeki bir haklılık da şuradan çıkıyor: Ülkemizde şu anda 440 civarında cezaevi var. Bizimle nüfusu aynı olan ülkelere baktığımızda, bu sayı, Fransa'da 182, İngiltere'de 139, nüfusu 80 000 000'u geçen Almanya'da bile 248 adet olduğuna göre, 2006 yılında, bu konuda daha da yapmamız gereken işler olduğunu düşünüyoruz.

Tabiî, değerli arkadaşlar, cezaevi personelinde de önemli sıkıntılar bu vesileyle aşılıyor. Yani, eksik personelden dolayı birtakım sıkıntılar vardı; 2 000'in üzerinde cezaevi personeli alındı ve bunun büyük bir çoğunluğu infaz koruma memuru. Bunlarla beraber, yani, hem adliye binalarının yenilenmesi hem cezaevlerinin yenilenmesi ve modernize edilmesinden sonra insan haklarına daha saygılı, daha düzenli bir bakanlık görmeye başladık.

Aynı zamanda, personel, hizmet eğitimine tabi tutulmuş ve şu ana kadar 18 500 civarında personel, insan haklarına, aynı zamanda psikoloji ve insan hakları dersi görerek cezaevindeki psikolojik havanın değişikliğine uyum sağlanan bir yönetim ve idare tarzı da bu arada dikkate alınmıştır.

Değerli arkadaşlar, 30.11.2005 tarihi itibariyle cezaevlerimizde 55 640 hükümlü ve tutuklu bulunmaktadır. Niye hükümlü ve tutuklu diyorum; çünkü, bunların bir kısmının cezası henüz kesinleşmemiş. Cezası kesilenlerle birlikte rakam bu.

Açık cezaevlerinde 4 335, kapalı cezaevlerinde 3 500, toplam, 7 835 tutuklu iş yurtlarında çalışmakta ve bunlar, iş yurtlarında çalışarak hem gündelik 4,5 YTL ödenek alıyorlar hem çıktıktan sonra yemek paralarını geri iade etmiyorlar hem edilen kârdan yüzde 25 pay sahibi oluyorlar hem de yani cezaevlerinin, bir zamanlar terör yuvası halinde, adı geçen cezaevlerinin de, yani sanatsal faaliyetlerle, iş yurtlarıyla ilgili yapılanlardan sonra artık bu adlarla anılmadıklarını da görüyoruz. Çünkü, biz, zaman zaman cezaevlerine gittiğimizde veya çağrıldığımız zaman, programlarda, artık, tiyatrolar, müzik ve bunun yanında birçok sanat dallarında faaliyetlere kendimiz de şahit oluyoruz. Yani, bizim amacımız cezaevlerinde birilerinden intikam almak değil, cezaevinden çıktıktan sonra o insanların sanat sahibi olmaları ve yeni çıkan yasayla da, bunun, 2006 yılında, bu mahkûmların dışarıya çıktıktan sonra izlenmelerini sağlamaktır. Yani, mümkün olduğu kadar toplumla tekrar entegrasyonunun sağlanması lazımdır.

Değerli arkadaşlar, bu iş yurtlarının çalışmasıyla, 2003 yılında 15 trilyon civarında, 2004 yılında da 25 trilyon civarındaki cezaevlerimizin kârı, yine, cezaevlerimizin ve adliye kuruluşlarının modernizasyonunda kullanılmıştır. Bütün bunlarla birlikte, suçlu cezasını çekerken, şahsın, tekrar suç işleyen değil, topluma kazandırılan kişi olmasına gayret edilmiştir.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi olarak, birçok cezaevini gezdik; hatta, yurt dışında da birçok gezilerimiz oldu; muhalefet partisinden milletvekili arkadaşlarımız da vardı. Bizim, sonuç olarak vardığımız kanaat şu ki, birtakım eksiklikler olabilir tabiî ki; ama, İtalya'da Opera Cezaevini incelediğimizde, Türkiye'deki şartların Avrupa'daki cezaevi şartlarından daha kötü olmadığını gördük.

Değerli arkadaşlar, bu cezaevleriyle ilgili, demin söylediğim gibi, bir önemli konu da, ceza ve tutukevlerinin mümkün olduğu kadar birbirlerinden ayrılması, yani, hüküm giyen ile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

42 konuşma daha · 19 Aralık 2005

42 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook